Kur’ân-ı Kerîm'in "Nazmındaki cezaleti"ni izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Nazmındaki cezalet, onu meydana getiren surelerin, sureleri meydana getiren âyetlerin, âyetleri meydana getiren cümlelerin ve cümleleri meydana getiren kelime ve harflerin dizilişindeki ihtişamı ifade eder.

Nazm Nazariyesi

Kur'ânın i'câzının esası nazmıyla alâkalıdır. Yani harflerinin, kelimelerinin, sûrelerinin birbirleriyle bütünlük arz etmesi, onda yer alan her şeyin bulunduğu yere tam uygun yerleştirilmesidir. Kur'ân'da her kelime, binanın tuğlaları gibi yerli yerine konulmuştur.

Kur'ân'da, yerine göre bir harf bile mu'cizedir. Çünkü o harf, bulunduğu kelimeye, o kelime de âyete, âyet de pek çok âyetlere bakar.

Belâğat imamlarından Abdülkahir Cürcani, Kur’ân’ın nazmına dikkat çeker ve Onun mu’cizeliğinin asıl burada aranması gerektiğini bildirir. Bunu “nazm nazariyesi” ile ortaya koyar. Ona göre “Belâğat nazmdadır, tek başına kelimede veya mücerred mânâda değildir.”

Mesela, “kamus” ve “nâmus” kelimeleri ayrı ayrı olduklarında bir mânâ güzelliği ortaya çıkmaz. Ama Cemil Meriç’in “Kamus nâmustur.” sözünü duyduğumuzda, engin bir mânâ güzelliğine muhatap oluruz. Cürcanî ve Sekkâkî gibi belâğat imamları da bu mânâya dikkat çekmişler, Fahreddin Razi ve Kadı Beydavi gibi müfessirler, bu mânâyı tefsirlerinde göstermişlerdir.

İşarat-ül İ'caz, Kur’ân’ın nazmındaki i'câzı ele alır, bunu ince tahlillerle değerlendirir. Bediüzzaman Hazretleri, daha önceleri farkına varılmış bu i'câz yönünü çok harika bir şekilde bu tefsirinde tatbik etmiş, önceleri dar olan bu yolu hayli genişletmiştir.

İnsana baktığımızda her âzâsının ideal boyutlarda olduğunu görürüz. Mesela, bedenin bütünlüğü içinde baş da olmalıdır. Başın bütünlüğü içinde saç, kaş, göz, kulak olmalıdır. Gözün büyüklüğü, adedi, görme şekli gibi cihetleri ihmal edilmemelidir.

İşte Allah Teâlâ, san’atında bu tarz bir nazm, yani diziliş gerçekleştirdiği gibi, kelâmında da her şeyi yerli yerine koymuştur. Bu zaviyeden baktığımızda, Kur’ân’da her şeyin olması gereken yerde olduğunu görürüz. Mesela, Besmelede Allah, Rahman ve Rahîm şeklinde Sani-i Hakîmin üç ismi geçer. Bunların bu tertiple olması -bu tefsirde görüleceği üzere- çok ince hikmetler içindir.

Fatiha sûresi Kur’ân’ın bir fihristi gibidir ve bu yüzden başta yer almalıdır.

Fatiha “Elhamdülillah” ile başlamalıdır. Çünkü varlıklar, böyle demeleri için yaratılmışlardır.

Fatiha'dan sonra gelen Bakara Sûresinin ilk kısmında insanlar şu üç grupta ele alınır:

Mü’minler.
Kâfirler.
Münafıklar.

Bunlar anlatıldıktan sonra hepsine yönelik bir şekilde “Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet ediniz!” emri verilir. Kur’ân’da bundan sonra yer alan bütün emirler, bu ibadet emrinin tafsilidir. Zira namaz, oruç, dua, cihad… hepsi ibadettirler.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...