"Rububiyet ve uluhiyetin şuunutı" ne demektir, izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Şuunat, şe’n kelimesinin çoğuludur. Kur'an'da şöyle buyurulur:

“...O, her zaman bir şe’ndedir.” (Rahman, 55/29.)

O, her vakit, ezelî kader proğramına göre varlıklar meydana getirir, ayrıca önceden var ettiklerinin de hâllerini yeniler.

- Günahı bağışlaması,

- Sıkıntıyı gidermesi,

- Bir kavmi yükseltmesi,

- Bir başka kavmi alçaltması gibi ilahi icraat onun şuunatındandır.(bk. Beydâvi, III, 456.)

Şe’n kelimesinin Türkçe’de tam karşılığı yoktur. En yakın mana olarak hâl, icraat denilebilir. Mesela “Misafire ikramda bulunmak ev sahibinin şanındandır.” deriz. Yani ev sahibi olmak, misafire ikramı gerektirir. Gerçi Allah’a vacip (mecburî) bir şey yoktur, ama şanından olan bazı durumları kendisi bize bildirmiştir. Mesela:

“...O, kendi nefsine rahmet etmeyi yazdı...” (En’am, 6/12.)

Ayetteki “yazdı” ifadesi, Kur'an'da bir şeyin farz kılınmasında kullanılır. O zaman mana şöyle olur: “O, kendi nefsine rahmet etmeyi farz kıldı.” Demek ki, rahmetle tecelli etmek onun şanındandır. Bundan dolayıdır ki, oun rahmeti her şeyi kuşatmıştır.

Hâlık, Allah’ın bir ismidir, Hâlıkıyet ise şe’nidir. Yani yaratıcı olmak Allah’ın şaânındandır. Bu hâlıkıyetini icra etmek dilediğinde halk (yaratma) fiiliyle mahluku yaratır ve o mahlukta Hâlık ismi tecelli eder.

Risale-i Nur Külliyatı’nda “zat, şuunat, sıfat, esma…” sıralaması vardır. Şuunat sıfattan önce zikredilmiştir. Çünkü sıfatları icraata sevk eden şuunattır. Mesela, merhamet etmek Allah’ın şe’nindendir. Bu merhamet ile kişiye nimet ihsan etmeyi irade eder ve kudretiyle onun ihtiyacı olan şeyi yaratır. Merhamet etmek Allah’ın şuunatındandır, irade ve kudret ise onun sıfatlarındandır.

“Rububiyet ve uluhiyetin şuunatı” denildiğinde, “Allah’ın her şeyi terbiye etmesi ve her varlığın İlâhı olmasının gerektirdiği durumlar” manası anlaşılır. Elbette onun rab ve ilah olmasının gerektirdiği durumlar vardır. Madem Rab'dır, elbette mahlukatını terbiye edecektir. Madem ilahtır, mahlukatının kendisine ibadet etmelerini isteyecektir. Bundan dolayıdır ki Kur'an-ı Kerîm şirkin her türlüsünü keskin ifadelerle reddetmekte, Allah’ın şerikten mukaddes ve münezzeh olduğunu ısrarla anlatmaktadır.

Allah’ın zatı mukaddes olduğu gibi, şuunatı da mukaddestir. Yani beşer aklı bu hususta ne düşünse ne tahmin etse ne hayaller kursa Allah’ın şuunatı bunların hiçbirine benzemez.

Risale-i Nur Külliyatı'nda geçen “lezzet-i mukaddese, ferah-ı münezzeh, memnuniyet-i mukaddese” (bk. Mektubat, 24. Mektup, Birinci Makam.) gibi tabirler de ilahi şuunatı ders verirler.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

mtahir42

Şuunati İlahiye ve Şuunati Rububiyeti kavramları birbirinden farklı mıdır? Açıklarsanız memnun olurum. Allah razı olsun.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Bu iki kavram temelde aynı kaynağa (Zat-ı Akdes’e) dayanmakla birlikte, bakış açısı ve tecelli yönüyle birbirinden ayrılırlar. En kısa ve öz haliyle fark şudur:

Şuunat-ı İlahiye (Zati Kabiliyetler)

Bu kavram, doğrudan Allah’ın Zat’ına bakan, henüz dış dünyaya (mahlukata) yönelik bir eylem başlamadan önceki "mukaddes vasıfları" ifade eder.

Özelliği: Mahlukatla ilgisi olmayan, Zat-ı İlahî’ye ait mukaddes hallerdir.

Misal: Bir ressamın zihnindeki resim yapma istidadı, meyli ve sevdiği sanat tarzı "şuunat" gibidir. Henüz ortada bir tablo yoktur.

Şuunat-ı Rububiyet (İcraat ve Terbiye Halleri)

Bu kavram ise Allah’ın Rab isminin bir tecellisi olarak, varlıklar üzerindeki idare, terbiye ve hakimiyet hallerini ifade eder.

Özelliği: Doğrudan mahlukata, yani dış dünyaya bakar. Beslemek, yaşatmak, şifa vermek, yaratmak gibi fiillerin arkasındaki İlahi hallerdir.

Misal: Ressamın fırçayı eline alıp tabloyu boyamaya, şekillendirmeye ve düzeltmeye başladığı andaki halleri "Rububiyet" cihetindeki şuunattır.

Özet Fark

Şuunat-ı İlahiye: Zat-ı Akdes’in mukaddes özellikleridir (Daha çok "iç"e ve Zat'a bakar).

Şuunat-ı Rububiyet: Bu özelliklerin varlıklar üzerinde birer faaliyet ve idare olarak tezahür etmesidir (Daha çok "dış"a ve mahlukata bakar).

Şuunat, sıfatların ve esmanın (isimlerin) kaynağı hükmündedir; yani isimlerden ve sıfatlardan daha derinde, bizzat Zat-ı İlahî'nin kendi mahiyetinde bulunan mukaddes hallerdir.

1
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...