"Manevi fütuhat yapmak ve zulümatı dağıtmak zaman ve zemini hemen hemen gelmiş." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“...Hâfız Ali’nin bu defaki mektubunda çok mübarek duaları beni ve bizi en derin ruhumuzdan mesrur edip şükre sevk etti. Ve her musibetzedeye ve hüzün ve kederlere düşenlere, mana-yı işârisiyle mededres ve halaskâr ve şifa ve medar-ı sürur olan اَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ ["Biz senin göğsüne genişlik vermedik mi?" (İnşirah, 94/1)] ve اِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا ["Gerçekten zorlukla beraber bir kolaylık vardır." (İnşirah, 94/6)] her musibetzedeye baktığı gibi, bu geçen hastalık cihetiyle bize de baktığını yazıyor.”(1)

Burada bu iki ayetin bütün darda, sıkıntı ve musibet içinde olanlara bir şifa ve ferahlama kaynağı olduğu gibi, Üstad'a ve zor durumda olan talebelerine de bir kurtuluş kaynağı olduğu ifade ediliyor. Yani Nur talebelerinin iman hizmetlerinden dolayı çekmiş olduğu bela ve sıkıntılara, bu ayetlerin şifa dolu iklimine girerek inşirah bulacakları ifade edilmiştir.

“...Ahir fıkrasında, Muhbir-i sadıkın haber verdiği 'Manevi fütuhat yapmak ve zulümatı dağıtmak zaman ve zemin hemen hemen gelmesi' diye fıkrasına, bütün ruhu-canımızla rahmet-i ilahiyeden niyaz ediyoruz, temenni ediyoruz.”

Hafız Ali Ağabey "deccal ve süfyanın manevi tahribatına karşı Risale-i Nur talebelerinin tam bir tamir ve tadilat yaparak Hazreti Mehdi (ra)’ın tam manasını göstermiş olduğu konusunda hemfikir olmuştur" diyerek, Nur talebelerinin ortak kanaatini yansıtıyor.

Üstadımız da Hafız Ali Ağabey'in bu yorum ve yakıştırmasını kısımen kabul etmeyerek, gerekçelerini yukarıya aldığımız şu şekilde ifade ediyor.

Mektubun devamında bu bakışı, bir dua ve niyaz olarak değerlendiriyor.

"...Fakat biz Risaletü’n-Nur şakirtleri ise, vazifemiz hizmettir; vazife-i İlâhiyeye karışmamak ve hizmetimizi onun vazifesine bina etmekle bir nevi tecrübe yapmamak olmakla beraber, kemiyete değil, keyfiyete bakmak, hem çoktan beri sukut-u ahlaka ve hayat-ı dünyeviyeyi her cihetle hayat-ı uhreviyeye tercih ettirmeye sevk eden dehşetli esbap altında Risaletü’n-Nur’un şimdiye kadar fütuhatı ve zındıkaların ve dalaletlerin savletlerinin kırılması ve yüz binler biçarelerin imanlarını kurtarması ve her biri yüze mukabil binler hakiki mümin talebeleri yetiştirmesi, Muhbir-i Sâdıkın ihbarını aynen tasdik etmiş ve vukuat ispat etmiş ve ediyor, inşaallah daha edecek. Ve öyle kökleşmiş ki, inşaallah hiçbir kuvvet Anadolunun sinesinden onu çıkaramaz."

Burada ise Risale-i Nur'un manevi fütuhat yaptığını ve zulümatı dağıttığını aynen tasdik ediyor.

“...Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde, asıl sahipleri, yani Mehdi ve şakirtleri Cenâb-ı Hakkın izniyle gelir, o daireyi genişlendirir ve o tohumlar sümbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz.”(2)

Burada ise kendisine atfedilen mehdilik unvanını kabul etmediği ifade ediliyor. Zaten Mehdi, mehdilik davası etmeyecek. Nübüvvet ilan edilir, zira insanlara ispat için bu gereklidir. Ama velayet dava edilmez. Edilse velayetin kemal ve mahviyeti ile bağdaşmaz. Mehdilik de bir velayet makamı olduğu için, tahaddi (meydan okuma) şeklinde dava edilmesi caiz değildir.

Üstadımız mehdilik davasında bulunmuyor, ona mehdilik makamını verenler sevenleri ve talebeleridir.

Dipnotlar:

1) bk. Kastamonu Lahikası, 72. Mektup.

2) bk. age.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...