"Kâinat yüzünde hüsn-ü zâtîyi gösteren bir hüsn-ü arazî ve bir cemal-i mücerredi gösteren bir cemal-i hazîn ve mahbub-u hakikîye işaret eden..." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Ekseriyetle, manevî güzellikler için hüsün, göz ile görülüp hissedilen güzellikler için ise cemâl kelimesi kullanılır. Meselâ, yüz güzelliği için cemâl, ahlâk güzelliği için ise hüsün kelimesi kullanılır. Bununla birlikte, bunların birbiri yerine kullanıldıklarını da görüyoruz.

Varlık âlemindeki her nevi cemâl ve hüsün arazîdir, yani o varlığın zatından değildir. Güneş’in ışığı ile Ay’ın ışığı buna güzel bir misaldir. Güneşin ışığı Allah’ın Nur isminin bir tecellisidir ve o tecelli Ay’a da aksetmekte ve onu ışıklandırmaktadır. Yani, Ay’ın ışığı arazîdir, kendinden değildir.

İşte kâinattaki bütün güzellikler hüsn-ü arazîdirler, kendilerinin malı değildir. Esmâ ve sıfatların güzelliği ve Allah’ın hüsn-ü zatîsi kendini o aynalarda ve perdeler arkasında kalplere hissettirmektedir.

“Cemâl-i mücerred” tabiri, bir yönüyle, hüsnün tarifi gibidir. Allah’ın mukaddes güzelliği bizim anladığımız manadaki güzelliklerden mücerrettir, yani onlara benzemez, onlardan sanki tecrid edilmiştir. İnsandan bir misal verecek olursak, insanın ahlâkının güzelliği, ne simasının güzelliğine benzer, ne yazısının güzelliğine, bunların her ikisinden de mücerrettir.

İşte âlemdeki bütün güzellikler Cenâb-ı Hakk’ın zatî ve mücerred hüsnüne aynalardır. Öyle ise fena ve zevalden mahfuz olan "Cemal-i mücerrede" yönelmeli, ona muhabbet etmel ve ona âşık olmalıyız.

Allah sevgisi hakkında iki ayrı ifade kullanılıyor; hakiki ve sadık. Buna göre, mahlûkata sarf edilen muhabbet, hakikî değil mecazîdir; sadık ve doğru olmayıp hatalı ve yanlıştır.

Sevginin, incizabın (cezbeye kapılmanın) ve aşkın en ileri derecesi kâmil insanlardaki Allah sevgisi, aşağı derecesi ise eşya arasındaki cazibedir. Güneş’in cazibesine kapılan gezegenler Hak sevgisini çok sönük bir aynada temsil ederler.

Kâinattaki bütün güzellikler, Allah’ın sonsuz kemaline, isim ve sıfatlarının güzelliğine işaret etmektedir. Üstad Hazretleri hüsn-ü a’raz tabiri ile buna işaret ediyor.

Hüsn-ü A’raz: Güzelliği kendine ait olmayıp, bir başkasının güzelliğine işaret eden geçici güzellik demektir.

Cemal-i Hazîn: Hüzün veren güzellik demektir. Bütün güzellikler fanidir, insana hüzün ve acıdan başka bir şey vermezler. Zira kâinattaki geçici güzellikler, daimî güzelliğe levha ve işaret olmak içindir.

Aşk-ı Sadık: Bütün peygamberlerin, milyonlarca asfiya ve evliyanın sadık muhabbetleri bir levha gibi ezelî ve ebedî bir mahbuba işaret ediyor. Evet, aşk maşuka en büyük delildir. İnsanın kalbindeki aşk duygusu, sermedî bir güzelliği sevip ona perestiş etmesi için takılmıştır. Mide nasıl rızka müptela olmasıyla onu ispat ediyorsa, aşk-ı sadık da Allah’ın sonsuz güzelliğine işaret ediyor.

İncizab; cezbedilmek, çekilmek demektir..

Cezbe; kendinden geçme, manevî zevk ve istiğrak halidir. Bu hale giren kişi bu halde coşar ve taşar hatta taşkınlık da yapabilir.

Cazib, ise çekilmeye müsait olan, o latife ve duyguları kendine çeken şey demektir. Allah bu cazibeye karşılık verecek, inzicab halini de insanın fıtratına ve vicdanına derc etmiştir. Böylelikle cazibe ile incizab arasında sürekli bir alış veriş meydana geliyor. Bu hal aynı zamanda Allah’ın varlığına ve birliğine de delil teşkil ediyor.

İnsanı cezbeye getiren, Allah’ın ebedî olan cemal ve kemalidir. Allah, insan vicdanına bir incizab kuvveti koymuştur. İnsanın vicdanındaki cazibe ve incizab cazibedar bir hakikati, yani Allah’ın sonsuz isim ve sıfatlarının cezbesini kalbe aktarır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...