İnsanın "Zişuurun serfirazı" olmasını ve "Sani-i Zülcelal, o gayetülgaye olan şükür ve ibadeti, başkalara gitmesine müsaade etsin?" kısmını izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Serfiraz; başını yükselten demektir ve “başkalarından üstün olan” manasında kullanılır. Kâinatın yaratılmasındaki en büyük gaye insan meyvesi vermesidir. Zariyat Suresi 56. ayet-i kerimede de insanların yaratılış gayesinin ibadet olduğu beyan ediliyor:

"Ben cinleri ve insanları, ancak bana (ibadet) kulluk etsinler diye yarattım."

Kâinattan gaye insan, insandan gaye de ibadet olunca şükür ve ibadet “gayenin gayesi” (gayetü’l-gaye) olmuş oluyor.

Allah'ın, bir ismi de Hakîm'dir. Her şeyi hikmetlerle yaratan demektir.

"İsm-i Hakemin tecellî-i âzamı şu kâinatı öyle bir kitap hükmüne getirmiş ki, her sayfasında yüzer kitap yazılmış ve her satırında yüzer sayfa derc edilmiş ve her kelimesinde yüzer satır mevcuttur ve her harfinde yüzer kelime var ve her noktasında kitabın muhtasar bir fihristeciği bulunur bir tarza getirmiştir. O kitabın sayfaları, satırları, ta noktalarına kadar yüzer cihette Nakkaşını, Kâtibini öyle vuzuhla gösteriyor ki, o kitab-ı kâinatın müşahedesi, kendi vücudundan yüz derece daha ziyade Kâtibinin vücudunu ve vahdetini ispat eder. Çünkü bir harf kendi vücudunu bir harf kadar ifade ettiği hâlde, kâtibini bir satır kadar ifade ediyor." (Lem'alar, Otuzuncu Lem'a, Üçüncü Nükte.)

Kâinattaki, çok küçük ve basit gördüğümüz varlıklara sayısız hikmetler takan bir hakîmin, umum kâinatın yaratılışını hikmetsiz bırakması hiçbir cihetle mümkün değildir. Onuncu Söz'de geçtiği üzere;

"Hem hiç mümkün müdür ki, bir ağaca taktığı neticeler, meyveler miktarınca, her bir zîhayata, belki lisan gibi her bir uzvuna, belki her bir masnua o derece hikmetleri, maslahatları takmakla, kendisinin bir Hakîm-i Mutlak olduğunu ispat edip göstersin, sonra bütün hikmetlerin en büyüğü ve bütün maslahatların en mühimmi ve bütün neticelerin en elzemi ve hikmeti hikmet, nimeti nimet, rahmeti rahmet eden ve bütün hikmetlerin, nimetlerin, rahmetlerin, maslahatların menbaı ve gayesi olan beka ve likayı ve saadet-i ebediyeyi vermeyip terk ederek, bütün işlerini abesiyet-i mutlaka derekesine düşürsün ve kendini o zata benzetsin ki, öyle bir saray yapar, her bir taşında binlerce nakışlar, her bir tarafında binler zînetler ve her bir menzilinde binler kıymettar âlât ve levazımat-ı beytiye bulundursun da sonra ona dam yapmasın; her şey çürüsün, beyhude bozulsun. Haşa ve kella!.. Hayr-ı mutlaktan hayır gelir, Cemil-i Mutlak'tan güzellik gelir, Hakîm-i Mutlak'tan abes bir şey gelmez." (Sözler, Onuncu Söz, Onuncu Hakikat.)

"Madem abesiyet yoktur, öyle ise kâinat ve mevcudat ne için yaratılmıştır?" suali akla gelmektedir. Cevabını Otuzuncu Lem'a'dan okuyalım; bütün kâinat hayat sahibi varlıklara hizmet etmektedir. Hedefte hayat görünmektedir.

"Hem anla ki, bu hayat madem kâinatın en büyük neticesi ve en azametli gayesi ve en kıymettar meyvesidir; elbette bu hayatın dahi kâinat kadar büyük bir gayesi, azametli bir neticesi bulunmak gerektir. Çünkü ağacın neticesi meyve olduğu gibi, meyvenin de çekirdeği vasıtasıyla neticesi, gelecek bir ağaçtır. Evet, bu hayatın gayesi ve neticesi hayat-ı ebediye olduğu gibi, bir meyvesi de hayatı veren Zât-ı Hayy ve Muhyî'ye karşı şükür ve ibadet ve hamd ve muhabbettir ki, bu şükür ve muhabbet ve hamd ve ibadet ise, hayatın meyvesi olduğu gibi, kâinatın gayesidir."

"Ve bundan anla ki, bu hayatın gayesini 'rahatça yaşamak ve gafletli lezzetlenmek ve heveskârane nimetlenmektir.' diyenler, gayet çirkin bir cehaletle, münkirâne, belki de kâfirane, bu pek çok kıymettar olan hayat nimetini ve şuur hediyesini ve akıl ihsanını istihfaf ve tahkir edip dehşetli bir küfran-ı nimet ederler." (Lem'alar, Otuzuncu Lem'a, Beşinci Nükte.)

"Hiç mümkün müdür ki, hakîm, alîm bir zat, bir ağacı gayet ehemmiyetle tedbir ve tasvir edip ve gayet derecede hikmetle idare ve terbiye ettiği hâlde, o ağacın gayesi, faydası olan meyvelerine bakmayıp ehemmiyet vermesin; hırsız ellere, boş yerlere dağılsın, zayi olsun? Elbette bakmamak, ehemmiyet vermemek olamaz. Ağaca ehemmiyet vermek, meyveleri içindir. İşte, şu kâinatın zîşuuru ve en mükemmel meyvesi ve neticesi ve gayesi, insandır. Şu kâinatın Sâni-i Hakîmi, mümkün müdür ki, şu zîşuur meyvelerin meyveleri olan hamd ve ibadeti, şükür ve muhabbeti başkalara verip hikmet-i bâhiresini hiçe indirsin veyahut kudret-i mutlakasını acze kalb ettirsin, veyahut ilm-i muhitini cehle çevirsin? Yüz bin defa haşa!" (Mektubat, Yirminci Mektup, İkinci Makam.)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...