"İhtiyarlık zamanında lüzumsuz tehlikeli siyaset oyuncaklarına atılmak..." Oyuncak ama tehlikeli; açar mısınız biraz? Bir de siyaset her zaman mı tehlikeli, "Kim yapacak o zaman?" diyenler var?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstadımız "cemaat" ve "tarikat" şeklinde İslama hizmet eden kişilerin, siyasete bulaşmalarını tehlikeli görüyor. Hiçbir şeye alet olmayan safi iman hizmetinin, siyasetin kir ve bulanıklığıyla kirlenmesine müsaade edilmemesinin dersini veriyor. Siyasete girmek isteyen ehl-i imana destek verilmesi gerektiğini de Adnan Menderes'e verdiği açık destekten açıkça anlaşılıyor. Lakin onların da "dini siyasete alet etmemeleri, aksine siyaseti dine alet etmelerini" ayrıca "dinin esas ve kaidelerini hakkıyla uygulamaları" için gayret göstermelerini istemiştir. Böylece o kirli zeminde temizliğini muhafaza edebileceğini ifade etmektedir.

Zira günümüzdeki siyasetin çarkı yalan, hile, dolap ve tabasbus (yalakalık) üzerine dönmektedir. Dolayısı ile bu çarkın içine girenler, manevi açıdan büyük bir tehlike içinde kalıyorlar ve kalmaya da mahkûmdurlar.

Bu çarkın tesiri altında kalmadan hizmet edebilmek için ya peygamber gibi masum olmak ya dört halife gibi kalbi bir zühde sahib olmak ya da en azından Ömer bin Abdulaziz ve Mehdi-i Abbasî gibi sağlam bir imana ve ahlaka sahip olmak gerekiyor. Bu ölçülere sahip olmayan kişilerin siyaset içinde kirlenmeden kalmaları mümkün değildir.

İnsanları yola getireyim derken, kendimizin yoldan çıkması pek kârlı ve makul olmasa gerek. Hele ki ahlakın bozulduğu ve imanın zaafa uğradığı bu dehşetli zaman diliminde, siyaseten kurtarıcılık rolüne girmek tam bir safsatadır.

Ne ümmetçilik (Siyasal İslamcılık) ne Turancılık ne de bir başka doktrin Âlem-i İslam’ın bugünkü perişan hâline reçete değildir. Âlem-i İslam’ın ıslahı ancak tahkikî imanla ve Risale-i Nur’un düsturlarıyla mümkündür. Ehl-i sünnet dairesinde olan tarikat ve cemaat erbabı kardeşlerimizin mücadelesi de buna dâhildir.

Memleketimizin iç ve dış şartlarını dikkate almadan “Allah müminlerin yardımcısıdır, niyetimiz de halistir.” diyerek siyaset sahasına atılmak “Türkiye hakikatini” görmemektir, basiretsizliktir, iç ve dış düşmanlara şuursuzca alet olmaktır.

Bediüzzaman bu hakikati şöyle ifade etmektedir:

"Lakin bu hâl büyük bir derstir. Beni ikaz etti ki, cahil dost düşman kadar zarar verebilir. Öyle ise şimdiye kadar düşmanın tarafına bakıp elimdeki elmas kılıçla onların tefritlerini kırardım. Fakat şimdi mecburum. Öyle dostların terbiyeleri için onların avamperestane ve ifratkârane olan hayalatlarına o kılıcı bir derece iliştireceğim. O zahirperestler emin olsunlar ki sa’yleri beyhudedir."(1)

Bu asırda, maddeci ve inkârcı felsefe İslami hayatın kökü ve esası olan imana saldırıyor. Çünkü iman imha edilirse ortada ne Müslüman kalır ne din kalır. Üstad Hazretleri bu tehlikeyi gördüğü için, bütün gücünü ve mesaisini imanın neşir ve ilanına hasretmiştir.

Çünkü kökü kurumuş bir ağacın dal ve budaklarını ilaçlamanın bir mânası ve faydası yoktur. İslam bir ağaçtır, kökü iman, gövdesi ibadet, meyvesi ise ahlaktır. Kök, yani iman çürük ve hastalıklı olursa, gövde ve meyve, yani ibadet ve ahlak kurtlu olur ve işe yaramaz. Hâlihazırdaki Müslümanların hâli buna şahittir. Öyle ise bu ağacı kurtarmak için imana, yani köke ağırlık verilmelidir.

Üstadımızın ömrü zindanlarda geçmesine rağmen, davasından zerre kadar taviz vermemiş. Çünkü o, tahkikî iman sahibi idi...

1) bk. Muhakemat, Birinci Makale (Unsuru'l-Hakikat), On İkinci Mukaddime.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...