"Kur’ân’da bin Kur’ânlar var ki, şahs-ı küllî olmuş." Ne demektir?
Değerli Kardeşimiz;
Cüz ile küll, cüz’î ile küllî arasındaki münasebet meseleye ışık tutar. Küll, bir şeyin bütününe denir. Cüz ise, o bütünün her bir parçasına denir.
Mesela, beden bir küldür. Bedendeki el, ayak gibi organlar ise birer cüzdür. El için, beden diyemediğimiz gibi, bedene de el diyemeyiz. Böyle olunca, cüz ile küll arasındaki münasebet kısıtlı ve dar kalır. Zira sadece parça, bütün münasebeti vardır.
Ama cüz’î ile küllî arasındaki münasebet dar ve sınırlı değildir, daha şümullü ve daha vüs’atlidir.
Küllî: Bir şeyin aslını ve esasını muhafaza ederek, azamet ve büyüklük kazanması demektir. Cüz’î ise, aynı mana ve esasın küçük bir model halini almasına denir.
Küllî ile cüz’î arasında sadece azamet farkı vardır. Biri, azim ve azametli, diğeri onun misal-i musağğarı, yani küçük bir modelidir.
Mesela, insan ile insanlık gibi. İnsan, insanlığa nisbeten küçük bir ferttir. Ama insanlıkta olan bütün esas ve keyfiyetler insanda da vardır. Bütün insanlık için ne gerekiyorsa, tek bir insan için de o lazımdır. İnsan, insanlığın küçültülmüş bir modelidir. Bir tek insana bakarak, insanlığın bütün hâl ve keyfiyetlerini tespit etmek mümkündür. Ama bir ele bakarak, bedenin bütünü hakkında bilgi edinmek imkânsızdır. İnsan, bir ayna gibi, ona bakıldığında, bütün insanlığı orada görebilmek mümkündür...
İşte, Kur’an'ın umumu da külliyeti; bir ayeti de cüziyeti ifade eder. Bir ayetle, Kur'an'ın umumu arasında, sadece azamet ve büyüklük farkı vardır. Bir ayet de bütün Kur’an'ın anasırı ve esası vardır. Bir ayeti büyütseniz, Kur’an olur; Kur’an’ı küçültseniz, bir ayet olur. Aralarında, cüz, küll münasebeti değil; cüz’î, küll’î alakası vardır.
Kur’an, insanlık ise; ayet, insan gibidir. O zaman, her bir ayet, cüz’î olma münasebeti ile küçük bir Kur’an olduğu için, Kur’an içinde, ayetler adedince Kur’anlar var olduğu anlaşılıyor. Kur’an’ın her bir ayetinin sarahat, işaret, remz, ibham, ihtar gibi birçok manaları vardır. Kur’an’ın her bir suresi, her bir ayeti ve hatta her bir harfi hakikat ve feyiz hazinesidir. Bazen bir tek harf, (“besmele” deki be harfi gibi) bir sahife kadar hakikatleri ders verir. Onun her bir harfi, bir havz-ı ekberdir; feyiz ve bereket suyu oradan gelip, kalplere ve ruhlara akar. O leziz bir kevserdir; suyundan içmekle doyulmaz. Kur’an, uçsuz bucaksız bir okyanustur; her âlim istidat ve kabiliyeti nisbetinde onun derinliklerine dalar ve oradan dünyevî ve uhrevî saadete vesile olacak nice zümrütler, mercanlar ve yakutlar çıkararak insanlığın istifadesine sunar.
Ehil olanların, kısa bir ayetten ciltlerle kitap yazmaları buna delildir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü