"İade edilmemek üzere zeval, nimeti nikmete, şefkati zahmete, muhabbeti musibete ve lezzeti eleme ve rahmeti zıddına kalb eder." Burayı tafsilatlı olarak açar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“... iade edilmemek üzere zeval, nimeti nikmete, şefkati zahmete, muhabbeti musibete ve lezzeti eleme ve rahmeti zıddına kalb eder...”(1)

Bir daha dirilmemek üzere yok olmak nimeti azaba çevirir. Çünkü bir nimeti tattığın zaman o nimetten bir daha istifade etmek istersin ve o nimete iştiyak ve hasret duyarsın. Nimeti sonsuz bir şekilde kaybetme düşüncesi ise nimeti azaba dönüştürür. Şayet o nimeti hiç tatmasaydın, o nimetten ayrı kalma ve o nimete hasret duyma durumundan da kurtulmuş olurdun.

İnsanın bu yaratılışı âhiretin varlığına ayrı bir delildir. “Eğer vermek istemeseydi istemek vermezdi” hakikatince insana bu istidadın ve bu isteğin verilmesi âhiretin varlığını gösterir. Aksi halde, Cenâb-ı Hak insanları şükür ve ibadet için değil, hâşâ itiraz ve isyan için yaratmış gibi olurdu. Bu ise O’nun nihayetsiz rahmet ve hikmetine zıt bir telâkkidir.

“Çünkü insan, sevdiği ve kıymetini takdir ettiği bir Cemal-i Mutlak'tan ebedî ayrılmaktan gelen derin yarasını; ancak ona adavetle, ondan küsmekle ve onu inkâr etmekle tedavi edebilir. İşte kâfirlerin Allah'ın düşmanı olması, bu noktadan ileri geliyor. Öyle ise, herhalde o Cemal-i Ezelî, kendisinin âyine-i müştakı olan insan ile ebed-ül âbâd yolunda seyahatinde beraber bulunmak için, alâküllihal bir dâr-ı bekada bir hayat-ı bâkiyeye insanı mazhar edecek.” (Lem’alar)

İnsanın elde edemediği ve ulaşamadığı bir şeye düşman olması, fıtratının bir özelliğidir.

İnsanın kalbine dercedilen nihayetsiz muhabbet hissi, sonsuz bir cemali sevmek için verilmiştir. Şayet sonsuz cemal sahibi, insanı ebedî bir yokluğa atsa, o sonsuz muhabbet sonsuz bir eleme ve düşmanlığa inkılab eder.

Bir daha dirilmemek üzere yok olmak şefkati zahmete çevirir. Yeryüzünde şefkat ettiğimiz her şey yokluk girdabında kaybolsalar, her biri bizi zahmete sokar, kedere ve hüzne boğar.

Allah’ın rahmetinin en büyük delili şu kâinat ve kâinat içindeki hayat sahiplerinin mazhar olduğu ikram ve ihsanlardır. Şayet bu hayat sahipleri ebedî olarak yokluğa atılsalar, bu dünyada tecelli eden bütün şefkatler acıya dönüşür. İnsan ne kadar ihsan ve ikrama sahipse, o kadar elem ve azap çeker. Zira her ikram ve ihsan ayrılık ve yokluk vesilesiyle insanda bir yara açar.

Bir daha dirilmemek üzere yok olma düşüncesi, bütün lezzetleri acıya dönüştürür. Çünkü lezzete olan ünsiyet ve ülfetin ayrılık acısını da beraberinde getirir. İnsanı en çok üzen şey ünsiyet ettiği bir şeyi kaybetmesidir. Üstelik bu kaybetme ebedî ise elemi de sonsuz olur.

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Lasiyyemalar.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...