"İhtiyaçtır terakkinin üstadı. Sıkıntıdır muallime-i sefahat. Demek sefahatin menbaı sıkıntı olmuş. Sıkıntı ise, madeni, yeisle su-i zandır." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"İhtiyaçtır terakkinin üstadı. Sıkıntıdır muallime-i sefahet. Demek sefahetin menbaı sıkıntı olmuş. Sıkıntı ise, madeni, yeisle sûizandır."
"Dalalet fikrîdir, zulümat kalbîdir, israf cesedîdir." (Sözler, Lemeat)
Ortaya çıkan ihtiyaç, insanı bu ihtiyacı gidermeye, sorunu çözmeye veya eksikliği tamamlamaya iter. Bu arayış yeni fikirlerin, yöntemlerin, araçların ve bilgilerin geliştirilmesine yol açar.
İhtiyaç duyulan çözümler bulundukça, insanlar daha iyi yaşama şartlarına, daha verimli çalışma yöntemlerine, daha derin bilgilere ulaşır. Bu süreç, bireysel ve toplumsal düzeyde bir ilerleme ve gelişme sağlar.
İhtiyaç, sadece bir sebep değil, aynı zamanda bir "üstat", yani bir öğretmen, bir rehberdir. İnsanlara neyi geliştirmeleri gerektiğini, hangi yöne gitmeleri gerektiğini adeta öğretir ve onları bu yolda motive eder. Açlık, insanı tarım yapmaya; soğuk, barınak inşa etmeye; uzaklık, ulaşım araçları geliştirmeye itmiştir.
Bugün bütün teknolojik gelişmeler ve buluşlar, bu tarz ihtiyaçların bir sonucu bir çözümü bir neticesidir.
İnsanların bir yerden bir yere daha hızlı ve kolay gitme ihtiyacı, tekerleğin icadından otomobile, uçaktan uzay mekiklerine kadar sayısız ulaşım aracının gelişmesine yol açmıştır.
Uzaktaki insanlarla haberleşme ihtiyacı, mektuptan telgrafa, telefondan internete ve akıllı telefonlara kadar iletişim teknolojilerinde devasa bir terakkiyi beraberinde getirmiştir.
Hastalıklarla mücadele ve yaşam süresini uzatma ihtiyacı, tıp biliminin ve teknolojisinin sürekli ilerlemesini sağlamıştır vs.
İnsanlık ihtiyaç duymadığı bir şeyin peşinden gitmez, onu geliştirmez ve ona mesai sarf etmez. Zira insan menfaatperesttir ve menfaatine hitap etmeyen şeylere ehemmiyet vermez. Demek terakki ve gelişimin en büyük dinamiği ve itici gücü ihtiyaçlardır ve menfaatlerdir.
Mesela, deprem evleri yıktığında ve canlar kaybedildiğinde depreme dayanıklı evler bir ihtiyaç haline gelmiş ve insanlık bunu fark etmiş demektir. Bir hastalık yüzünden binlerce insan ölüyorsa bunun aşısı ve ilacını aramak şiddetli bir ihtiyaç olmuş demektir vesaire.
Sıkıntı, insanı günaha ve sefahate iter. Gayrimeşru hayatın vermiş olduğu manevi sıkıntılar ve boşluklar yüzünden, meyhaneleri dolduran insanların hâli buna şahittir.
Sıkıntının madeni yani kaynağı ise, başta Allah’a olmak üzere herkese kötü zanda bulunup, onun sonsuz rahmetinden ümidi kesmektir. Yani "Allah affetmez, bağışlamaz!.." diye itikat etmek suizandır ve bu kötü zannın neticesi de yeis, yani ümitsizlik girdabına düşmektir. İnsanlara da suizan edenler, aynı hissi insanlara besler ve rahatını hatta ruh halini bozar; sıkıntıya düşüp perişan olur.
Yani Allah hakkında kötü zanda bulunmak ümitsizliği, ümitsizlik sıkıntıyı, sıkıntı da sefahati doğuruyor, deniliyor.
İlave bilgi için tıklayınız:
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü