"Adem-i kabul, kabul-ü ademle iltibas olunur. Adem-i kabul; adem-i delil-i sübut, onun delilidir. Kabul-ü adem, delil-i adem ister. Biri şek, biri inkârdır." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Adem-i kabul: İman hakikatlarına karşı lakayd kalmak, hakikatleri inkâr etmek, bir şeyi delilsiz ve ispatsız kabul etmemektir. Bu ekseriyetle taassubla alâkalıdır. Yani kişi kendi batıl inançlarına öyle körü körüne inanmış ve bağlanmış ki, hakkın yüz bin delili olsa yine de inancını terk etmez. Bu adamın en büyük delili, adem-i delil-i sübut, yani kesin bir delilin bulunmamasıdır.

Bu tarz adamlar iradeyi imana zorlayacak açıklıkta bir delil ya da mu’cize olmadan asla iman etmezler. Halbuki iradeyi imana zorlayacak bir delil ya da mu’cize dünyanın imtihan olma sırrına zıttır.

Bunlar, ölümü ve ötesini düşünmeden yaşamayı, zevk ve menfaatten başka her şeyi mânasız bulmayı hayatlarının değişmez prensibi kabul etmişlerdir. İşte bu kesimin küfrü “adem-i kabul” olarak isimlendiriliyor. Adem-i kabul, yani kabulsüzlük, iman hakikatlerini düşünmeden yaşamak ve inkâra sapmak. Bu inkâr kolaydır ve çoğu inkârcılar da bu yolda giderler.

Kabul-ü adem ise, Hakiki olmayan bir fikri yahut inancı kabul etmek, hakikatin zıddı olan batıla inanmak ve bunu dava edip ispatına çalışmaktır. Bu tarz düşünenler hem İslam’ı inkâr ediyorlar hem de kendi batıl davalarını fikren ispata kalkışıyorlar. İşte Üstadımızın muhatap aldığı ve fikirlerini çürüttüğü kesim bunlardır.

Bunların küfürleri dava ve fikrî bir hareket olmasından dolayı, karşısına fikren ve muhakeme noktasından çıkmak gerekiyor ki, Risale-i Nurlar bunlardan en kuvvetli olanıdır. Bunlar küfürlerini hüküm ve itikada bindirdikleri için ispat ile mükelleflerdir. Zira müddei iddiasını ispatla mükelleftir. Mesela, “ahiret yoktur” diyebilmek için bütün kâinatı gezip dolaşması gerekir ki ondan sonra hüküm verebilsin. Yoksa bir yere bir noktaya bakıp yok demek ispat noktasından makbul değildir.

Kabul-ü ademciler iman hakikatlarını kabul etmemekle kalmaz, inkâr eder; aksini ispat etmeye zorlanırlar. Ve insanları kendi batıl çizgilerine çekmek için gayret gösterirler. İşte İslâm’ın azılı düşmanları bu gruptaki insanlardır.

Bu yolda gidenlerde düşünmemek değil, hatalı düşünmek ve kalblere sapık inancı yerleştirmek söz konusu.

Adem-i kabulde, bir hakikatı ispat eden delilleri hiç düşünmemek ve onlarla alâkadar olmamak söz konusu. Bu bilgisizlik o adamın inançsız kalmasına yetiyor. Kabul-ü ademde ise o hakikatın yokluğuna delil getirilmesi gerekiyor.

Ekseriyeti teşkil eden birinci kısım, iman ehliyle bir mücadeleye girişmeden, sadece kendi nefsanî hayatlarını sürdürmekle meşgul olan ve iman hakikatlerine karşı lakayd kalan insanlardır. Bunlar, mü’minlerin el atmaları gereken büyük kesimdir. İkinci grup ise imana zıt bir yol tutup insanları da bu yola sokmaya çalışan, küfrü dava edinip imana karşı savaş açan kimselerdir. İşte bizim asıl düşmanımız insanları cehenneme sürüklemeyi bir dava, bir batıl inanç olarak benimseyen bu bedbaht insanlardır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...