"Umumî olan bir in'am ile inayet-i şahsiye arasında münafat yok. Meselâ: Bir ziyafete yapılan umumî bir davet altında şahıslar da davet edilmiş olur..." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İ’lem eyyühe’l-aziz! Umumî olan bir in’am ile inayet-i şahsiye arasında münafat yok. Mesela, bir ziyafete yapılan umumî bir davet altında şahıslar da davet edilmiş olur. Yani bu ziyafet umumî olduğundan davet umumiyette kalır, şahıslar nazara alınmıyor, denilemez. Binaenaleyh Allah’ın nimetleri vakıf malı veya nehir suyu gibi umumî olup in’amında şahıslar kasdedilmemiş değildir. Ancak o umumiyette hususiyet de maksuddur. Binaenaleyh eşhas, o umumî in’amda kasdedilmediklerinden o nimetlere karşı şükretmeye mükellef olmadıklarına zehab etmek hatadır."(1)

"Umumî olan bir in'am ile inayet-i şahsiye arasında münafat yok. Meselâ: Bir ziyafete yapılan umumî bir davet altında şahıslar da davet edilmiş olur."

İn’am; nimetlendirmek, ikram etmek demektir. Herkese yapılan bir ikram “umumi in’am” oluyor. Bir de bir kişiye hususi olarak bir nimet takdim ettiğinizde bu hususi bir in’am olur.

Bu ikisi arasında münafat yani bir zıddiyet yoktur. Meselâ, iş arkadaşlarınızın tümüne, “Yarın sizi yemeğe bekliyorum” dediğinizde, kimse diyemez ki, ben davet edilmedim.

Allah’ın umumî ihsanları var ve her tarafı kaplamış; herkes ve her hayvan onlardan istifade ediyor. Mesela, hava, umumî bir in’amdır. Bütün teneffüs edilenler bu davete çağrılmışlar.

"Yani, bu ziyafet umumî olduğundan davet umumiyette kalır, şahıslar nazara alınmıyor, denilemez. Binaenaleyh Allah'ın nimetleri vakıf malı veya nehir suyu gibi umumî olup, in'amında şahıslar kasdedilmemiş değildir."

Cenâb-ı Hak yerküreyi bize beşik veya gemi yapmış. Havayı kanımızın temizlenmesine, Güneşi görmemize vesile kılmış. Herkese nimet verilirken, biz de kastedilmişiz. Kast edilmişiz ki, bize de göz verilmiş; güneşten ziya alıyoruz. Bize de mide verilmiş; taamları yiyoruz. Bize de kulak takılmış, sesleri işitiyoruz. Kastedilmemiş olsaydık bize o alıcı cihazlar takılmazdı. Madem o alıcı cihazlara sahibiz, o halde biz de hususî olarak davet edilmiş gibiyiz.

Bütün hayvanlar ve insanlar aynı gemide seyahat ediyoruz. Ancak, bütün canlı türleri içerisinde bu seyahatten haberdar olan sadece insanlar. Bu gemide mazhar oldukları sonsuz nimetler için şükür vazifesini yerine getirenler ise sadece Müslümanlar. Bir Müslüman, günde beş defa farz olarak, yani Allah’ın emri gereği Rabbini ve kul olduğunu hatırlıyor. Başıboş olmadığını hatırlıyor. Mazhar olduğu maddî ve manevî nimetleri hatırlıyor. Ve nihayet yolcu olduğunu, ebediyet âlemine doğru durmadan yol aldığını hatırlıyor.

Farz namazları dışında, Peygamber Efendimiz (asm.) kuşluk namazından, şükür namazına, sefer namazından evvabin namazına kadar birçok nafile namazlar da kılmış. Zaten teheccüd namazı kendisine vacib.

Her mü’min de elinden geldiğince nafile namazlarını da artırmaya çalışmalı, Allah Resulüne (asm) bu yönde de uymaya gayret etmeli.

"Ancak o umumiyette hususiyet de maksuddur. Binaenaleyh eşhas o umumî in'amda kastedilmediklerinden o nimetlere karşı şükretmeye mükellef olmadıklarına zehab etmek hatadır."

Her insan düşünmeli ki, Dünya benim için dönüyor, Güneş benim için doğuyor, Ay bana takvimcilik ediyor ve yol gösteriyor, ağaçlar meyvelerini bana uzatıyorlar.

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Zerre.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 4.064
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...