"Mesleğin lazım-ı beyyini meslektendir." ile "Lazım-ı mezhep, mezhep olmadığından, belki muahez değil." cümleleri birbirine zıt değil mi?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Lazım-ı mezhep, mezhep olmadığından, belki muahez değil." (Sünuhat, Rüyada Bir Hitabe)

Bir mezhebin çağrıştırdığı ve lazımı olan menfi manalar, mezhebin kendini bağlamaz. Zaten mezhebin kendi de değildir. O zaman onu sırf çağrıştırıyor diye hesaba çekmek ve inkâr etmek yanlış olur.

Üstad'ın "Lazım-ı mezheb mezheb değil." ifadesi, bildiğimiz fıkhî mezheplerle ilgili değildir.

"Bir mezhebin lazımı mezhep değil."den maksat, herhangi bir meslek ve meşrebin asıl hedefi olmamakla beraber, yine de onunla alakalı olan hususlardır. Bu hususlar iyi de olabilir, kötü de olabilir.

Buna göre, temel esasları itibariyle kötü olan bir meslek / doktrin ile alakalı olan bazı iyi şeylerin var olması, o kötü mesleği temize çıkarmaz.

Keza temel esasları itibariyle iyi olan bir mesleğin yan etkileri olan bazı kötülüklerin bulunması sebebiyle o meslek, tamamen kötüye mahkum edilmez.

Üstad'ın burada özellikle vurguladığı konu, Avrupa medeniyetidir. Bu medeniyetin iyi tarafları da kötü tarafları da vardır. Avrupa’dan sağlık, eğitim, teknik-teknoloji, şehirlerin alt yapısı, ulaşım, iletişim imkânları ve benzeri sahalarda güzel işleri örnek olarak almak, Avrupa medeniyetini tamamen tasvip etmek manasına gelmez.

"Evet, şu kadar çirkin bir şeyi vicdan ve akıl muhal görüyor. Kalp dahi kabul etmez.. İlla ki müşagabe ile safsata edip; her bir zerreye hükemanın akıllarını ve hükkamın siyasetlerini verip, ta her bir zerre ahavatıyla ittifak ve intizam meselesinde müşavere ve muhabere etsinler."

"Evet, bu suretteki bir mesleği, insan değil hayvan dahi kabul etmez. Fakat ne çare, mesleğin lazım-ı beyyini meslektendir. Şu meslek ise, bu suretten başka bir şey ile tasvir edilmez. Evet, batılın şe'ni şöyledir: Ne vakit tebeî bir nazar ile bakılırsa, sıhhatine bir ihtimal verilir. Fakat im'an-ı nazar eyledikçe, ihtimal-i sıhhat bertaraf olur." (Muhakemat, Üçüncü Makale / Unsuru'l-Akide, Birinci Maksat)

Burada kastedilen meslek, küfür ve şirk oluyor. Beyyin ise kelime anlamıyla, aşikâr, açıklanmış, gün gibi vazıh delil. Müteaddit noktaları beyan eden ve açıklayan anlamındadır.

Buradaki "mesleğin beyyini ve lazımı" ise şirkin bakış açısından kaynaklanan safsata esaslar oluyor. Bu esaslar çerçevesinde bakıldığında en imkânsız şeyler mümkün, en safsata düşünceler makul addediliyor.

Bir atom parçacığına sonsuz ilim, irade ve kudret vermek işin aslında gayet muhal ve safsata olmasına rağmen küfür mesleğinin ilke ve esasları ile bakıldığında bu muhal ve safsata gayet makul ve mümkün görünüyor. Bu nedenle koca koca filozoflar buna kani olabiliyor. İşte küfür mesleğinin lazım-ı beyyinesi yani onun gereği olan bozuk ve çürük ilkeleri, akil adamlarını ne duruma düşürüyor.

Sonuç olarak, iki cümle birbirinden farklı konuları ele alan iki farklı hüküm ifade ettikleri için iki cümle arasında bir tenakuz bir tutarsızlık söz konusu değildir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

SORULARLARİSALE 2024 ANKETİ
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...