Block title
Block content

Meyelan ve ruhun cevheri, büyüklük küçüklük vs. emirler Cenab-ı Hakk'ın hangi sıfatının tecellisidir? Arş, Kürsi vs. gibi mec´ul alemi de var mıdır?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Allah’ın fiili isimlerinin ardında Allah’ın ilim, irade, kudret, sem, basar, kelam ve hayat denilen sabit yedi sıfatı vardır. Bu isimlerin menşe ve medarı bu yedi külli sıfatlardır.

Mesela, Allah’ın fiili isimlerinden olan Rezzak isminin arkasında bu yedi sıfat iş ve icraat yapar. Bu yedi sıfatın rızık verme eylemine ve icraatına Rezzak unvanı ve ismi verilir. Rızık verme eyleminde ne kadar iş ve icraat var ise, hepsini ihzar edip oluşturan bu yedi sıfattır. Bu eyleme ve icraatların tamamına Rezzak deniliyor.

Aynı yedi sıfat temizlik ve nezafet işinde çalıştığında Kuddüs unvanı ve ismi ile tesmiye ediliyor. Hayat verme eyleminde Muhyi ismini alıyorlar. Hayatı alma eyleminde Mümit ismini alıyorlar vesaire.

Allah’ın fiili isimleri, yedi sıfatın ayrı ayrı işlerdeki farklı isim ve unvanlar ile anılması işidir. Eşya içinde ne kadar muhtelif ve mübayin iş ve icraat var ise, o kadar da isim var demektir.

İşte Allah’ın isimlerinin kainattaki hakimiyeti bu yedi sıfatın vesilesi ve vasıtası iledir. Bu yedi sıfatın müdahil olmadığı bir fiil ya da icra yoktur.

Hakaik-i Sâbite: Allah’ın kudret ve irade sıfatı ile yarattığı ve kainatta sabit olup değişmeyen her bir hakikate denir. Mesela sıcaklık, ışık, güzellik, madde sabit birer hakikattirler... Bunların kainattaki miktarı nisbi hakikatlere nazaran daha azdır. Zaten nispi hakikatler de bu sabit hakikatlerin aralarındaki bağlar ve orantılardan ibarettir. Mesela, sıcaklığın sabit bir hakikati vardır, lakin soğuk denen nisbi ve farazi hakikat devreye girince, sıcaklığın milyonlarca nispi derece ve hakikatleri açığa çıkıyor. Üstad'ın "Hakaik-ı nisbiye denilen şeyler, kâinatın eczası arasında bulunan rabıtalardır.”sözü bu manayadır.

Hakaik-i Nisbiye: Allah’ın irade ve kudret sıfatına konu olmayan, yani ona taalluk etmeyen ve  hakikatte varlığı olmadığı halde, bir başkasına nispet veya kıyas edildiğinde varlığı anlaşılan ve bilinebilen hakikatler demektir. Büyük - küçük, sağ - sol, ön - arka, üst - alt birer nisbî emirdirler ve  bunların hiç birisi de mahlûk değildirler. Bunlar ancak sabit hakikatlerin aralarındaki sınırsız oranların ve değerlerin açığa çıkmasında birer itibari ölçücüklerdir.

Mesela, sıcaklığın sabit bir hakikati ve bir mertebesi varken, zıddı olan soğuğun müdahalesi ile binlerce, milyonlarca nisbi hakikatları ve mertebeleri ortaya çıkar. Bu da gösteriyor ki, kainatta sabit emir ve hakikattan ziyade nisbi hakikatlar vardır. Nisbi olan bu emirler olmasa idi, kainatta hiçbir mutlak gerçek anlaşılmaz ve muamma olarak meçhullerden olurdu.

                                                   Mec’ul Hakkında

Varlık; vacip, mümkün ve mümteni olmak üzere üç sınıftır.

Vacip; Allah’ın Zatı ve sıfatlarıdır.

Mümkün; varlığı ve yokluğu müsavi olan ve varlık sahasına çıkmak için vacip olan Allah’a muhtaç olan varlıklara denir.

Mümteni ise; varlığı asla mümkün olmayan şeylere denir.

Varlık sınıfından mümkünatın üç kısmı vardır. Biri mevcut, yani varlık sahasına çıkmış, harici vücudu olan her şey. Bu mevcudatı yaratan ve idare eden, Allah’ın kudret sıfatıdır. Kulun hiçbir müdahalesi olamaz.

Mümkinatın ikinci sınıfı ise, “madum”dur. Yani, varlık sahasına çıkması mümkün ve caiz olup da, henüz varlık sahasına çıkmamış olan şeylerdir.

Mümkinatın üçüncüsü ve irade ve ruhun mahiyeti ile alakalı olan kısmı ise, itibari ve nispi şeyler dediğimiz; “mevcut ile madum” arası olan varlıklardır. Bu üçüncü sınıf olan itibari ve nispi emirler, ne mevcuttur, ne de “madum”dur. İkisi arasında bir makam ve mevkie sahiptirler. Bu sınıfta Allah’ın kudret sıfatının taalluk ve tecellisi yoktur, mec’uldür; ama mahluk değildirler. Yani Allah’ın tasarımı ve tercihidirler; ama kudretin alanı olan mahlukat sınıfından değildirler.

Allah’ın ezeli ve ebedi olan sıfatları, taalluk ve tecelli noktasından farklı farklı tecelli ederler.

İlim ve Kelam Sıfatı: Varlığın hem vacip hem mümkün hem de mümteni olan kısmına tecelli eder. Yani Allah’ın ilmi hem kendini, hem mümkünü, hem de muhali ihata eder. Kelam sıfatı da aynı ilim gibidir.

İrade ve Kudret Sıfatı: Varlığın sadece mümkün sınıfına taalluk ve tecelli eder. Vacip ve mümteni sınıflara tecelli ve taallukları yoktur. Şayet olsa idi; Allah’ın kendi Zatı ve sıfatları hakkında tebdil ve tagayyürü aynı zamanda mahluku ilah yapma gibi şeyler caiz olurdu. Bu sebeple bu iki sıfat sadece mümkünde tecelli ve taalluk eder.

Sem ve Basar Sıfatı: Bu sıfatlar mümkün içinde sadece mevcut sınıfında tecelli eder. Yani madum sınıfında tecelli ve taallukları yoktur. Zaten madum, olmayan demektir, görülmesi ve işitilmesi söz konusu değildir.

"Suâl: Sa'd-ı teftazanî, biri hayvanî, diğeri insanî olmak üzere, ruhu ikiye taksim ettikten sonra, "Mevte mâruz kalan yalnız ruh-u hayvanîdir, ruh-u insanî ise mahlûk değildir ve onun ile Allah beyninde nisbet ve sebep yoktur, cesed ile kaim olmayıp müstakill-i bizzâttır" demesinin sebebi ve izahı?"

"Elcevap: Sa'd-ı Teftazanî'nin  اَلرُّوحُاْلاِنْسَانِيَّةُلَيْسَتْمَخْلُوقَةً demesi; قُلِالرُّوحُمِنْاَمْرِرَبِّى sırrıyla, -beka-yı ruh bahsinde beyan edildiği gibi- ruhun mahiyeti; zîhayat bir kanun-u emr, zîşuûr bir âyine-i İsm-i Hayy, zîcevher bir cilve-i Hayat-ı Sermedî olduğundan mec'uldür. Bu cihetle, mahlûktur denilemez. Fakat Sa'd, Makâsıd ve Şerhü'l-Makâsıd'da, bütün muhakkıkîn-i İslâmın icmâına ve âyât ve ehâdîsin nusûsuna muvafık olarak, "O kanun-u emr, vücud-u hâricî giydirilmiş, sâir mahlûkat gibi mahlûk ve hâdistir." demiştir. Sa'd'ın ezeliyet-i ruha kail olmadığına bütün âsârı şâhiddir."(1) 

Mec’ul ve mahluk kavramlarına ışık tutacak bazı izahatlar yapalım.

Bir bina yapılırken, usta binanın sağ sol, aşağı yukarı, alt üst, doğu batı gibi izafi yönlerini çekiç ve iş araçları ile çakmaz. Bina vücut buldukça bu izafi kavramlar da bununla beraber terettübi olarak belirmeye ve tebeyyüne başlarlar. Ustanın çekici ile yapılmadıkları için bir fayans ve tuğla gibi mevcut sayılmazlar. Ama bir fayans veya tuğla gibi mevcut olmamaları, tamamen yok ve hiç oldukları anlamına da gelmez. Birisine sorulsa "Binanın sağı neresidir?" Adam hemen gösterir. Şayet yok ve hiç olsa idi, adam nasıl gösterecekti. Zira aslı olmayan bir şey ne ispat edilebilir, ne de gösterilebilir. Demek adamın, binanın sağını göstermesi izafi de olsa bir varlığının olduğunu gösterir.

İnsan mahiyeti de bir bina gibidir. İnsan binası inşa olunurken, bu binaya müterettib çok nisbi ve izafi hatlar ve kıyas araçları mevcudiyetsiz ve cisimsiz olarak varlık sahasına çıkarlar. Bunların Allah tarafından insan mahiyetine takılmasının sebebi ise; bu farazi hatlar ile Allah’ın mutlak ve idrak ve ihatası imkansız olan isim ve sıfatlarını bir nebze kıyas ile anlamak içindir. İnsana verilmiş olan benlik, yani sahiplenme duygusu ile insan cüzi ilim, irade, kudret gibi şeyleri kıyas ederek, Allah’ın külli ilim, irade, kudret gibi mutlak sıfatlarını anlamaya çalışır.

İnsan ruhunda da benzer manalar vardır. Yani mahlukata konu olan yönü var, olmayan yönü var. Ruhun mahluk olan yönü hayvani olarak tarif edilen yönüdür. Mahluk olmayan yönü ise, itibari ve nisbi alemdeki yönüdür. Yoksa, mahluk değilse, ilahtır anlamına gelen bir önerme, burada geçerli olmaz. Zira mahluk ile ilahlık arasında varlıklar da mevcuttur. İrade ve ruhun cevher kısmı buna örnek olarak verilebilir. Yukarıda verdiğimiz örnekte olduğu gibi, binanın her yönü mahluk ve cisim değildir. Ustanın eli ile yaptıkları mahluk ve cisimdir; ama terettübi olarak meydana gelen nispi varlıklar mec’uldür. Yani mahluk olarak değil, tasarlanmış olarak varlık türündendir.

Ruhun emir alemindeki cevher kısmı mec’uldür, yani kudretsiz olarak varlık sahasına çıkmıştır, geri kalan hayvani ve sair aksamı ise mahluktur, yani kudretin tecellisi ile vücut bulmuştur.

Üstad Hazretleri mevcudattan olmayan nispi emirlere; kudretin taalluk etmediğini şu şekilde ifade ediyor:

"Hülâsa: Âdetullahın cereyanı üzerine hasıl-ı bil'masdarın vücudu, masdara mütevakkıftır. Masdarın esası ise, meyelandır. Meyelân veya meyelândaki tasarruf mevcudattan değildir ki, bir müessire ihtiyacı olsun. Mâdum da değildir ki, hasıl-ı bil'masdar gibi mevcud olan bir şeyin vücuduna şart kılınmasına veya sevab ve ikaba sebeb olmasına cevaz olmasın."(2)

İrade sıfatının bir yüzü, mevcudattan olmadığı halde, nasıl mesuliyete kaynaklık edebiliyor ise, ruhun da mevcudatla alakası olmayan sahici bir yüzü ve bir mahiyeti vardır. İrade nispi olduğu halde, bedeni nasıl yönetiyor ise, ruhun nispi, yani mahluk olmayan yüzü de bedeni aynı şekilde çekip çevirebilir. Burada önemli bir nokta; izafi demek, hakikati yok demek değildir. Nispi emirler, varlığın değişik bir boyutu, başka bir formatıdır. Yoksa sahici değil demek değildir.

Bazen delalet medlülün rengi ile boyanır. Mesela; "Kur’an mahluk değildir." önermesi delalettir, medlülü, yani delalet ettiği mana ise; Allah’ın kelam sıfatı mahluk ve muhdes değildir, demektir. Yoksa kıraat ettiğimiz iki kapak arasındaki kitap mahluktur. Mutezile, "Kur’an mahluktur." derken, kelam sıfatını inkar niyeti ile diyor. Ehl-i sünnet bu niyeti tard etmek için, Kur’an mahluk değildir diyor, yani Allah’ın kelam sıfatı var manasında, Kur’an mahluk değildir diyor.

Ruhun mahluk olmaması da emir alemindeki cevher kısmına bir delalet içindir. Yani ruhun özü ve mayası mahlukattan farklı ve özel bir cevher demektir. İşte "mec’ul" bu manaya delalet ediyor. Yoksa Allah’tan bağımsız kendi başına var olup ezeli olan demek değildir.

Dipnotlar:

(1) bk. Barla Lahikası, (213. Mektup).

(2) bk. İşârâtü'l-İ'câz, Bakara Suresi 7.Ayetin Tefsiri.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

Sorularlaİçtihad
Ruhun cevher kısmı nasıl mec'ul olur, mec'ul ancak mahlukla kaim olmaz mı? Yani nispi ve itibari bir emrin olması için mahlukun zaten bulunması lazım değil midir? o zaman esas cevher olan kısmı ruhun mahluk olan tarafı değil mi? Hem bir de yukarıda Hakaik-i Nisbiye'yi açıklarken, Allah'ın irade ve kudret sıfatlarına konu olmayan demişsiniz, fakat aşağıda mec'ul için Allah'ın tercihiyle olmuş demişsiniz?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Mec'ul'un mahluk olmaması Kudret sıfatına konu olmaması ciheti iledir yoksa haşa meculiyet Allah'ın diğer sıfatlarından bağımsız bizatihi bir varlık telakkisi demek değildir. Alem-i emir İrade sıfatının bir arşı olması hasebi ile mahluk değil mec'uldür denilebilir.Ruhun komutu bu alemden geldiği için bu komuta mahluk demek gerekmiyor. Ama ruhun bu kısmı İlahi irade ile kaim olma noktasından aynı mahluk gibidir. Mec'ule farklı bir anlam yüklemek gerekmiyor sonuçta o da İlahi bir tercihtir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...