"İşte, enbiya ve enbiya silsilesindeki asfiya ve evliya, eneye şu vecihle bakmışlar, böyle görmüşler, hakikati anlamışlar. Bütün mülkü Malikü’l-Mülke teslim etmişer ve hükmetmişler..." Devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İşte, enbiya ve enbiya silsilesindeki asfiya ve evliya, eneye şu vecihle bakmışlar, böyle görmüşler, hakikati anlamışlar. Bütün mülkü Malikü’l-Mülke teslim etmişler ve hükmetmişler ki, o Mâlik-i Zülcelâlin ne mülkünde, ne rububiyetinde, ne ulûhiyetinde şerik ve naziri yoktur; muin ve vezire muhtaç değil; her şeyin anahtarı Onun elindedir; her şeye Kàdir-i Mutlaktır; esbab bir perde-i zâhiriyedir; tabiat bir şeriat-i fıtriyesidir ve kanunlarının bir mecmuasıdır ve kudretinin bir mistarıdır."(1)

Bütün mülkü “Malikü’l-Mülke teslim etmenin” birinci şartı, insanın kendini malik vehmetme davasından vazgeçmesi, kul olduğunu ve Üstadımızın ifadesiyle “bütün mülke muhtaç bir memluk” olduğunu bilmesidir. Nur Külliyatı’nda sıkça nazara verildiği gibi, insan kâinat ağacının meyvesidir ve bu meyve, ağacın tümüne muhtaçtır.

Dersin devamında verilen bütün hakikat derslerinin temelinde, ene’nin doğru değerlendirilmesi yatar. Bunu başaran insan haricî âlemle alâkalı hakikatleri rahatlıkla idrak eder. Şöyle ki,

O Mâlik-i Zülcelâlin ne mülkünde, ne rububiyetinde, ne ulûhiyetinde şerik ve naziri yoktur; muin ve vezire muhtaç değil:

İnsan, bedeninin bütün hücreleri ve ruhunun bütün latifeleriyle tek bir şeydir. Gözü terbiye eden başka, elleri terbiye eden başkası olamaz. Keza, aklı terbiye eden başka, hafızayı terbiye eden de başka olamaz. Kâinatın meyvesi olan insan, kendi varlığının terbiye cihetiyle şerik ve nazir kabul etmediğini düşünmekle kâinat ağacının da terbiye cihetinde bölünme kabul etmeyeceğini bilir ve onun belli kısımlarını başka ilahlara isnad etme dalâletine düşmez.

Cenâb-ı Hak, insanı her şeyiyle terbiye ederken hiçbir yardımcıya ve şerike muhtaç olmadığı gibi, kâinat ağacının terbiyesinde de yine yardımcılara ve şeriklere muhtaç değildir.

Ulûhiyet, mabudiyet mânasına gelir. İnsandaki maddî ve manevî bütün cihazlar, Allah’ın verdiği fıtrî vazifeleri mükemmel olarak yerine getirmekle, hal diliyle, O’na ibadet ettikleri gibi, bilemeyeceğimiz bir keyfiyette hususî tesbih ve hamdleri de vardır. Böylece O’nun, ulûhiyetinde şeriki olmadığını ilan etmiş olurlar.

“Göklerde ve yeryüzünde bulunanlarla, sıra sıra (kanat çırparak uçan) kuşların Allah’ı tesbih ettiğini görmez misin? Her biri duâsını ve tesbîhini kesin olarak bilmektedir. Allah, onların yapmakta olduğu şeyleri hakkıyla bilendir.” (Nûr Sûresi, 41)

Her şeyin anahtarı Onun elindedir:

Nutfenin anahtarı O’nun elindedir, O’nun irade ve kudretiyle açılır, büyür. Kemik iliğinin de anahtarı O’nun elindedir, o ilikten bir saniyede miyonlarca alyuvar yaratır. Kalbi çalıştıran da, kanı temizlettiren de O’dur. Küçük âlem olan insanda olduğu gibi büyük insan olan kâinatta da her şeyin anahtarı yine O’nun elindedir.

Her şeye Kàdir-i Mutlaktır; esbab bir perde-i zâhiriyedir:

Vücudumuzun tümünde O’nun mutlak kudreti iş görür. O kudretin icraatını engelleyecek bir başka kudret düşünülemez. Sebepler birer perdedirler. Meselâ, kanı dolaştıran O’nun kudretidir, kalbin çalışması sadece bir perdedir, zaten kalbi yaratan ve çalıştıran da O’dur.

Tabiat bir şeriat-i fıtriyesidir ve kanunlarının bir mecmuasıdır ve kudretinin bir mistarıdır:

Her şey gibi her şeyin tabiatı da mahlûktur, Allah’ın ilmi, iradesi ve kudretiyle o tabiat ortaya çıkmıştır. Gözün tabiatında görme, kulağın tabiatında işitme, elin tabiatında tutma vardır. Onlar bu tabiatlarını kendileri tayin etmiş ve kazanmış değillerdir. Birbirinden farklı ama birbirini tamamlayan nice kanunlarla tanzim edilmişlerdir. Bu kanunların konulmasında insanın hiçbir tesiri yoktur, o ancak bu kanunların tatbik mahallidir.

"Evet, insan kâinatın en eşrefi ve esbab içinde ihtiyarı en geniş olduğu halde, ef’âl-i ihtiyarîsi içinde yemek ve içmek gibi en âdi bir fiilinde, yüz cüz’ünden ancak bir cüzü insana ait olabilir. Esbabın sultanı olan insan, böyle eli bağlı, tesirsiz olursa öteki esbab-ı câmide ne halt edebilir?" Mesnevî-i Nuriye

(1) bk. Sözler, Otuzuncu Söz, Birinci Maksat.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...