"Merhamet, hürmet, emniyet, haram ve helâlı bilip haramdan çekilmek, serseriliği bırakıp itaat etmektir." Anarşi ve terörden kurtulmanın yolları bunlardan nasıl geçer?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kalbinde merhamet ve hürmet olan birisi başkasının canına, malına, namusuna zarar vermez. Anarşist denilen gruplar bir gösteri yaptığında, kaldırım taşlarını söküp, esnafın canına ve malına kastedebiliyor, devletin malını yağmalıyorlar.

Emin ve güvenilir bir toplum olunduğunda, siyasî ve içtimaî meseleler kendiliğinden halledilir. Ticaret, siyaset ve içtimaî huzur, ancak emniyet ile olan şeylerdir. Emniyetin olmadığı yerde huzur ve terakki olmaz.

Harama ve helale riayet edilen toplumlarda huzur ve bereket varken, riayet edilmeyen yerlerde keşmekeş ve bereketsizlik hükmediyor. Bu da içtimaî hayata menfi olarak aksediyor. Buna siyasette anarşizm deniliyor.

Risale-i Nur, şefkat ve adalet ile istibdadı, hürmet ve itaat ile de anarşizmi çözüyor. "Güçlü olan şefkati, zayıf olan da hürmet ve itaati" esas almalıdır. Her iki haslet de tahkiki iman ile mümkündür.

Bunu siyasî olarak değerlendirecek olursak, idare edenle idare edilen münasebeti, yani idare demokratik olacak ve herkes hukuk önünde mutlak eşit muamele görecek, idare edilen de kanunlara tam itaat edecek.

Aslında anarşizm istibdadın tabiî bir neticesidir. İnsanlara zalimane tahakküm yapılırsa, halk da çıkışı ve çareyi isyanda (anarşizmde) görür. Bu yüzden, gerçek demokrasi ve hukukun üstünlüğü tek çıkar yoldur.

Demokrasi; İslam ahlakı ve edebi ile yeniden tevil ve izah edilmeli ve ona göre inşa edilmelidir. Anarşi ve terörün temelinde, maddî ve manevî hiçbir otoriteyi tanımama manası vardır. Yani anarşi imansızlığın bir neticedir; bu dehşetli hastalığın panzehiri iman ve itaattir. Bir insanın kalbinde iman, bedeninde ibadet hükmederse, bu kimseden anarşi ve terörün çıkması mümkün değildir.

Millet serkeşlik, anarşi, fısk, sefahet ve dalalet gibi manevî hastalıklardan kurtulmak istiyorsa; imana, güzel ahlaka, dinî ve müsbet ilimlerin beraberce okutulduğu eğitim ve öğretime ağırlık vermelidir.

Bu ilimlerden yalnız birisi ile iktifa etmek, beşerin terakkisine değil, bilakis tedennisine sebep olur. Maddî ve manevi terakkiyat ikisinin bir arada olmasıyla mümkündür.

Sadece müsbet ilimler ile meşgul olmak ve o sahada ilerlemek insanı saadete götürmez. Zira Matematik, Fizik ve Kimya gibi ilimlerde bir fazilet olmaz. Onların yeri başkadır. Batı medeniyeti teknik sahada son derece ilerlemesine rağmen insanların huzur ve saadetlerini temin etme hususunda aynı muvaffakiyet ve neticeyi gösterememiştir.

Hakiki terakki hem maddî hem de manevî ilimlerin beraber yürütülmesine bağlıdır. Sadece maddî sahada veya yalnız manevî sahada terakki kâfi değildir.

“Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri vakit; birincisinde taassub, ikincisinde hile, şübhe tevellüd eder.” (Münazarat)

Evet, eğitim ve öğretimde, sadece akıl ve fen ilimleri nazara alınırsa, genç nesiller şüpheci ve isyankâr; yalnız dinî ilimler yani kalb nazara alınırsa, o zaman da mutaassıb olurlar.

Bir milletin hakikî saadeti ve bahtiyarlığının anahtarı; dînî ve fennî ilimleri birlikte tahsil etmektir. Cihanda aziz olmak, maddî ve manevî terakki etmek istiyorsak, iman ve fazileti, ilim ve serveti bir merkezde cem etmeliyiz. Her şeyden feragat edilse bile imandan, faziletten, ilimden ve irfandan feragat edilemez. Zira her iki hayatın huzur ve saadeti, izzet ve şerefi bunlarla kaimdir. Efkâr-ı ulviye sahibi insanları ancak bu hakikatler işba’ ve tatmin edebilir.

Huzur ve emniyet, bunların tabiî bir neticesidir. Yani iman ve ibadetin hükmettiği bir yerde emniyet ve huzur meydana gelir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...