"İnsanla konuşmaması muhaldir. Mademki yapar ve bilir, elbette konuşur. Madem konuşur, elbette konuşmasına yakışan Kur’an’dır." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Evet, bu dünyayı sanatlarıyla ziynetlendiren bir Sanatkârın, sanatını istihsan eden insanla konuşmaması muhaldir. Madem ki yapar ve bilir; elbette konuşur. Madem konuşur; elbette konuşmasına yakışan Kur’ân’dır. Bir çiçeğin tanziminden lâkayt kalmayan bir Mâlikü’l-Mülk, bütün mülkünü velveleye veren bir kelâma karşı nasıl lâkayt kalır? Hiç başkasına mal edip hiçe indirir mi?" (Sözler, Yirmi Beşinci Söz, Birinci Şule, İkinci Şua, Dördüncü Lem'a)
Bu vecize, kâinatın yaratıcısı olan Yüce Sanatkâr’ın (Sâni-i Zülcelal), yarattığı eserleri takdir eden ve anlayan insanla mutlaka iletişim kuracağını akli ve mantıki bir silsileyle açıklar.
İzahı şu üç temel adımda özetleyebiliriz:
Sanat takdir edilmek ister: Harika bir sanat eseri ortaya koyan bir usta, onun kıymetini bilen, hayranlıkla inceleyen ve öven (istihsan eden) biriyle konuşmak, ona eserinin inceliklerini anlatmak ister. Sanatın doğası gereği, Yüce Yaratıcı'nın da kâinat sergisindeki harika sanatlarını hayranlıkla izleyen insanı muhatap almaması imkânsızdır (muhaldir).
Bilen ve yapan konuşur: Kâinattaki her şeyi mükemmel bir ölçüyle yapan ve her şeyin içyüzünü bilen bir Yaratıcı, elbette bu bilincini ve muradını gizlemez; yapması ve bilmesi, konuşmasını gerektirir.
Konuşmanın en mükemmel kelamı Kur'an'dır: Madem Yaratıcı insanla konuşmaktadır; o hâlde bu konuşmanın, şanına ve kâinattaki muazzam sanata yakışacak kadar azametli, kapsayıcı ve rehberlik edici olması gerekir. İşte bu niteliklere sahip, insanlığa hitap eden en mükemmel ve mucizevi kelam Kur’an-ı Kerim’dir.
Kısacası; kâinattaki sanat, Yaratıcı'nın varlığını; insanın bu sanata hayranlığı, Yaratıcı'nın insanla konuşmak istemesini; bu muazzam hitabın büyüklüğü ise o kelamın Kur'an olduğunu ispat eder.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü