"İnsanın vücudunda birkaç daire vardır. Çünkü hem nebatîdir, hem hayvanîdir, hem insanîdir, hem îmânî..." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Ve keza insanın vücudunda birkaç daire vardır. Çünkü hem nebatîdir hem hayvanîdir hem insanîdir hem imanî. Tezkiye muamelesi bazen tabaka-i imaniyede olur. Sonra tabaka-i nebatiyeye iner. Bazen de yirmi dört saat zarfında her dört tabakada muamele vaki olur. İnsanı hata ve galata atan, bu dört tabakadaki farkı riayet etmemektir. خُلِقَلَنَامَافِىالْاَرْضِجَمٖيعًا ya istinaden insaniyetin mide-i hayvaniye ve nebatiyeye münhasır olduğunun zannıyla galat ediyor. Sonra bütün gayelerin nefsine ait olduğunun hasrıyla galat ediyor."
"Sonra her şeyin kıymeti, menfaati nisbetinde olduğunun takdiriyle galat ediyor. Hattâ Zühre yıldızını kokulu bir zühreye mukabil almaz. Çünkü kendisine menfaati dokunmuyor."(1)
“Ve kezâ, insanın vücudunda birkaç daire vardır. Çünkü hem nebatîdir, hem hayvanîdir, hem insanîdir, hem îmânî.”
İnsanın varlığında dört ayrı daire bulunuyor.
İnsanın nebatî ciheti, yani bitkilerle ortak yönü, ana rahmine bir tohum gibi atılıp, o âlemde büyüyüp dünyaya gelmesi, dünyada da büyümesini sürdürmesidir.
Hayvanî ciheti, yemesi, içmesi, görmesi, işitmesi, yürümesi ve çoğalması gibi hayvanlarla ortak yönleridir.
İnsanî ciheti ise, akıl sahibi olması, delillerden hükümler çıkarması, mazi ve müstakbeli bilmesi gibi düşünceye dayanan fonksiyonlarıdır. Bu aklı yerinde kullanarak kendisini ve bütün âlemleri yaratan Rabbine iman etmesi ise onun imanî cihetidir.
Tezkiye; temize çıkarma, temizleme, aklama manasına geliyor. Bu temizleme muamelesi insandaki dört dairenin her biri için ayrı bir şekilde icra edilir.
İmanın tezkiyesi; kalbin batıl inançlardan temizlenmesi, iman hakikatlerine Kur’anın bildirdiği, Allah Resulünün (asm.) öğrettiği şekilde iman edilmesiyle olur. Bunu salih amel takip eder. Salih amel işleyen bir mümin, amel âlemini günahtan ve isyandan uzak tutmakla tezkiye etmiş olur.
Bir önemli faktör de güzel ahlâktır. Güzel ahlâk sahibi olan bir mümin, ahlâk dünyasını kin, haset, kibir, suizan gibi kötülüklerden temizlemiş olur.
İnsanî cihetin temizlenmesi, insan aklının yanlış düşüncelerden, hatalı fikirlerden uzak tutulması demektir.
Hayvanî cihetin temizliği, insanın hayvanlarla müşterek olduğu yeme, içme, görme, işitme gibi özelliklerini insanca kullanması ve onlara iman şuuruyla yön vermesi demektir.
Nebatiyet ciheti ise, insanın helal rızıklarla beslenmesiyle tezkiye edilmiş olur.
Bu son cihet bazı büyük zatlara göre işin temelidir. Bu zatlar, insan helal rızıkla beslenmedikçe, diğer üç cihetin istikamet üzere bulunmasının çok zor olduğunu söylerler.
Konunun devamında geçen, “İnsaniyetin mide-i hayvaniye ve nebatiyeye münhasır olduğu”, “bütün gayelerin nefsine ait olduğu” ve “her şeyin kıymeti, menfaatı nisbetinde olduğu” gibi düşünceler hep, insaniyet cihetinin esası olan aklın, yanlış kullanılmasıyla ortaya çıkarlar.
Nebatî Tabaka: İnsanın ceset ve cismi, bir bitki gibi ya da bir ağaç gibidir. Nasıl ağacı ayakta tutan sert azaları varsa, insan bedenini de ayakta tutan kemikleri vardır. Nasıl ağaç mineral ve kimyasallarla beslenip boy atıyor ise, aynı şekilde insanın cismi de vitamin ve gıdalar ile beslenip büyüyor ve buna benzer bir çok özellik ile insanın cismi ile nebatat arasında münasebetler vardır.
İşte insanın günlük olarak bu nebati ihtiyaçları karşılaması için, nebati hallere girmesine nebati tabaka deniyor. Ama sürekli değildir. İnsanın sinirleri, damarları, dokunma duygusu gibi hissiyatları hep nebati kısma girer.
Hayvani Tabaka: İnsanın hayvanlar ile müşterek halleri ve ihtiyaçları vardır. İnsanın acıkması, susaması, şehveti ve üremesi tamamen hayvani gereksinimlerdir. Bu noktadan insan, hayvani daireyi de kuşatıp içine alır. İnsanın günlük yemek içmek ve sair ihtiyaçlarını temin etmesi, hayvani dairenin işlerini görmek demektir. Tabiri caiz ise; o ihtiyaçları karşılama anında insanda hayvanilik hükmediyor.
İnsani Tabaka: İnsanın bitki ve hayvanlardan farklı olarak, insanın sahip olduğu insani ihtiyaç ve özellikleridir. Mesela düşünmek, konuşmak, sevmek, acımak, gelişmek, üretmek bunlara örnek olarak verilebilir. İnsan bu vasıfları ile mahlukat içinde en mümtaz bir konumdadır. İnsanın günlük yaşamında en çok içinde bulunduğu tabaka bu tabakadır.
İmani Tabaka: İnsanın Allah’a olan kulluk tabakasıdır. İnsan bu tabakada iman ve ibadet vasıtası ile diğer bütün tabakaların üstünde bir mevkidedir. Alemi alabildiğine geniştir. Genişlik noktasından sırası ile nebati tabaka en dar dairedir, imani tabaka ise geniş tabakadır. İnsan bu tabakada ne kadar terakki ve tekemmül ederse, o nispette inbisat edip genişler.
İşte insan, bir gün içerisinde bu tabakalar arasında gelip gider. Uyurken bitki tabakasında, yemek yerken hayvani tabakada, düşünüp çalışırken insani tabakada, namaz kılarken imani tabakada dolaşır. Bunların hepsi bir gün içinde gerçekleşir.
İşte insan bu tabakalar arasında dolaşırken, her tabakanın gereğini ifa etmek ile mükelleftir. Bir tabaka, bir tabakanın ifasını engellememelidir. İnsan bu tabakaları dolaşırken, birisine takılıp diğerlerini ihmal ederse, bu, galat ve yanılma olur.
İnsan fıtratı çok geniş ve her şeyi mizana çekecek bir özelliğe sahip olmasından, kainatta yaratılmış her şeyi anlayacak ve tartacak cihazlarla donatılmıştır. İnsan, mahiyet olarak bütün mahlukatı temsil edecek vasıflara sahiptir. İnsandaki nebati daire, bitkileri temsil eder ve onların temel özellikleri insanda da vardır.
Mesela, insandaki büyüme kanunları bitkileri temsil eder. İnsandaki yemek, içmek ve nikah gibi ihtiyaçlar hayvanat dairesini temsil eder. İnsanın şuur, vicdan ve kalp gibi hissiyatları diğer mahlukattan ayıran, kendine has bir dairedir. Yani insani dairedir. İman ve ibadet ise melekleri temsil eden bir yönüdür.
İnsan, âdeta bütün mahlukatın bir özeti, bir karışımı gibi mükemmel bir mahiyete sahiptir. İnsan bu daireler vasıtası ile kainatta her şeyi hem temsil eder, hem de o dairedeki mana ve tecellileri tartıp mizana çeker ve külli bir kulluk vazifesini omzuna alarak kainatın halifesi olduğunu ispat eder.
Yalnız, insan, bazen bu daireleri bir biri ile karıştırıp hata ediyor, ya da bir daireye hapis olup her şeyi o dairenin ölçüleri ile tartamaya kalkıyor ve diğer dairenin gereklerini yapmıyor, hataya düşüyor.
Üstat, bu manaya paragrafın sonunda şöyle işaret ediyor:
“Sonra bütün gayelerin nefsine ait olduğunun hasriyle galat ediyor. Sonra, her şeyin kıymeti, menfaati nisbetinde olduğunun takdiriyle galat ediyor. Hattâ Zühre yıldızını kokulu bir zühreye mukabil almaz. Çünkü kendisine menfaati dokunmuyor.”
(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Onuncu Risale.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Bediüzzaman Hazretleri insanın bu tabakalardan oluştuğunu söylemiş. Peki, bu tespit Üstad'ımıza has bir tespit mi? Yoksa başka âlim zatların da bu şekilde tespitleri var mıdır? İsim ve eser ismi verir misinz? Şayet bu eserler elinizde mevcut ise, o âlimlerin eserlerindeki açıklamalarını da yazarsanız sevinirim.
Benzer ifadeleri İmam Gazali ve filozoflar şu şekilde ifade etmişler:
İbn Sina da güçleri açısından nefsi, nebati, hayvani, insani nefs olmak üzere üçe ayırmış; ayrıca hareketin esas alınması açısından bu üçüne bir de felek-i nefsi ilave etmiştir. 95 Nebati nefs/ruh, bitkilerde bulunan bu nefs, beslenme, büyüme ve üreme fiillerine sahip olan canlının ilk yetkinliğidir. Bu nefsin beslenme gücü (el-kuvvetü'l-gaziyye/tegazziye), büyüme gücü (elkuvvetü'l-tenmiye) ve üreme gücü (el-kuvvetü'l-tevellüde/müvellide) gibi güçleri vardır.
Hayvani nefs, canlının idrak ve eylem bakımından ilk olgunluğudur. Cüz'ileri idrak etme ve iradeli fiillerde bulunma açısından canlının ilk yetkinliğidir. Bu nefsin, hareket ettirici (muharrik), kavrayıcı (müdrike) güçleri vardır. Muharrik gücün de kendi içinde şehevi ve gadabi kuvvetleri bulunmaktadır. Müdrike gücünün de beş duyu ve ortak duyu/hissi müşterek, hayal, hafıza/zakire ve vehm gibi kuvvetleri bulunmaktadır. Bu müdrike kuvvetlerinin her birinin bedende kendine özgü yerleri vardır.
İnsani nefs, akli iradeye sahip olması, tefekkürle bilgi üretmesi ve küllileri idrak etmesi açısından canlının ilk yetkinliğidir. İşte bu nefs, cisim olmadığı gibi, cisimle varlığını sürdüren bir varlık değildir. Buna 'natık nefs' de denilmektedir. Bu nefsin bilici güç (el-kuvvetü'l-'alime) ve yapıcı güç (el-kuvvetü'l-'funile) leri vardır. Bu ikisine birlikte ortak ad olarak 'akıl' denilse de asıl akıl, 'el-kuvvetü'l-'alime' dir ve bunun akl-ı heyularu, akl-ı bi'l-fiil, akl-ı müstefad/akl-ı bi'l-meleke gibi çeşitleri bulunmaktadır.
Kaynak: Hayrani Altıntaş, İbn Sina Metafiziği, s. 123.
Aristo'ya göre bitkisel/nebati, hayvani ve insani ruh olmak üzere üç çeşittir.
Nebati ruh: bütün bitki ve hayvanlarda ortak olup, en aşağı kademedeki besleyici ruhtur. Nebat! ruhun beslenme, büyüme ve üreme güçleri vardır. Bunlar olmaksızın canlı bir şey hissetmez veya hisseden ruh olmaz.
Hayvani ruh: Bu ruh, bütün hayvan ve insanlarda bulunmaktadır. Nebat! ruhun bütün güçlerine sahip olmakla birlikte hareket, his/duyarlık, şevk ve tahayyül güçlerine de sahiptir. Hayvani ruhta bulunan hatırlama ve saklama kabiliyetleri şuursuzdur. Bitkiyle hayvan arasındaki bu esaslı ayrılık canlının (hayvan ve insanın) kalbe sahip olmasından ötürüdür.
İnsani ruh: Bu kademedeki ruhun özelliği mezkur diğer özelliklerle birlikte akıllı olmasıdır ve bu yüzden bilen, düşünen bu ruhtur. Bu ruhun da sahip olduğu meleke/güçler bulunmaktadır. Bunlar besleyici güç, duyular( havass-ı hamse), ortak duyum (hiss-i müşterek), hayal(mütehayyile), hareket (müteharrike), düşünme ve akıl (müfekkire) güçlerdir. Besleyici (bitkisel) ruh ve hisseden (hayvani) ruh kendi başlarına var olamazlarsa da akıl, ruhun bu iki nevinden ayrılabilir.
Hayvani ruh, bedene bağlıdır, bedenle birlikte ortaya çıkar ve onunla birlikte yok olur. Akıl ise bedenden bağımsız ve sonsuz/ölümsüzdür. Gerçekte insani ruh ile beden arasında deruni bir bağlılık söz konusu değildir.
Kaynak: Alfred W eber, a. g. e., s. 83; Kfuniran Birand, a. g. e., s 84; Bolay,Aristo Metafiziği ile Gazzali Metafiziğinin Karşılaştırılması, s. 84-85.
Aristo ve bu düşünce geleneğini benimseyen Farabi ve İbn Sina gibi Gazzali'ye göre de varlıklarda nebati, hayvani ve insani ruh olmak üzere üç çeşit ruh bulunmaktadır.
Nebati Ruh: buna tabii ruh (er-ruhu't-tabil) de denilmektedir. Beslenme, büyüme, çoğalma, dal budak salma gibi şuursuz hareketler yapan, bitkilerdeki bu nebati ruhtur. Hayvanlar ve insanlar, nebati ruh'un özelliklerine sahip olmakta birliktedierler müşterektirler.
Hayvani Ruh: bu ruha "cismani kalp" de denilmektedir. Hayvanı ruh latif bir cisimdir. Onun bedenle ilişkisi yanan lamba gibidir ki burada hayat, lamba; kan, bu lambanın yağı; duyular ve hareket, lambanın ışığı; şehvet, lambanın sıcaklığı; öfke, dumanı; gıdalan arzulayan kuvvetler; lambanın hizmetçi, bekçisi ve vekili gibidirler. Din ve mutasavvıflar hayvanı ruhu "nefis" diye isimlendirmektedir. Nitekim "Senin en büyük düşmanın nefsindir."163 hadisi ve Arapça'da kullanılan "senin iki yanındaki nefsin" ifadesi buna işaret etmekte ve bu nefisle şehevi gadabi kuvvetleri içeren güç kast edilmektedir.
Bu ruh, nebati ruh'un kuvvet ve özelliklerini içermekle birlikte ilaveten iradi hareketler, hissetme, kendine faydalı olanları elde etme, zararlı olanlardan uzaklaşma gibi özelliklere sahiptir. Keza bunda idrak gücü bulunmakta, idrak gücü de dış ve iç ai emi (zahir ve batını) idrak etme açısından ikiye ayrılmaktadır. Beş duyu ile dış alem; hayal, hafıza, vehim ve düşünme güçleriyle de iç alem algılanmaktadır. Hayvani ruh, menide bulunan bir hararettir ve cism-i tabi'inin kemalidir; bütün hayvan ve insanlarda bulunmaktadır. Bu ruh, latif cisimdir ve eserleri arazlardır; gıdalar, bitkiler ve unsurların özüdür. İlimleri ve yaratıcıyı bilemez. Allah Teala'nın hitabı ve dini sorumluluk bu ruha değildir. Bedenin ölmesiyle birlikte ölür.
İnsani Ruh: bu ruha Gazzali,"er-ruhu'n-natıka, en-nefsu'n-natıka, er-ruhu'l-mutmainne" de demektedir. Ki ilk iki tür ruha ilaveten sırf insana özgü olan nefs bu nefstir. Bu ruh/nefs, cisim ve araz değil, aksine kendiliğinden hayat sahibi (hayy bi zatihi), kamil, daima mevcut, bozulup-değişmeyen, bedenin ölmesiyle ölıneyen, müstakil bir cevherdir. Tabii/nebati ve hayvani ruh ile bedenin bütün kuvvetleri bu insani ruhun askerleridir. Nefs-i natıka'nın bilici ('alime) ve yapıcı (amile) şeklinde iki temel güç ve bunlardan kaynaklanan diğer güçler bulunmaktadır.
Külilileri idrak eden, iradi eylem ve istidlallerde bulunan, insanı, diğer varlık ve canlılardan ayıran asıl onun bu özelliğidir.
Bütün bunların ışığında Gazzali'ye göre en basitinden bir üst derecede kemale doğru bitki, hayvan, insan ve melek olmak üzere dört varlık ve ruh çeşidi bulunmakta ve özellikle ilk üç ruh grubunda bir sonraki bir önceki ruh türünü içermektedir.
Kaynak: Gazzali, Me'aricü'l-kuds, s. 20-21; a.mlf., er-Risaletü'l-ledünniyye, s. 93-94, amlf. İhyd, II, 1347, a. mlf., Mfzanu'l-'amel, s. 26-27.
Dördüncü hatveyle ne alakası var izah eder misiniz?
Dördüncü Hatve, "Enaniyetten (benlikten) vazgeçip, Allah'ın isim ve sıfatlarına aynalık yapıldığını idrak etme" makamıdır. Bahsettiğiniz bu dört tabaka, bu hatvedeki yolculuğun "sahasını" oluşturur:
Farkı Riayet Etmek: İnsan hata ettiğinde genellikle bu dört dairenin ihtiyaçlarını birbirine karıştırır. Örneğin, imanî bir meselede veya insanî bir kararda, hayvanî veya nebatî arzuların (nefsin) baskın gelmesi, o kişinin "hata ve galata" düşmesine neden olur.
Tezkiye (Arınma) Süreci: Dördüncü hatve, insanın kendi nefsinin bu dört tabakasını teker teker terbiye etmesini gerektirir. Sadece imanî tabakada "idare-i maslahat" etmek yetmez; biyolojik ve hayvani arzuların da (nebatî ve hayvanî tabaka) iman hakikatleriyle hizalanması gerekir.
Eğer bir kişi imanda yükselip (imanî tabaka), günlük hayatın basit akışında (nebatî tabaka) veya duygusal tepkilerinde (hayvanî tabaka) bu iman ışığını yansıtamıyorsa, o kişi henüz "dördüncü hatve"nin tam derinliğine ulaşamamış demektir. İnsanı hata ve galata atan, "Ben zaten iman ettim" deyip, alt tabakalardaki (nefsin biyolojik ve duygusal boyutu) disiplini ihmal etmektir.
Özetle
Dördüncü hatve, insanın kendi varlığındaki bu dört katmanı birbiriyle çatıştırmadan, imanî bir perspektifle yönetmesidir. Yani:
Beslenmenizi (nebatî),
Duygularınızı (hayvanî),
Düşüncelerinizi (insanî),
İnancınızı (imanî), Tek bir potada, Allah'ın razı olduğu bir çizgide birleştirmektir. Bu farkı gözetmeyen insan, çoğu zaman kendi biyolojik arzularını "insanî veya imanî bir hakikat" gibi algılama yanılgısına (galata) düşer.