"Kadir-i Zülcelalin iki tarzda icadı var: Biri ihtirâ' ve ibdâ' iledir... Diğeri inşa ile sanat iledir..." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Öncelikle insan iradesinin tercih ve seçimleri, yaratma kapsamına girmez. Yani insan kendi fiillerinin yaratıcısı değildir. İnsan tercih eder, Allah da bu tercihi yaratır. Böyle olunca fiilin aslını Allah yaratmış, vasfını ise insan tercih etmiş olur.
Mesela; insan iradesi ile meyhaneye gitmeyi tercih eder, Allah da bu tercihi yaratır, yani kulu meyhaneye götürür. Aynı insan tercihini camiden yana kullansa idi, bu kez de Allah camiye gitme eylemini yaratacaktı. Sonuçta yaratan Allah, tercih eden ise insandır. Yaratan değil, tercih eden mesul olur. Burada tercih insana ait bir durum olmasından dolayı, mesuliyet de insana aittir. İnsanın bu tercih etme işlemi; mevcudat ve mahlukat aleminden değildir ki yaratmaya konu olsun.
Allah’ın, ibda ve inşa olmak üzere iki şekilde yaratması vardır:
İbda: Allah’ın, eşyayı ve mevcudatı benzersiz ve modelsiz bir şekilde, hiçten ve yoktan var etmesine denir. Allah’tan başka hiçbir şeyin olmadığı bir hengamda, yarattığı ilk varlık ya da varlıklar buna misaldir. Aynı zamanda varlık içinde ilk kez vücuda gelmiş nispi sıfat ve arazların da vücuda çıkması, buna örnek teşkil eder.
Mesela; bir insan suretinin ana hatları, yani yüzündeki aza ve organları, bir kalıp ve model olarak öncekilere ve sonrakilere benzer, bu yüzden ana hatları ile insanın yaratılışı ibda değil inşadır. Ama insanlara hiç benzemeyen, kendine mahsus yüz kimliği, sesi, kokusu ve parmak izi itibari ile insan; ibdadır. Yani benzersiz ve modelsiz olarak hiçten yaratılıyor. Öyle ise ibda tarzı yaratmak; hâlihazırda sürekli olarak devam ediyor. İlk varlıkların yaratılması ile bitmiş bir yaratma şekli değildir.
İnşa: İnşa, var olan mevcudat ve eşyadan, yeni vücut ve eşyaların yaratılması demektir.
Mesela; var olan topraktan bitkilerin, bitkilerden de meyvelerin yaratılması buna örnek teşkil eder. Kâinatta en çok icra edilen yaratma şekli inşadır. Her bahar mevsiminde milyonlarca örneklerini gözümüz önünde görüyoruz.
Üstad bu manaya şu şekilde işaret ediyor:
"Evet, Kadîr-i Zülcelâlin iki tarzda icadı var:
"Biri ihtirâ ve ibdâ iledir. Yani hiçten, yoktan vücut veriyor ve ona lâzım herşeyi de hiçten icad edip eline veriyor."
"Diğeri inşa ve sanat iledir. Yani, kemâl-i hikmetini ve çok esmâsının cilvelerini göstermek gibi çok dakik hikmetler için, kâinatın anâsırından bir kısım mevcudatı inşa ediyor; her emrine tâbi olan zerratları ve maddeleri, rezzâkiyet kanunuyla onlara gönderir ve onlarda çalıştırır."
"Evet, Kadîr-i Mutlakın iki tarzda, hem ibdâ', hem inşa suretinde icadı var. Varı yok etmek ve yoğu var etmek en kolay, en suhuletli, belki daimî, umumî bir kanunudur. Bir baharda, üç yüz bin envâ-ı zîhayat mahlûkatın şekillerini, sıfatlarını, belki zerratlarından başka bütün keyfiyat ve ahvallerini hiçten icad eden bir kudrete karşı 'Yoğu var edemez'. diyen adam, yok olmalı!" (Lem'alar, 23. Lem'a, Hatime.)
Yoktan ve hiçten yeni zerrelerin yaratılması akla ters bir şey değildir, mümkündür. Lakin elimizde buna dair bir ispat ve delil mevcut değildir. Şekil ve nispi emirler açısından değil, kâinatın temel maddeleri olan cevherler bir anda yoktan ve hiçten var edildi ve sonraki yaratmalar bu temel maddeler üstünde oluyor manası daha makul, daha kati gibi duruyor. Yani Allah, kâinatı icat etmeden önce yarattığı ilk maddenin içine, kâinatın son genişlemiş halini potansiyel olarak dercetmiştir. Tıpkı bir incir çekirdeğinin içine, incir ağacını dürdüğü gibi, kâinatı da ilk ve temel maddenin içine dürmüştür. Bu noktada yoktan ve hiçten cevher yaratılmıyor denilebilir.
Günümüzün fenni malumatına göre kâinat genişliyor. Bunu teyit eden ayette de mevcuttur:
“Göğü biz çok sağlam bir şekilde bina ettik. Şüphesiz onu genişleten biziz.” (Zariyat, 51/47)
Genişleme; zahiren yeni şeylerin ve cevherlerin yaratılmasını iktiza ediyor ise de buna dair kati bir nas yoktur.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Bu cumleye binaen 'ihtira' ve 'ibda' ayni manadadir diyebilirmiyiz?
"İhtira" ve "ibda" kelimelerinin aynı anlama geldiğini söyleyemeyiz.
Cümlede "ihtira' ve ibda' iledir" şeklinde bir ifade kullanılması, bu iki kelimenin birlikte bir anlam bütünlüğü oluşturduğunu ancak tam olarak eşanlamlı olmadıklarını gösterir. Genellikle bu tür kullanımlarda, kelimeler birbirini tamamlayıcı veya farklı nüansları vurgulayıcı nitelikte olur.
İhtira daha önce var olmayan bir şeyi meydana getirme, keşfetme anlamlarına gelir. Var olan malzemeleri veya bilgileri kullanarak yeni bir şey ortaya çıkarmayı da ifade edebilir.
İbda eşsiz, benzersiz, önceden benzeri görülmemiş bir şeyi yaratma, hiç yoktan var etme, başlangıç anlamlarına gelir. Daha çok sanat ve estetikle ilişkili, kusursuz ve orijinal bir yaratmayı ifade eder.
Dolayısıyla, Allah’ın yaratmasındaki bu iki tarzdan ilki olan "ihtira' ve ibda'" ifadesi, O'nun hem yeni şeyler keşfetme, oluşturma (ihtira) hem de eşsiz ve benzersiz bir güzellikte yaratma (ibda) yönlerini vurgular. Biri diğerinin bir yönünü veya tamamlayıcısı olabilir.
Kendileri yoktan var edemedikleri için, bu batıl ve hata düsturu teşmil etmek istiyorlar. Kendi nazarından geçerli olan şeyler var. Mesela et yemiyorlar. Aslında haklı, kendisi hayvan olmuş. Hayvan yemek için, insan olmak gerek. Sorun ise bunu tamim etmek