"İbn-i Abbas Radıyallahu Anhın dediği gibi, 'herbir mevcuda bakar birer mânevî basarı ve işitir birer mânevî sem’i' bulunmaz mı?" İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Acaba, maddeden mücerred ve muallâ, hem kaydın tahdidinden ve kesafetin zulmetinden münezzeh ve müberrâ; hem şu umum envar ve şu bütün nuraniyat, onun envâr-ı kudsiye-i esmâiyesinin kesif bir gölgesi ve zılâli; hem umum vücut ve bütün hayat ve âlem-i ervah ve âlem-i berzah ve âlem-i misal, nim-şeffaf bir âyine-i cemâli; hem sıfâtı muhîta ve şuûnâtı külliye olan bir tek Zât-ı Akdesin irade-i külliye ve kudret-i mutlaka ve ilm-i muhit ile zâhir olan tecellî-i sıfâtı ve cilve-i ef'âli içindeki teveccüh-ü ehadiyetinden hangi şey saklanabilir? Hangi iş Ona ağır gelebilir? Hangi yer Ondan gizlenebilir? Hangi fert Ondan uzak kalabilir? Hangi şahıs külliyet kesb etmeden Ona yanaşabilir? Hiç eşya Ondan gizlenebilir mi? Hiçbir iş bir işe mâni olur mu? Hiçbir yer Onun huzurundan hâli kalır mı?"

"İbn-i Abbas Radıyallahu Anhın dediği gibi, 'Her bir mevcuda bakar birer mânevî basarı ve işitir birer mânevî sem'i' bulunmaz mı? Silsile-i eşya, Onun evâmir ve kanunlarının sür'atle cereyanlarına birer tel, birer damar hükmüne geçmez mi? Mevâni ve avâik Onun tasarrufuna vesâil ve vesait olamaz mı? Esbab ve vesait sırf zâhirî bir perde olamaz mı? Hiçbir yerde bulunmadığı halde her yerde bulunmaz mı? Hiç tahayyüz ve temekküne muhtaç olur mu?"(1)

Allah’ın eşyayı görmesi ve işitmesinde iki türlü tecelli bulunuyor; birisi vahidiyet diğeri ise ehadiyettir.

Vahidiyet, bütün eşyayı istisnasız bir anda külliyetle görüp işitmesi şeklindedir.

Ehadiyet ise, bütün eşyayı tek tek hususi bir kimlik ile işitip görmesi şeklindedir. Çünkü her bir eşya ve canlının kendine özgü görüntüsü ve kendine ait talep ve istekleri bulunuyor. Allah ehadiyet ile onların bu hususi dua ve görüntülerine ayrıca bakıyor ve değerlendiriyor. Ayağı burkulmuş küçük bir karıncanın ahvali ile gözüne diken batmış bir filin ahvali farklıdır. Allah hepsine ayrıca teveccüh ediyor. Tabi bu teveccüh diğer teveccühlerine mani teşkil etmiyor. Çünkü Allah bir anda bütün canlılara ayrı ayrı teveccüh edip taleplerini değerlendirebilir. Sonsuz sem ve basar bunu gerektirir.

“İbn-i Abbas Radıyallahu Anhın dediği gibi, 'her bir mevcuda bakar birer mânevî basarı ve işitir birer mânevî sem'i' bulunmaz mı?" Hazreti Abbas (ra)’ın bu sözü, bu iki tecelliden ehadiyeti ifade ediyor.

Ayrıca sebep, araç ve aracılar, Onun kainat üzerindeki tasarrufuna engel ve perde değil, tam aksine silsile-i eşya, Onun emir ve kanunlarının sür'atle cereyanlarına birer tel, birer damar hükmüne geçerler.

Her bir mevcuda bakar birer manevî basarı ve işitir birer manevî sem’i” bulunmaz mı?

Cenab-ı Hakk’ın kudret ve irade sıfatları gibi işitme ve görme sıfatları da her şeyi muhittir. Bütün eşyayı birlikte görmesi ve bütün sesleri birden işitmesi bu şekilde ifade edilmiştir.

Yirminci Mektub’da izah edildiği gibi Cenab-ı Hak zâtında bir olduğu gibi icraatında da şeriklere yardımcılara muhtaç değildir. Her işi bizzât elinde tutar.

Silsile-i eşya, onun evamir ve kanunlarının süratle cereyanlarına birer tel, birer damar hükmüne geçmez mi?

İlâhî emirlerin icrasında silsile-i eşyaya hiç ihtiyaç yoktur. Ancak onlar “kanunlarının sür’atle cereyanlarına birer tel, birer damar” hükmündedirler. Bu tel ve damalar olmadan da eşya süratle yaratılabilir, ancak onların yaratılmasında ayrı hikmetler vardır ve ayrı isimlerin tecellileri kendini gösterir. Meyvenin yaratılmasındaki silsile, çekirdekte ağacın planının manen yazılması, çekirdeğin Fettah ismiyle açılması, neşvünema kanunuyla büyümesi, gövde, dal, yaprak, çiçek ve sonunda meyve yaratılmasıdır. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi bunların her biri ayrı bir san’at-ı İlâhîdir ve her birinde ayrı isimler tecelli eder. Yoksa Cenab-ı Hak elmayı da karpuz ve kavun gibi ağaçsız yaratabilirdi.

"Hiçbir yerde bulunmadığı halde her yerde bulunmaz mı?"

Bir yerde bulunmak maddî eşya için söz konusudur. İnsanın organları maddî olduğu için bedende belli mekânlarda bulur ve çalışırlar. Ama ruh için herhangi bir organa yerleşmek, onda mekân tutmak söz konusu değildir. Ruh için bile bir mekânda bulunmak söz konusu olamazken bütün esmâ ve sıfatları nuranî olan Cenab-ı Hak için elbette böyle bir şey düşünülemez.

Konumuzla ilgili olarak Yirminci Mektub’dan bir bahis:

“Madem Sâni-i Kadîr mekândan münezzehtir; elbette kudretiyle her mekânda hazır sayılır. Ve madem tecezzî ve inkısam yoktur; elbette her şeye karşı bütün esmâsıyla müteveccih olabilir.”

Bedenin organları birbirine perde olabilirler, birbirlerine yakın veya uzak olabilirler; ama ruh için bunların hiçbiri söz konusu değildir. O, beden gibi bir maddî varlık olmadığından bedenin organları ona perde olamaz; uzak-yakın, büyük-küçük bütün organlara aynı derecede yakındır.

(1) bk. Sözler, Otuz İkinci Söz, İkinci Mevkıf.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Lazgin

İbn-i Abbas (r.a) ın bu sözünün kaynağı nedir paylaşabilir misiniz?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Kaynak hakkında bir bilgiye ulaşamadık ama araştırmaya devam edeceğiz. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Lazgin

Allah razı olsun

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...