"Tecavüzleri önlemek için, cemaat-i insaniye, çalışmalarının semerelerini mübadele etmekte adalete muhtaçtır... Öyle bir kanun, ancak şeriattır." Ne demektir?

Soru Detayı

- Avrupa'da şeriat olmamasına rağmen -maalesef- ülkemize nisbetle menfur hâdiseler daha az oluyor, ne dersiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Şark insanında hissiyat, hamaset, hitabet, karizmatik liderlik, bedeviyet daha galip ve daha güçlüdür.

Hissiyatı tadil etmenin en tesirli yolu ise, din ve onun caydırıcı hükümleridir. Bu yüzden, peygamberlerin ekseriyeti Şark’a gönderilmiştir. Asya’da din ihmal edilirse, anarşi, kaos ve keşmekeş çıkar. Din, içtimaî hayatta emniyet kemeri gibidir.

Hayat ve din, ceset ile ruh gibidir. Ne zaman cemiyet, dinî hissiyatı ihmal etmişse, maddî terakki durmuş, cemiyet zillet ve meskenete düşmüştür. Ve yine ne zaman ki, cemiyet kendini maddeye hasredip manayı ihmal etmişse o zaman da insanlar madde ve ihtiraslarının esiri, menfaatlerinin zebunu olmuşlardır. Din ile hayatı muvazene ile götüren milletler daima maddî-manevî terakki etmişlerdir.

Din, insan ruhu için fıtrî ve ebedî bir ihtiyaçtır, asla terk edilemez; kesilip atılamaz, yok edilemez. Onun yerini içtimaî disiplin, kanun hakimiyeti, ilim ve felsefe,... dolduramaz. Şu hâlde, hayat onsuz olamaz. Elem ve ızdıraplar içerisinde kıvranan, devamlı olarak ruhî buhranlarla çalkalanan bu asrın insanına Din-i Hak, hava ve sudan daha lüzumludur. Bu muzdarib beşeri tatmin ve teskin edecek en kıymetli his, din hissidir. Teknolojinin baş döndürücü gelişmesi, boğucu ve bunaltıcı bir muhit, korkunç maddî ihtiras ve çekişmeler, aşırı yorgunluk ve ruhî depresyonlar ile örtülü bir cemiyette, teneffüs etmek isteyenlere Din-i Hak, ne kadar kuvvetli bir istinadgâh, ne kadar güçlü bir hami, ne kadar büyük bir huzur kaynağıdır. Ruhların her gün biraz daha boğulduğu, bunalımların şiddet kazandığı cemiyet hayatında, dine olan ihtiyaç gittikçe daha fıtrî ihtiyacın zaruri neticesidir. Her ihtiyaç ve arzusunu tatmine çalışan bu asrın insanı, elbette, ruhunun ebedî ihtiyacına karşı da lakayd kalmayacak, madde dünyasında bulamadığı bu ebedî hakikati, mana dünyasında arayacak ve ancak dinde bulacaktır. Nitekim beşerin bu manevî boşluğunu doldurmak için Din-i Hakkın, gönüllerde daha fazla taht kurduğunu, çok kuvvetli bir cazibe unsuru olarak içtimaî hayatın tabakalarında hükmettiğini ve derinleştiğini görmekteyiz. Bu temayül gösteriyor ki, gelecek yüzyıllarda din, bütün şa’şaası ile hükmedecek, beşerin en büyük gayesi Allah’a iman ve rızasını tahsil olacaktır.

Bu sebeple Avrupa insanı ile şark insanını körü körüne mukayese etmek yanlış olacaktır.

“Enbiyanın ekseri Şarkta ve hükemanın ağlebi Garpta gelmesi kader-i ezelînin bir remzidir ki, Şarkı ayağa kaldıracak din ve kalbdir, akıl ve felsefe değil.” (Mesnevi-i Nuriye)

Batı toplumları din ve fennin ilhamı ile bir medeniyet kurmuşlar ve bu medeniyeti din gibi telakki ediyorlar. Ve dünya saadetinin ancak bu medeniyete tabi olmakla mümkün olacağını gördükleri için, bu medeniyete sımsıkı sarılıyorlar. Meselelerini fen ve akıl ile halletmeye çalışıyorlar ve bu hususta da hatırı sayılır bir mesafe kat’ettiler.

Avrupa insanı sünnetullah kanunlarına bağlılığı esas alırlarken, Asya insanı ise Kur’an ve sünneti esas alıyorlar. Ama maalesef Asya insanı son zamanda buna da tam riayet edemediği için, bir boşluk ve buhran içinde çırpınıyor.

Hayvan haklarını Batılı bir insana medeniyet çerçevesinde, Doğulu bir insana da hadis ve sünnet ışığında anlatmak gerekiyor. Herkese anladığı dilden bahsetmek elzemdir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 2.838
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...