"Meşhur bülbül kuşu; gülün aşkıyla maruf o hayvancığı, Fâtır-ı Hakîm istihdam ediyor. Beş gaye için onu istimal ediyor." Bülbül bahsinde nazara verilen gayeleri biraz açıklar mısınız?
Değerli Kardeşimiz;
"Birincisi: Hayvanat kabileleri namına, nebatat taifelerine karşı olan münasebat-ı şedideyi ilana memurdur..."(1)
Henüz hayvanlar yaratılmadan, Cenab-ı Hak, yüz binlerce bitki türünü, Üstad'ın ifadesiyle, “bir sofra-i nimet” olarak yeryüzüne sermiş, misafirlerine hazır hâle getirmiştir.
Hayvanların bedenleri bu sofradaki nimetlerle dokunmuştur. Varlıkları yine bu nimetlerden istifade ile devam etmektedir. Bu noktadan, hayvanat kabileleri bitkiler âlemine, “derece-i aşka vasıl olan” şiddetli bir ihtiyaç ile muhtaçtırlar.
Bülbülün nağmeli ve âşıkane ötüşleri, hem bu şiddetli ihtiyacın güzel bir ifadesidir, hem de o nimetleri yaratan ve hayvanlar âlemine hediye eden Rezzak-ı Kerim’in o büyük ihsanlarına karşı bir şükür ifadesidir.
"İkincisi: Rahman'ın rızka muhtaç misafirleri hükmünde olan hayvanat tarafından bir hatib-i Rabbânîdir ki, Rezzak-ı Kerim tarafından gönderilen hediyeleri alkışlamakla ve ilan-ı sürur etmekle muvazzaftır."
Bülbülün güzel ötüşünde, Allah’ın, ihsan ve ikramına bir teşekkür manası da var. Zira bitkileri hayvanlara rızık olarak gönderen; Allah’ın Rezzak ve Kerim isimleridir. Nimeti görüp de nimeti vereni görmemek, nankörlük olacağı için, hayvanlarda fıtrî olarak, Allah’a karşı bir hamd ve şükür manası vardır. Bülbül bütün hayvanatın namına bu hakikati dillendiriyor.
"Üçüncüsü: Ebna-yı cinsine imdat için gönderilen nebatata karşı hüsn-ü istikbali herkesin başında izhar etmektir."
Diğer tarafdan, bülbül bu nağmeleriyle sanki bitkiler âlemine “hüsn-ü istikbal” müjdesi vermektedir. Yani, onlara toprağa bağlı kalmaktan kurtulup hayvanların bedenlerinde hücre olacaklarını ve hayvanlık mertebesine terakki etmekle, onların şahsında, görüp işiteceklerini, yürüyüp uçacaklarını, kâinatla daha geniş manada münasebet kuracaklarını müjde vermektedir.
"Dördüncüsü: Nev-i hayvanatın nebatata derece-i aşka vasıl olan şiddet-i ihtiyacını, nebatatın güzel yüzlerine karşı, mübarek başları üstünde beyan etmektir."
Hayvanların bitkilere karşı, aşk derecesine varacak kadar büyük olan ihtiyaçlarını, bitkilerin yüzlerine terennüm etmesidir.
"Beşincisi: Mâlikü'l-Mülki Zü'l-Celâli ve'l-Cemâli ve'l-İkramın bargâh-ı merhametine en latif bir tesbihi, en latif bir şevk içinde, gül gibi en latif bir yüzde takdim etmektir."
Bülbülün kendisi de bütün bir kâinatı bitkiler âleminin imdadına, bitkileri de hayvanların imdadına günderen Malikü’l-Mülk’ün bu hikmet, rahmet ve ihsan tecellilerine karşı, hayvanların hoş nağmeli bir temsilcisi olarak, bitkiler âleminin o güzel temsilcisine muhabbetle nazar etmekte, ona bakarak dilinden güzel nağmeler dökmekte ve Rabbine hamd ve tesbihini böylece takdim etmektedir.
1) bk. Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Dördüncü Dal.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Bülbülün güle olan duygu durumu aşktır. Kalbe dönüktür.
Bunu hayvanların rızka olan şiddetli ihtiyacı olarak yorumlamak, mideye dönüktür ve kalbe göre çok düşük makamdadır.
İzah?
1. ve 4. Gaye arasındaki farkı anlamadım. İlk baktığımda aynı şeyden bahsediyor gibi geliyor.
Birinci gaye daha çok bülbülün pasif bir "iletici" rolünü vurgularken, dördüncü gaye onun aktif bir "eğitici" ve "rehber" rolünü öne çıkarır.
Bülbül, Allah'ın sanatını duyuran bir megafon gibidir. Kendi varlığıyla ve ötüşüyle bu sanata dikkat çeker. "Ben yaratıldım ve Yaratanım çok Sanatkar" der ve ilancılık yapar.
Bülbül, Allah'ı zikretmenin ve şükretmenin yollarını diğerlerine öğreten bir öğretmen gibidir. "Gelin, benim gibi siz de böyle zikredin ve şükredin" der.
Özetle, ilk gayede bülbülün kendisi bir delildir, dördüncü gayede ise delilin nasıl kullanılacağını öğreten bir rehberdir. İlkinde Yaradan'ı ilan eden bir sanatçı, dördüncüsünde Yaradan'a nasıl yaklaşılacağını gösteren bir rehberdir.