"İ'lem eyyühe'l-aziz! Kâfirlerin Müslümanlara ve ehl-i Kur'ân'a düşman olmaları, küfrün iktizâsındandır. Çünkü küfür imana zıttır..." Devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstat Hazretleri imansızlığı iki grupta ele alıyor: Adem-i kabul ve kabul-ü adem. İslâmiyet’e gerçek mânada düşman olanlar bu ikinci gruptur. Birinciler inançsızıdırlar, ama imansızlığı dava edinmek ve insanları o yola sevk etmek gibi bir meseleleri yoktur. Onların tek davası dünyada nefislerinin bütün isteklerini yerine getirerek yaşamaktır. Menfaatlerine dokunmadığınız müddetçe sizin inancınıza hiç bakmaz sizinle iyi geçinirler. Hele onlara menfaatiniz dokunursa sizden iyi adam yoktur.

Müslümanlara dost olmalarının beklenemeyeceği grup, kabul-ü adem grubuna giden inkârcılardır. Yâni, küfrü dava edinen ve insanların imandan ve ahlâktan yoksun bir hayat sürmelerini bir ideoloji olarak benimseyen ve bu yolda gayret gösteren kesim.

Bir de, tarihten gelen bir düşmanlıkla bize sürekli düşman nazarıyla bakan, özellikle Avrupa’da yaşayan koyu Hristiyanlar ve devlet yöneticileri var. Onların da hakikî mânada dostluğu beklenilmez. İyi geçinmek, sulh içinde birlikte yaşamak ayrı bir meseledir. İslâm’da sulh esastır. Bunu korumaya çalışmakla birlikte, onların bizi samimî olarak sevmeyeceklerini de hatırdan çıkarmamak gerekiyor.

Konunun önemli bir boyutu da şu cümle ile nazara veriliyor:

“Maahaza Kur’ân, kâfirleri ve âba ve ecdadlarını idam-ı ebedî ile mahkûm etmiştir.”

Buna göre, küfür üzere yaşayan, imâna ve İslâm’a karşı olan bir kimseye İslâmiyetten söz edildiğinde, kendisinin, çocuklarının ve ecdadının ebedî cehennemde yanacaklarını beyan eden bir din hatırına gelir ve bu yüzden İslâm’a karşı çıkar, Müslümanlara düşman olur.

Not: Bu cümlede ve bazı risalelerde geçen “idam-ı ebedi” ifadesi bazen yanlış yorumlanıyor. İnançsız bir insana göre âhiret hayatı olmadığından ölüm onun için bir idam gibidir. Yâni, ebedi saâdete ebediyen erişemeyecek demektir. Yoksa ebediyen yok olacak demek değildir. Bilindiği gibi, hapis cezâsı alan bir kişi hapishaneye girmekle birlikte cezâsını doldurduğunda bir gün oradan çıkıp dostlarına kavuşacağını umar ve o ümitle yaşar. Ama idam cezâsı alan bir insan için artık sevdiklerine kavuşma kapısı ebediyen kapanmış demektir.

- Kafirlerin Müslümanlara muhabbet besleyeni var mıdır? Hristiyanlar ve Yahudiler de bu sınıftan mıdır?

"İ'lem eyyühe'l-aziz! Kâfirlerin Müslümanlara ve ehl-i Kur'ân'a düşman olmaları, küfrün iktizâsındandır. Çünkü, küfür imana zıttır. Maahaza, Kur'ân, kâfirleri ve âbâ ve ecdatlarını idam-ı ebediyle mahkûm etmiştir."

"Binaenaleyh, Müslümanlarla ülfet ve muhabbetleri mümkün olmayan kâfirlere muhabbet boşa gidiyor. Onların muhabbetiyle karşılaşılamaz. Onlardan medet beklenilemez. Ancak حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ ["Allah bize yeter; O ne güzel vekildir." (Âl-i İmrân, 3/173). diye Cenab-ı Hakka iltica etmek lâzımdır."(1)

Müslümanın hamisi, vekili, koruyucusu, yardımcısı ancak ve ancak Allah’tır. Allah’ın dışında hami, vekil, koruyucu, yardımcı aramak hem imana hem de hakikate zıttır.

Bugün İslam coğrafyasındaki kan ve zulmün dinmesi için Allah’tan değil de Amerika ve Avrupa’dan medet umar hale gelmemizin cezası olarak, mevcut durumdan daha beter bir zulüm ve kanı görüyoruz. İşte Irak, işte Afganistan, işte Mısır.

Kafirlere güvenip dayanmanın bedel ve cezasını peşinen görüyoruz yani. Halbuki Müslümanın gerçek hamisi, vekili, koruyucusu, yardımcısı ancak ve ancak Allah’tır ve onun inancını samimiyetle kalbinde taşıyan müminlerdir.

Avrupa ve Amerika’nın elindeki müspet değerlere muhabbet etmek ve onları elde etmek için onlarla teşrik-i mesai etmek, yukardaki ifadelerin kapsamına girmiyor. Hikmet ve teknik İslam’ın yitik malıdır kimde ve nerde olursa olsun onu almak gerekir.

Kafirin her sıfatı kafir olmak gerekmediği gibi Müslümanın her sıfatı da müslim olmak gerekmiyor. Öyle ise kafirdeki Müslüm sıfatları sevmekte ve ona ünsiyet etmekte bir sakınca yoktur.

Dindar Hristiyanların ortak düşman olan dinsizliğe karşı mücadelelerinde onlara dost ve yardımcı olmakta da bir sakınca yoktur. Mesela, Amerika'da kurulmuş bir dernek, var gücüyle darwinizm ile mücadele ediyor, onların fikirlerini çürütmek için bilimsel araştırmalar yapıyor. Müslüman birisinin bu derneğe muhabbet beslemesi ve desteklemesi gayet makuldür, ayetin yasak kapsamına girmiyor. Üstad Hazretlerinin dindar Hristiyanlara bakış açısı bu şekildedir diyebiliriz. Bu hususa ayette şu şekilde işaret edilmektedir:

"Sen, iman edenlere, düşmanlık besleme bakımından onların en şiddetlilerinin Yahudiler ile müşrikler olduğunu görürsün. Müminlere sevgi bakımından en çok yakınlık duyanların ise 'Biz Nasârayız (Hristiyanız)' diyenler olduğunu görürsün. Bunun sebebi, onlar arasında bilgin keşişlerin ve dünyayı terk etmiş rahiplerin bulunması ve onların kibirlenmemeleridir.” (Maide, 5/82)

Özet olarak, biz Hristiyanların batıl inanç ve ilkelerinden beri ve uzağız, ama onların elinde bulunan müspet ve müslim sıfatlara da taraftarız, diye özetleyebiliriz.

(1) bk. Mesnevî-i Nuriye, Hubâb.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...