"Zulmedenlere en küçük bir meyil dahi göstermeyin; yoksa cehennem ateşi size de dokunur." ayetinin Hücumat-ı Sitte'ye serlevha yapılmasını nasıl anlayabiliriz?
Değerli Kardeşimiz;
“Zulmedenlere en küçük bir meyil dahi göstermeyin; yoksa cehennem ateşi size de dokunur.” (Hûd, 11/113)
Hubb-u cah, enaniyet, tembellik, korku, tama, ırkçılık gibi menfi hissiyatlar, insanı zulmedenlere, kâfirlere, şerlilere meylettirir. Bu menfi hissiyatlar tadil edilip ıslah edilmez ise, insan her türlü çirkin işi yapar ve zalim olur.
Hatta kâfir ve zalimler en çok bu damarları işlettirerek müminleri yoldan çıkarmaya çalışıyorlar. Bu damarlar tahkiki iman dersleri ile ıslah ve terbiye edilmez ise, yol emniyeti alınmamış olur. İstikamet yolundan her an sapmak mukadder olur.
İnsan durup dururken zalim olmaz; önce böyle menfi hastalıklara kapılır sonra da zulme yuvarlanır. Şöhret, bencillik, tembellik, korku, açgözlülük ve ırkçık gibi kötü hasletler; zulüm ve şerre açılan yollar gibidir. Hâlbuki ayet, bırak zalim olmayı "zulme en küçük bir meyilde bile bulunmayın" demektedir. Dolayısı ile ayet ile Hücumat-ı Sitte arasında çok sıkı bir münasebet bulunmaktadır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Neden bu ayet seçildiğine dair biraz daha bilgi verebilir misiniz?
“Zulmedenlere en küçük bir meyil dahi göstermeyin; yoksa Cehennem ateşi size de dokunur.” Hûd, 11:113.
Her bir desisede açık ya da kapalı bir zulüm belirtisi bulunuyor. Özellikle iman hizmetine zarar verecek her bir hal ve davranışlar bir çeşit zulüm belirtisidir. Zulüm illede birisinin hakkını açıktan gasp etmekten ibaret değildir. Bazen insan vazifesinde gevşeklik göstererekte zulme yardım edebilir.
“Hubb-u cah denilen hırs-ı şöhret ve hodfuruşluk ve şan ve şeref denilen riyâkârâne halklara görünmek ve nazar-ı âmmede mevki sahibi”
Mesela kafir ve zalimler şöhret ve makam sevgisini kullanarak ehli imanı hizmetten alıkoyarlar ve iman hizmeti sekteye uğrar bu da bu yönü ile zalimlere bir çeşit meyil ve yardım niteliğindedir.
“İnsanda en mühim ve esaslı bir his, hiss-i havftır. Dessas zalimler, bu korku damarından çok istifade etmektedirler; onunla korkakları gemlendiriyorlar. Ehl-i dünyanın hafiyeleri ve ehl-i dalâletin propagandacıları, avâmın ve bilhassa ulemanın bu damarından çok istifade ediyorlar, korkutuyorlar, evhamlarını tahrik ediyorlar.”
Bir insan bu tarz korkulara yenik düşerek zalimlerin tarafına geçerse onlara meyletmiş ve yardım etmiş oluyor. Zalimin karşısında korkmak, sinmek, pasif olmakta bir cihetle o zalime meyletmek ve yardım anlamına gelir vesaire.
Her bir desise ve bu desiselere kapılıp iman hizmetinden el çekmek, hizmette kusur etmek bir cihetle zalime taraf olmak ona meyletmek onun ekmeğine yağ sürmek anlamına geleceği için ayetle desiseler arasında çok şiddetli bir bağ ve kuvvetli bir münasebet bulunuyor.
Sonuç olarak desiseler, çoğu zaman gerçeği saptırma, doğruyu yanlış gösterme ve insanları yanıltma amacı güder. Bu da doğrudan fikri bir zulüm ve hakikate karşı işlenen bir suçtur. Üstad, batılın hakikati gizlemesi ve haksız yere üstünlük sağlamaya çalışmasının en büyük zulümlerden biri olduğunu belirtmek ister. Ayet, bu tür entrikalarla hakkın üstünü örtmeye çalışanların akıbetini hatırlatır.