Hitab-ı iyyakena’büdü demekle, herkese kâfi gelmeyen; kesret-i mahlukattaki vahidiyet tecellisini nasıl anlamalıyız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İlahi sıfatların tasarrufu altında bulunan sonsuz mahlukatı, ne bilmemiz mümkündür ne de hayal etmemiz. Genlerden, atomlardan, arşa, levh-i mahfuza, melekler âlemine, henüz ışığı dünyamıza ulaşmamış yıldızlara kadar bütün bu varlıklar Allah’a ibadet hâlindedirler, onun emri dairesinde hareket eder, vazife görürler. Bütün bunları tasavvur etmek ve bunların tamamı namına “iyyakena’büdü” demek için, Üstadımızın ifadesiyle, “küre-i arz vüsatinde bir kalp lazımdır.”

Allah isminden hareket edildiğinde, bu kadar büyük bir daire karşımıza çıkar. Rahmân isminde ise yeryüzünde kendilerine verilen ibadet görevlerini yerine getiren bütün canlı varlıklar namına böyle demek biraz daha kolaydır.

Kendi vücudumuzdaki bütün hücreler, bütün organlar, ruh dünyamızdaki bütün latifeler ve duygular namına böyle dememiz ve birlikte namaz kıldığımız cemaati düşünerek söylememiz ise en kolayıdır. Bu da vahidiyet içinde bir ehadiyet tecellisidir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

tahiyye
Burada iyyake nabüdüyü açıkladığınız manada söyleyebilmeyi bizim için kolaylaştıran şey iyyakenestain deki rahmet tecellisi olsa gerek.Rahmetin bize yakınlığını, herkesin her mertebede O ndan istiane edip yardım istediğini bu ikinci cümle ifade ediyor. Böyle yakınımızda, ianesinde,ehadiyet tecellisiyle(hususi ama azametli tecellisiyle) bizzat tanıdığımız Zat a azametle İyyake Nabüdü diyebiliyoruz demek ki.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
ersöz

Dördüncü sırrın kasdettiği manayı biraz daha açar mısınız?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Güneşin ısı ve ışığı yeryüzünün tamamında tecelli ediyor ve kendini istisnasız her şeyin üstünde gösteriyor insan güneşin bu ısı ve ışığını iki yöntemle hissedip anlayabilir.

Birisi yeryüzünün tamamını tarayıp güneş hakkında veri toplamak şeklidir ki bunu yapabilmek için yeryüzünün tamamını görecek bir göze hissedecek bir dokunma duygusuna ihtiyaç var. Bu normal bir insanın kaldırabileceği bir yük değildir.

İkinci yöntem ise yeryüzünde azametli bir şekilde tecelli eden ısı ve ışığın küçük ama aynı özelliğe sahip kendi üstünde tecellisini görmek ve okumaktır. İnsandaki göz ışığı deri de ısıyı tadıp tartabilir. İnsan göz ve deri sayesinde güneş hakkında bir malumat elde edebilir. Üstelik bütün yeryüzünün tamamını taramaya ihtiyaç duymadan.

Vahidiyet güneşin yeryüzünün tamamında ki tecellisi iken ehadiyet ise güneşin insanın gözü ve derisinde ki tecellisidir.

Burada güneş Allah’ın Zatını ısı ve ışık Allah’ın isim ve sıfatlarını yeryüzü kainatı göz ve deri de insanın şahsını temsil ediyor. Her insan kainatın tamamında Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellilerini bütün boyutları ve büyüklüğü ile okuyup idrak edemez ama aynı tecelliyi kendi mahiyetinde ve kendi cephesinde rahatlıkla okuyup idrak edebilir.

İnsan bu açıdan kainatın küçük bir özeti bir fihristi bir prototipidir insanı okuyan kainatı okur. İnsanın cephesinde tecelli eden isimler ehadiyeti kainatta tecelli eden isimler ise vahidiyeti temsil eder. Benim Rabbim ifadesi ehadiyeti alemlerin Rabbi ifadesi ise vahidiyeti ifade eder.

Her insan “alemlerin Rabbi” ifadesi arkasında duran Allah’ın Zatını mülahaza edemez ama “benim Rabbim” ifadesi üzerinde Allah’ın Zatını mülahaza edebilir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Adem68474

küre-i arz vüsatinde bir kalp lazımdır.”, ifadesini izah EDERMİSİNİZ 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Dünya büyüklüğünde bir kalp lazım derken vahidyetin tecellisini her insan her zaman göremez görmesi çok zor anlamına geliyor. Birisi yeryüzünün tamamını tarayıp güneş hakkında veri toplamak şeklidir ki bunu yapabilmek için yeryüzünün tamamını görecek bir göze hissedecek bir dokunma duygusuna ihtiyaç var. Bu normal bir insanın kaldırabileceği bir yük değildir anlamında yani. 
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...