"Kimin kalbinde îmandan ve Dîn-i Haktan gelen nokta-i istinadı olmazsa, bilbedahe temsildeki Rüstem ve Herkül'ün cesaretleri ve kahramanlıkları kırıldığı gibi..." Devamıyla açar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Kimin kalbinde imandan ve din-i haktan gelen bu hakikat çekirdeği vicdanında bulunmazsa ve nokta-i istinadı olmazsa, bilbedahe, temsildeki Rüstem ve Herkül’ün cesaretleri ve kahramanlıkları kırıldığı gibi, onun cesareti ve kuvve-i mâneviyesi muzmahil olur ve vicdanı tefesüh eder. Ve kâinatın hadisatına esir olur. Herşeye karşı korkak bir dilenci hükmüne düşer. İmanın bu sırr-ı hakikatini ve dalâletin de bu dehşetli şekavet-i dünyeviyesini Risale-i Nur yüzer kat’î hüccetlerle ispat ettiğine binaen, bu pek uzun hakikati kısa kesiyoruz."(1)

Korkaklık nasıl ki imansızlık ve inkarın bir neticesi ise, cesaret dahi iman ve inancın bir neticesi, bir sonucudur. Öyle ise imansızlıktan gelen korkaklığın reçetesi sağlam bir iman ve inancı elde etmekten geçiyor.

Cesaret, imanın derecesi ile orantılıdır. İman ne kadar kuvvetli ise cesarette o derece kuvvetlidir. Bu sebeple imanı zayıf birisi ile imanı kuvvetli birisi arasında fark vardır. İmanı zayıf birisinin kuvvetli imana ait kemal halleri görmesi mümkün değildir. Bu sebeple imanın tahkiki ve kuvvetli bir şekle çevrilmesi gerekir.

Şu var ki, cesareti sadece kaba kuvvet olarak anlamamak lazımdır. Böyle bir yaklaşım insanı vahşi hayvanlardan farklı görmemek, hatta hayvandan daha aşağı görmek demektir. İnandığı değerleri, insanlardan ve bir takım endişelerden çekinmeden yaşamak, en büyük ve yerinde bir cesarettir.

Evet, tarihin gördüğü ve efsanelerle de şişirilen Rüstem-i Zal ve Herkül-ü Yunaninin o tasavvur edilemeyen cesaretleri, acip bir güç gördükleri zaman kırılabileceği, oysa o şeyin mahiyetini ve kontrol altında olduğunu bilen bir çocuğu korkutamadığı misailini Üstadımız verip, imanı olan kişilerin -zahiren güçsüz olsalar bile- muazzam bir güç kazandığını, imanı olmayanların ise -görünüşte çok kuvvetli olsalar bile- zayıfladıklarını şu muazzam misalle ortaya koymuştur:

"...Birden, şimendiferimiz (tren) tünelden çıktı. Biz de başımızı çıkardık, pencereden baktık. Altı yaşına girmemiş bir çocuğu, şimendiferin tam geçeceği yolun yanında durmuş gördük. O iki muallim arkadaşlarıma dedim: İşte bu çocuk, lisan-ı hâliyle sualimize tam cevap veriyor. Benim bedelime o masum çocuk bu seyyar medresemizde üstadımız olsun. İşte lisan-ı hâli bu gelecek hakikati der:"

"Bakınız, bu dabbetü-l arz, dehşetli hücum ve gürültüsü ve bağırmasıyla ve tünel deliğinden çıkıp hücum ettiği dakikada, geçeceği yola bir metre yakınlıkta o çocuk duruyor. O dabbetü-l arz tehdidiyle ve hücumunun tahakkümüyle bağırarak tehdit ediyor: 'Bana rastgelenlerin vay hâline!' dediği hâlde o masum, yolunda duruyor. Mükemmel bir hürriyet ve harika bir cesaret ve kahramanlıkla, beş para onun tehdidine ehemmiyet vermiyor. Bu dabbetü-l arzın hücumunu istihfaf ediyor (küçümsüyor) ve kahramancılığıyla diyor: 'Ey şimendifer! Sen gök gürültüsü gibi bağırmanla beni korkutamazsın.' Sebat ve metanetinin lisan-ı hâliyle güya der: 'Ey şimendifer, sen bir nizamın esirisin. Senin gemin, dizginin, seni gezdirenin elindedir. Senin bana tecavüz etmen haddin değil. Beni istibdadın altına alamazsın. Hadi yoluna git, kumandanının izniyle yolundan geç.' "

"İşte ey bu şimendiferdeki arkadaşlarım ve elli sene sonra fenlere çalışan kardeşlerim! Bu masum çocuğun yerinde Rüstem-i İranî veya Herkül-ü Yunanî, o acayip kahramanlıklarıyla beraber, tayy-ı zaman ederek o çocuğun yerinde bulunduğunu farz ediniz... Onların zamanında şimendifer olmadığı için, elbette şimendiferin bir intizam ile hareket ettiğine bir itikatları olmayacak. Birden bu tünel deliğinden, başında ateş, nefesi gök gürültüsü gibi, gözlerinde elektrik berkleri olduğu hâlde, birden çıkan şimendiferin dehşetli tehdit hücumuyla Rüstem ve Herkül tarafına koşmasına karşı, o iki kahraman ne kadar korkacaklar, ne kadar kaçacaklar! O harika cesaretleriyle bin metreden fazla kaçacaklar. Bakınız, nasıl bu dabbetü-l arzın tehdidine karşı hürriyetleri, cesaretleri mahvolur. Kaçmaktan başka çare bulamıyorlar. Çünkü onlar, onun kumandanına ve intizamına itikad etmedikleri için, muti bir merkep zannetmiyorlar. Belki gayet müthiş, parçalayıcı vagon cesametinde yirmi aslanı arkasına takmış bir nevi aslan tevehhüm ederler."

"Ey kardeşlerim ve ey elli sene sonra bu sözleri işiten arkadaşlarım! İşte altı yaşına girmeyen bu çocuğa o iki kahramandan ziyade cesaret ve hürriyet ve çok mertebe onların fevkinde bir emniyet ve korkmamak hâletini veren, o masumun kalbinde hakikatin bir çekirdeği olan şimendiferin intizamına ve dizgini bir kumandanın elinde bulunduğuna ve cereyanı bir intizam altında ve birisi onu kendi hesabıyla gezdirmesine olan itikadı ve itminanı ve imanıdır. Ve o iki kahramanı gayet korkutan ve vicdanlarını vehme esir eden, onların, onun kumandanını bilmemek ve intizamına inanmamak olan cahilâne itikatsızlıklarıdır…"(2)

Dipnotlar:

(1) bk. Mesnevî-i Nuriye, Onuncu Risale.
(2) bk. Hutbe-i Şamiye.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...