"Mahlukatın en zalimi insandır. İnsan, kendi nefsine olan şiddet-i muhabbetten dolayı kendisine hizmeti ve menfaati olan şeyleri hem sever, hem kıymet verir..." Her insan öyle mi?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Mahlûkatın en zalimi insandır” cümlesi, emanetle alâkalı âyet-i kerimeyi hatırlatıyor. O ayetin sonunda insanın çok zalim ve çok cahil olduğu ifade ediliyor. Elbette ki, bu hitap emaneti yerine getirmeyen yahut yanlış yolda kullanan kişiler içindir. Çoğu insanlar emanete hıyanet etmekle, bu âyette geçen zalûm (çok zalim) ve cehûl (çok cahil) ifadelerine masadak oldukları gibi, mü’minler de yanlış işler gördüklerinde yine bu ifadelere muhatap olmuş olurlar.

Altıncı Söz’de şöyle bir ifade geçer:

“En kıymettar aletleri en kıymetsiz yerlerde sarf edip nefsine zulmettin.”

Bu ifade, evvela küfür ve dalalet yolunda gidenlere baksa da, bir Müslüman da nefsine uyarak ve şeytanın desiselerine kapılarak, harama girdiğinde, kendisine emanet olarak verilen organlarını ve duygularını yanlış yolda kullanmakla kendine zulmetmiş olur.

Meselâ, göz çok kıymetli bir alettir. İnsan harama nazar ettiğinde, bu görme makinesine ve ona medet veren beyin tezgâhına ve bunların her ikisini de o haram yolda kullanmayı irade eden ruhuna ve kalbine zulmetmiş olur.

Akıl da en kıymettar bir alet. Kötü şeyde kullanılması, akla zulümdür.

Kısacası, insana verilen o kıymettar aletler, hayvandan daha aşağı bir mertebede kullanıldı mı, insanlığa zulmedilmiş olunur. Öte yandan, insan kendisine yardım eden, onu çepeçevre kuşatan bu kadar nimetin içinde yüzerken, bütün bunlardan gaflet ederek, onları düşünmeye değer bulmadan sadece kendi nefsine ve menfaatine ait işlerle ömrünü geçirse, bütün bu mahlûkata da zulmetmiş olur.

Bu zulmün en bariz şekli, insanın sadece kendine hizmet eden varlıklara ehemmiyet verip, diğerlerini nazara almamasıdır. Üstad'ın ifadesiyle;

“Hatta Zühre yıldızını kokulu bir zühreye mukabil almaz. Çünkü kendisine menfaati dokunmuyor.” (1)

Bu vesileyle bir noktaya kısaca işaret edelim: İlâhî ahlâk ile ahlâklanmanın umumî manası, Kur’ân ahlâkiyle ahlaklanmaktır. Bunun bir kolu, Allah için sevmek ve Allah için buğz etmek olduğu gibi, bir başka kolu da Allah’ın kıymet verdiği şeylere ehemmiyet vermektir. Onları mesela, böcekleri, karıncaları küçük ve ehemmiyetsiz gören ve üzerinde düşünme ihtiyacı duymayan insan, düşünmelidir ki, Allah bunlara büyük bir kıymet veriyor. O küçük canlıların her birine altı ayak, iki göz taktığı gibi, midelerini, sindirim sistemlerini en mükemmel bir şekilde yaratıp tanzim ediyor. Onların ihtiyaçlarına, zevklerine ve midelerinin yapılarına en uygun rızıklar yaratıyor. Onlar da Allah’ın eserleri ve askerleri, onlar da bu dünyada Allah’ın misafirleri, onlar da Allah’ı tesbih ediyorlar.

"İ'lem eyyühe'l-aziz! Mahlûkatın en zâlimi insandır. İnsan kendi nefsine olan şiddet-i muhabbetten dolayı kendisine hizmeti ve menfaati olan şeyleri hem sever, hem kıymet verir. Semeresinden istifade gördüğü şeylere abd ve köle olur. Aksi halde ne sever ve ne kıymet verir. Ve keza, hayatın icadında ille-i gaiyenin yalnız hayat olduğunu bilir. Cenab-ı Hakkın icad ettiği “hayy”larda hedef ittihaz ettiği binlerce hikmetlerinden haberi yok. Acaba imkân ve ihtimalden hariç midir ki, âlemde görünen şu eşya-yı harika daha garip, daha harika ve daha mucize, melekûtî, berzâhî, misalî şeylere bazı nümune ve bazı esaslar olmasın?" (2)

Üstad Hazretlerinin ifade etmiş olduğu bu tespitler her insanda bilkuvve bulunuyor. Çünkü Allah insanı nihayetsiz hayra da şerre de kabiliyetli bir şekilde yaratmıştır. İnsan bu kabiliyetlerini iman ve ibadet ile terbiye ederse a’la-yı illiyîne çıkar, küfür ve günah ile çürütürse o zaman da esfel-i safiline sukut eder.

Kur’ân, insanı bir cihetle "ahsen-i takvim" şeklinde tavsif ederken diğer bir cihetle de "zalim ve cahil" diye tarif ediyor.

Bu husus âyetlerde şu şekilde ifade edilmektedir:

"Biz, emaneti göklere, yere ve dağlara arz ettik. Onlar onu yüklenmeye yanaşmadılar, ondan korktular da onu insan yüklendi. O cidden çok zalim, çok cahil bulunuyor." (Ahzâb Suresi, 33/72)

"Biz insanı en mükemmel sûrette yarattık, sonra da onu en aşağı derekeye düşürdük. Ancak iman edip güzel ve makbul işler yapanlar müstesnadır. Onlara ise hiç eksilmeyen ve tükenmeyen bir mükâfat vardır." (Tin Suresi, 95/4-6)

İnsan fıtrat itibari ile hayra da şerre de kabiliyetli olarak yaratılmıştır. Bu hayır ve şer tohumlarının inkişafında tercihi insanın iradesine bırakmıştır. Yani insan fıtratına ekilmiş olan bu hayır ve şer tohumlarından dilediğine kuvvet verip onu neşvü nemalandırabilir.

Dipnotlar:

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Onuncu Risale.
(2) bk. age., Zerre.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 7.005
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

k.toprak
Allah ecrinizi ali mutluluğunuzu baki eylesin
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Adem68474

melekûtî, berzâhî, misalî şeylere bazı nümune ve bazı esaslar olmasın?İZAH EDERMİSİNİZ 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale
İnsanın hayatı sadece maddeye ve maddi dünyaya bakmıyor gaybi ve ahiret alemlerine bakıyor hatta esas yüzü onlara yöneliktir. Dünyaya bir bakıyorsa o alemlere bin bakıyor. İnsan bu dünyaya iman ve ibadet için gönderilmiştir iman ve ibadetin yüzü ve yönü ise melekûtî, berzâhî, misalî alemlere yöneliktir. Mesela namaz kılarız ahiret için oruç tutarız ahiret için vesaire. 
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...