Şu dünyada vazifeler gören zerrat-ı arziyenin, ahiretin bazı binalarında kullanılmasını nasıl anlamalıyız? Böyle bir muameleye neden ihtiyaç vardır?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Şu dünyada câmid, şuursuz ve mühim vazifeler gören zerrât-ı arziyenin, elbette taşı, ağacı, her şeyi zîhayat ve zîşuur olanahiretin bazı binalarında derc ve istimali mukteza-yı hikmettir. Çünkü harap olmuş dünyanın zerrâtını dünyada bırakmak veya ademe atmak israftır. Ve şu hakikatten, pek muazzam bir kanun-u hikmetin ucu görünüyor." (Sözler, Otuzuncu Söz, İkinci Maksat.)

Bu soru, Bediüzzaman Hazretlerinin Otuzuncu Söz'de ele aldığı zerrelerin hareketi, vazifesi ve ahirette yeniden istimali meselesiyle ilgili. Cevap verirken hem Risale-i Nur'un kendi mantığını açıklamak hem de meselenin anlaşılmasını kolaylaştıracak misaller vermek faydalı olur.

Sorunun merkezinde şu iki mesele var:

  1. Dünyada vazife gören zerrelerin ahirette yeniden kullanılmasını nasıl anlamalıyız?

  2. Allah'ın kudreti sonsuz ise, bu zerrelerin yeniden kullanılmasına neden ihtiyaç duyulsun?

Burada öncelikle bir ayrımı netleştirelim: Allah'ın bu zerreleri kullanmaya ihtiyacı yoktur. Risale'deki ifade, Allah'ın bir ihtiyacını değil, hikmetinin ve yaratılışındaki düzenin gereğini anlatmaktadır. Şöyle ki;

1. Zerrelerin Ahirette Kullanılmasını Nasıl Anlamalıyız?

Risale-i Nur'daki ifadeyi anlamak için önce dünyadaki zerrelerin vazifesine bakalım.

Bir ağaç büyürken topraktaki suyu, mineralleri ve havadaki karbondioksiti kullanır. Bunlar ağacın yapısına katılır; ağacın yapraklarında, dallarında ve meyvelerinde çeşitli maddeler bulunur. Ağaç öldüğünde ve çürüdüğünde bu maddeler de başka canlıların ve tabiatın döngülerine katılmaktadır.

Üstad Bediüzzaman, bu dönüşümü yalnızca maddelerin yer değiştirmesi olarak değil, yaratılıştaki hikmetin ve sürekliliğin bir işareti olarak değerlendirir.

Dünyadaki maddeler, hayatın meydana gelmesine ve sürmesine hizmet etmektedir. Üstad'a göre, dünya hayatı sona erdiğinde bu zerrelerin tamamen başıboş bırakılması veya yok sayılması, Allah'ın her işinde hikmet bulunduğu hakikatiyle bağdaşmaz. Bu nedenle onların ahiretin bazı yapılarında yeniden kullanılmasını hikmetin gereği olarak ifade eder.

Burada önemli bir incelik var: Maddenin dünyadaki vazifesi ile ahiretteki vazifesi aynı olmak zorunda değildir. Bir zerre dünyada bir ağacın yapısına katılmışken, ahirette bambaşka bir yaratılış düzeninde yer alabilir.

2. Böyle Bir Muameleye Neden İhtiyaç Vardır?

Sorunun en önemli noktası burasıdır. Allah'ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Dolayısıyla bu ifadeyi, Allah'ın ahireti inşa etmek için dünyadaki maddelere muhtaç olduğu şeklinde anlamamalıyız. Bunu dört ayrı açıdan değerlendirebiliriz:

Birincisi: İlahi Hikmet Açısından

İnsan bir eser meydana getirdiğinde, yaptığı işin bir anlam ve sonuç taşımasını ister. Elbette insanın sınırlı hikmeti ile Allah'ın mutlak hikmeti bir tutulamaz. Fakat insanın dahi anlamsız ve gereksiz işlerden kaçınmaya çalışması, hikmet kavramını anlamamıza yardımcı olur.

Risale-i Nur'un yaklaşımına göre, kâinatta bu kadar çok vazife gören, hayatın devamına hizmet eden zerrelerin bütün bu faaliyetlerinin ardından ahirette hiçbir hikmet ve sonuçla ilişkisi kalmaması düşünülemez.

İkincisi: Maddelerin Yeniden Kullanılması Açısından

Dünyada gördüğümüz bir misal verelim: Sonbaharda yapraklar dökülür, zamanla parçalanır ve içerdikleri maddelerin bir kısmı toprağa karışır. Bu maddeler daha sonra başka bitkilerin gelişmesine katkıda bulunabilir.

Bu örnek, maddenin bir vazifeden diğerine geçişini anlamamıza yardımcı olur. Ancak bu âlemde gözlemlediğimiz bu döngü, ahirette aynı süreçlerin aynen gerçekleşeceğini bilimsel olarak ispatlamaz. Risale'deki ahiret yorumu, vahiy ve ilahi hikmet anlayışı çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Üçüncüsü: İlahi Adalet ve Hikmet Açısından

Bediüzzaman Hazretleri, dünyadaki canlıların ve zerrelerin faaliyetlerini daha geniş bir yaratılış ve ahiret çerçevesinde ele alır. Dünya hayatı geçicidir; fakat onun neticelerinin bütünüyle anlamsız kalmayacağı, ahirette farklı bir varoluş düzeninin bulunacağı düşüncesini savunur.

Burada zerrelerin yeniden kullanılması, insanların amellerinin karşılığını alması meselesiyle aynı şey değildir. Zerrelerin maddi devamlılığı başka, insanların sorumluluğu ve ebedî hayatı başka bir konudur. Üstad bunları daha geniş bir hikmet ve adalet anlayışı içerisinde birlikte değerlendirir.

Dördüncüsü: Allah'ın El Vefi İsmi Açısından

Allah'ın El Vefy (Vefi) ismi vefayı ve kendine sadık olanları mükâfatlandıran anlamındadır. Dolayısıyla milyonlarca ve hatta milyarlarca yıldır isim ve sıfatlarının görünmesi ve okunması için çalıştırılan bu varlıkları ve atomlarını Allah yokluğa gönderip yok etmeyecek. Onları da ebedi âlemde istihdam ederek beka verecektir.

3. “Dünyanın zerrelerini ademe atmak israftır.” İfadesi Ne Demektir?

Buradaki “israf” kelimesini, Allah'ın bir şeyi kaybetmesi veya bir maddeye muhtaç olması şeklinde anlamamak gerekir.

Allah'ın kudreti sonsuzdur. Buradaki israf, ilahi hikmetin gereksizliği ve abesiyeti kabul etmemesi anlamında kullanılmaktadır.

Şu misali düşünelim:

Bir kitapta binlerce kelime, cümle ve anlam vardır. Kitap eskidiğinde kâğıdı yıpranabilir; fakat kitabın taşıdığı bilgi, anlam ve hatıra yalnızca kâğıdın fiziksel durumundan ibaret değildir.

Bu misal, maddenin kendisiyle onun taşıdığı anlam arasında ayrım yapmamıza yardımcı olur. Bununla birlikte kitap örneği, zerrelerinahiretteki akıbetini doğrudan ispatlamaz; yalnızca meseleyi kavramayı kolaylaştırır.

Üstad Bediüzzaman'ın yaklaşımında da dünya, yalnızca maddelerin geçici olarak bir araya geldiği bir yer değildir. Dünya hayatı, canlıların, insanların, amellerin ve manevi neticelerin ortaya çıktığı bir imtihan alanıdır. Ahiret ise bu hayatın sonuçlarının ortaya çıkacağı ebedî âlemdir.

Dolayısıyla zerrelerin yeniden kullanılması meselesi, dünyada meydana gelen her şeyin hikmetle ilişkili olduğu düşüncesi içerisinde ele alınır.

4. Kur'an'daki İki Ayetle Bağlantısı

Üstad'ın bu paragrafta kullandığı mana şu iki ayetten ilham alındığı kanaatindeyiz:

يَوْمَ تُبَدَّلُ الْاَرْضُ غَيْرَ الْاَرْضِ وَالسَّمٰوَاتُ وَبَرَزُوا لِلّٰهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ

" Yer başka bir yer, gökler de (başka gökler) haline getirildiği, (insanlar) bir ve gücüne karşı durulamaz olan Allah'ın huzuruna çıktıkları gün (Allah bütün zalimlerin cezasını verecektir)." (İbrahim, 14/48)

وَاِنَّ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُۢ

“Ahiret yurdu ise asıl hayatın ta kendisidir.” (Ankebût, 29/64; mealin özeti)

Birinci ayet, kıyamet sonrasındaki büyük dönüşüme işaret eder. İkinci ayet ise dünya hayatının geçiciliğine karşılık ahiret hayatının hakikatini vurgular.

Bu ayetlerden hareketle Bediüzzaman, dünyanın mevcut yapısının değişeceğini, ahiretin ise bambaşka bir hayat düzenine sahip olacağını anlatır. Zerrelerin ahirette yeniden kullanılması da bu çerçevede değerlendirilir. Zira Üstadımız'a göre, buradaki hayat sahibi varlıklar birer okul gibidir. Hayatsız ve cansız zerreler canlıların içlerine girer hayat sahibi özelliğini kazanır. O her şeyi hayatlı olan ahiretin binasında kullanılmak için liyakat kazanırlar.

Ancak ayetler, her bir zerrecik veya atomuna hirette hangi yapıda, nasıl kullanılacağını ayrıntılı biçimde açıklamaz. Bu nedenle Risale'deki ifadeyi, ahiretin mahiyetine dair bir tefekkür ve hikmet yorumu ve tefsiri olarak anlamak lazımdır. Yani ayetin açık ifadesi olarak değil, bir tefsir olarak görmek daha isabetlidir.

Netice:

Bediüzzaman Hazretlerinin bu ifadede anlatmak istediği, Allah'ın ahireti yaratmak için dünyadaki zerrelere ihtiyaç duyması değildir. Allah'ın kudreti sonsuzdur ve hiçbir şeye muhtaç değildir. Burada söz konusu olan, ilâhî hikmetin gereğidir.

Dünyadaki zerreler; bitkilerin, hayvanların ve insanların hayatında önemli vazifeler görmektedir. Mesela topraktaki maddeler bir bitkinin bünyesine katılır, bitki hayvanlara ve insanlara fayda sağlar; canlıların hayatı sona erdiğinde maddeler farklı süreçlere katılabilir. Böylece maddelerin bir vazifeden başka bir vazifeye geçişini rahatlıkla görebiliriz.

Bediüzzaman, bu geniş yaratılış düzeninden hareketle, dünyanın sonunda zerrelerin başıboş bırakılmasının veya yok sayılmasının ilahi hikmet ve vefa ile bağdaşmayacağını ifade eder. Bu sebeple onların ahiretin bazı yapılarında yeniden kullanılmasını hikmetin gereği olarak değerlendirir.

Buradaki temel fikir şudur: Dünya hayatı geçicidir; fakat bu dünyada meydana gelen her şeyin hikmetle ilişkili olduğu düşüncesi, ahiret inancıyla birlikte anlam kazanır. Bununla beraber, zerrelerin ahirette tam olarak nasıl ve hangi yapılarda kullanılacağını kesin ayrıntılarıyla bilmiyoruz. Bu hususu Allah'ın kudreti, hikmeti ve ahiret hakkındaki vahyin bildirdiği çerçeve içerisinde anlamalıyız.

Kısacası, mesele Allah'ın bir ihtiyacını karşılamak değil; yaratılışta abesiyetin bulunmadığını ve ilahi hikmetin dünya hayatının ötesine uzandığını ifade etmektir.

Demek ki dünyadaki zerrelerin, kıyametten sonra ahiret hayatında istihdam edilmesi hikmetin muktezasıdır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 1.562
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...