"Mânevî ve uhrevî sa’y ve çalışmanızdan zekât miktarınca vermeniz" Manevi sevap hediye edilir mi? "Ali bizim namazımızı kılmış." düşüncesine nasıl cevap verilebilir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Bu mübarek Ramazan'da dahi, geçen Ramazan gibi, bu âciz ve zayıf kardeşinize, mânevî ve uhrevî sa'y ve çalışmanızdan zekât miktarınca vermenizi ve onun hesabına bir miktar çalışmanızı ve ziyade hüsn-ü zannınızla ona tahmil ettiğiniz ağır yüke o cihette yardımınızı pek çok rica ederim."(1)

Buradaki çalışma, Risale-i Nur'un el yazısı ile telif ve tashih edilmesidir. Üstadımız "Ben hem zayıf ve hasta hem de yaşlı olduğum için zekât misillü, yani zekât veriyormuşçasına ya da zekâtta olduğu gibi benim bedelime de çalışmanızı istirham ediyorum" diyor. Bu paragrafta nazara verilen nokta burasıdır.

Manevî sevaplar elbette birisine hediye edilebilir. Peygamber Efendimiz (asm)'e getirilen salavatlar, ölmüş insanların ruhuna hediye edilen fatihalar hep bu kabildendir.

Yani bir kimse, farz olsun, nafile olsun, herhangi bir ibadeti yaparken veya yaptıktan sonra, sevabını, ölü ve diri herkese hediye edebilir. Bu, ehlisünnetin kabul ettiği bir durumdur. Sevaplar nuranî olduğu için, bir azalma ve bölünme de söz konusu değildir.

Kur'ân-ı Kerim'in tesir sahası sadece dünya ile sınırlı değildir. Onun mü'min ruhlara verdiği feyiz aynı şekilde kabir âleminde de devam eder; orada iken de ruhlarımızı şenlendirir, kabrimizde nur ve ışık olur.

Geçmişlerimizin ruhuna Kur'ân'dan nelerin okunması gerektiği hususunda Peygamberimiz (a.s.m.) şu tavsiyelerde bulunur:

"Yasin, Kur'ân'ın kalbidir. Onu bir kimse okur ve Allah'tan âhiret saadeti dilerse, Allah onu mağfiret buyurur. Yâsin'i ölülerinizin üzerine okuyunuz." (Müsned, 5/26)

"Kim babasının veya anasının veya bunlardan birisinin kabrini cuma günü ziyaret ederek orada Yasin sûresini okursa, Allah kabir sahibini bağışlar." (İbni Mace Tercemesi, 4: 274)

"Kim babasının veya anasının veya bunlardan birisinin kabrini cuma günü ziyaret ederek orada Yasin sûresini okursa, Allah onu bağışlar." (Ali el-Müttakî, Kenzü’l-ummâl, 1981, 16/468)

Bir hatibin ağzından çıkan sözün, bir kişinin kulağına girmesi ile bin kişinin kulağına girmesi arasında hiç bir fark yoktur.

Aynı lambadan herkes istifade eder. Yüz ile bin fark etmez. Kişi sayısının fazla olması lambanın ışığını azaltmaz. Cemaatle kılınan namazlarda da her mü’mine yirmi yedi kat sevap verilir.

Aynı şekilde okuduğumuz bir Fatihanın veya Yasin-i Şerifin ya da hatm-i şerifin sevabını bir kişiye bağışlamamızla bin kişiye bağışlamamız arasında hiç bir fark yoktur. Onlardan hâsıl olan sevap, bölünmeden bağışladığımız her kişinin ruhuna ulaşır. Zira ışık ve sevap gibi nuranî ve latif şeylerde bölünme yoktur. Nitekim radyodan ve televizyondan okunan bir hatimden milyonlarca kişi aynı anda istifade etmektedir.

Okunan bir Fâtiha'nın veya Yâsin'in bütün ölülerin ruhuna aynı şekilde hiç eksilmeden nasıl ulaştığını Üstad Bedüzzaman Hazretleri şöyle ifade ediyor:

"Fâtır-ı Hakîm nasıl ki, unsur-u havayı; kelimelerin, berk gibi intişarlarına ve tekessürlerine bir mezraa bir vasıta yapmış ve radyo vasıtasıyla bir minarede okunan ezan-ı Muhammedî (asm.) umum yerlerde ve umum insanlara aynı anda yetiştirmek gibi; öyle de okunan bir Fatiha dahi, meselâ, umum ehl-i imanın emvâtına aynı anda yetiştirmek için hadsiz kudret ve nihayetsiz hikmetiyle manevî âlemde, mânevî havada çok manevî elektrikleri, manevî radyoları sermiş, serpmiş; fıtrî telsiz telefonlarda istihdam ediyor, çalıştırıyor.

"Hem nasıl ki, bir lamba yansa, mukabilindeki binler aynaya, her birine tam bir lâmba olur. Aynen öyle de Yâsin-i Şerif okunsa, milyonlar ruhlara hediye edilse, her birine tam bir Yâsin-i Şerif düşer." (Şualar, Birinci Şua)

"Kabristandan geçen kimse on bir ihlas okuyup, sevabını kabirdekilere hediye ederse, ölü adedince sevap verilir." Durru’l-muhtar’da hadis olarak rivayet edilmiştir.(2)

"Mümin, ibadetlerinin sevabını ölü diri herkese hediye edebilir. Kendi sevabından da hiç eksilme olmaz."(3)

Lakin farzların ifası konusunda vazifeler şahsîdir, başka birisine tevdi edilemez. Yani "Benim beş vakit farz namazımı sen kılar mısın?" ya da "Bizim yerimize birisi namazımızı kılmış" demek, hem safsata hem de batıl bir itikad ve kanaattir. Bu yüzden, Alevîlere atfedilen; “Ali bizim namazlarımızı kılmış" düşüncesi doğru bir düşünce değildir.

Dipnotlar:

(1) bk. Kastamonu Lâhikası, (108. Mektup)
(2) bk. İbn Abidin, II/242.
(3) bk. Burhâneddin el-Mergīnânî’nin (ö. 593/1197) Hanefî fıkhına dair eseri.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 2.107
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

karolin
Peki burada sevaplar hediye edilince ölüler yada bir başkası bedavadan, çalışmadan sevap kazanmış olmuyor mu?Bu haşa haksızlık olmaz mı? Mesela hiç Fatiha okunmamış bir mümin kabriyle, sürekli okunan mümin kabri sevap bakımından eşit olmayacak?Belki burada dua okunmayan kabir daha takvalı. Bu haşa nasıl adalet olur?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Manevi şeylerde merhamet ve şefkat asıldır. Ben sana gönlümden kopmuş bir dua etmişim, bunun başkası ile ne ilgisi var ki haksızlık olsun?..
"Bütün müminlerin ruhuna..." dediğimizde, biz bilsek de bilmesek de hepsi bundan nasibini alıyor zaten... 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
karolin
Allah razı olsun
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
oğuzhangözüpek
ALİ BİZİM NAMAZLARIMIZI KILMIŞ anlayışı; HRİSTİYANLARIN '' İsa Mesih , ÇARMIHTA bizim GÜNAHLARIMIZIN bedelini ödemiş '' İNANCINA BENZİYOR. Zaten SURİYE deki bir kısım İNSANLAR, ALİ Efendimizi (kv) (haşa) tanrı olarak kabul ediyor ve Resul'ü (Resulullah Efendimizi. sav) koruyup gözetmek için ALİ bedeninde DÜNYAYA geldi diye inanıyorlar. ALLAH'IM bizi bu düşüncelerden KORUSUN,EMİN KILSIN. ''O’nun izni olmadıktan sonra hiçbir şefaatçi şefaat edemez.” (Yunus 3)''...Onlar Allah’ın razı olduklarından başkasına şefaat etmezler.” (Enbiya 28).....Rahman’ın huzurunda söz almış olanlar dışında hiç kimse şefaat edemeyecektir.” (Meryem 87)....O gün, Rahman’ın şefaat izni verip sözünden razı olduğu kimselerden başkasının şefaati fayda vermez.” (Taha 109)...ALLAH'IN SON NEBİSİNE atfedilen HADİSLER KUR'AN AYETLERİ İLE yorumlanmadığı zaman bir boşluk oluştuğunu söylemek isterim. BİZ ne yaparsak yapalım ALLAH izin vermedikçe HİÇ BİR KİMSENİN VE HİÇ BİR ŞEYİN bir başkasına faydası olmayacaktır..."Mümin, ibadetlerinin sevabını ölü diri herkese hediye edebilir. Kendi sevabından da hiç eksilme olmaz.'' "Kabristandan geçen kimse on bir ihlas okuyup, sevabını kabirdekilere hediye ederse, ölü adedince sevap verilir."Bahse konu bu HADİSLERİ şahsen şöyle anlarım... Burada vurgu yapılan HEDİYE EDENDİR,Edilenler değil. İBADETTEN kasıt sanki KUR'AN okumak,SALAVAT getirmek GİBİ ANLAŞILMIŞ Kİ, ÖLENLERİMİZE hep bunları yapıyor adeta yasak savıyoruz. İBADET kulluk etmenin kendisidir. Yani ALLAH'A karşı İNSAN olma MUHATAPLIĞIDIR. Bu muhataplık RESULULLAH EFENDİMİZDE olduğu gibi her yerde ve her zaman icra edilebilir. Görüldüğü gibi BİR İNSAN İBADET haline getirdiği YAŞAM SÜRECİNDEKİ kazancını MÜMİN KARDEŞLERİ ile paylaşma cömertliğini GÖSTERİRSE ALLAH ta ona cömert davranmaktadır. AMA verilen HEDİYENİN yerine ulaşıp ulaşmayacağı bakın AYETTE net şekilde açıklanmış. Kimler mi ? ALLAH'IN RAZI OLDUĞU KULLAR. NE DEMEK BU derseniz? ALLAH'IN RAZI olduğu KUL '' cennete GİRMEYİ hak kazanmış KULDUR'' YOKSA cehennemi HAK KAZANMIŞ BİRİNE bu hediyelerin ULAŞMASI ile belki azabının hafifletileceği mümkün olur. Yok sa CEHENNEMDEN kurtarmaz. Zira ALLAH'IN RAZI olmadığı birinin bizim dualarımızla Allah'ın RAZI hale gelmesi SÖZ KONUSU olması herhalde mümkün olmaz. EBU TALİP için '' o cehennemin en sıcak yerindeydi,en serin yerine çıktı HADİSİ ŞERİFİNDE olduğu gibi''Zaten YÜCE ALLAH bir KULUNU af etmeyi murat ettiyse BİR BAHANE ile RAHMETİNİ gösterecek AF EDECEKTİR. BU muratta o kulun ALLAH'IN RAHMETİNİ celp edecek samimi hisler ile yaptığı ameline BAĞLIDIR'' ARTIK bu bir HEDİYE Mİ olur,O kişinin çok hayırlı BİR AMELİMİ olur bilemeyiz. BİLDİĞİMİZ TEK şey şu ki tüm bu RAHMET,AF,LÜTUF vs dağıtımının YÜCE ALLAH'IN ADL ismi ve ADİL sıfatının gereği dairesinde TECELLİ EDECEĞİDİR. Bundan zerre kadar ŞÜPHEM YOKTUR. Kişinin DÜNYADA bıraktığı ESERLER ALLAH RIZASI amacıyla bırakılmış ise onlardan hasıl olan FAYDALAR O ESERLER DEVAM ETTİĞİ SÜRECE O KİŞİYE elbette SEVAP OLARAK verilecektir. Görüldüğü gibi Güzel AMELLERDE RIZAYI İLAHİ esas olmak zorundadır. İLAHİ RIZAYI kazanmak amaç olmadan yapılan HİÇ BİR AMEL KİŞİYE FAZLA FAYDA SAĞLAMAZ. Bu durumda AMAÇ DÜNYEVİ maddi veya manevi bir amaç olur ki ALLAH'IN HOŞNUTLUĞU DA söz konusu olamaz. ALLAH'IN hoşnutluğu da yoksa HEDİYEDE ULAŞAMAZ. Zira ALLAH izin vermez. Hayırlı geceler. CUMANIZ MÜBAREK OLSUN.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...