Muammanın ehemmiyeti nedir? Tılsım-ı Kâinatın üç muamması nedir? Bunlar Risale-i Nur’un neresinde tam çözülmüştür?
Değerli Kardeşimiz;
"Muamma" kelime olarak bilinmeyen ve anlaşılmayan şey demektir. Sır ve tılsım gibi ifadeler de muammanın manasını ifade eden kelimelerdir. Risale-i Nur'da muamma, akıl ve felsefe ile çözülemeyen ve çözülmesi mümkün olmayan şey demektir.
Meselâ; akıl ve felsefe açısından ölüm ve sonrası bir muammadır. Bu muamma ancak her şeyi gören ve bilen ve ilmi ezelî olan Allah’ın beyanı yani vahyi ile çözülebilir. İnsan aklı ölümden ötesine erişemez ve ötesi hakkında bir bilgi ve belge sunamaz. Demek Allah'ın Kadir ve Muhyi gibi isimlerini bilmeyen ve hâdiseleri aklıyla çözmeye çalışanlar için ölüm ötesi diriliş ve hayat tam bir muammadır. Buna sadece inançsız filozoflar değil, inançlı ve sadece aklıyla çözdüğüne itimat eden mümin filozoflar da dâhildir.
Akıl vahye iman ile tabi olmazsa sadece ölüm değil, bütün kâinat ve bütün hâdiseler birer muamma olarak kalmaya mahkûmdur. Muammanın çözümü ve anahtarı ancak iman ile vahye tabi olmaktan geçer.
Risale-i Nur hep bu manayı öne çıkarır. Önce aklın ve felsefenin hâdisatın muamması karşısındaki acziyetini gösterir. Sonra vahyin o engin ve keskin çözümlerini nazara sunar.
Hâdiselerin muammasını çözemeyen ebedî felakete düşer ve ebedî cehenneme yuvarlanır. Muamma bu açıdan hayati bir öneme sahiptir. Zira insanların ekserisi bu muammanın bilinmezliği içinde kaybolup gidiyor. Üstad Bediüzzaman'a bu noktada kulak verelim:
"Evet, dinin, şeriatın ve Kur’ân’ın yüzden ziyade tılsımlarını, muammalarını hal ve keşfeden ve en muannid dinsizleri susturup ilzam eden ve Mirac ve haşr-i cismani gibi sırf akıldan çok uzak zannedilen Kur’ân hakikatlerini en mütemerrid ve en muannid feylesoflara ve zındıklara karşı Güneş gibi ispat eden ve onların bir kısmını imana getiren Risale-i Nur eczaları, elbette küre-i arzı ve küre-i havâiyeyi kendi ile alakadar eder ve bu asrı ve istikbali kendiyle meşgul edecek bir hakikat-i Kur’âniyedir ve ehl-i iman elinde bir elmas kılınçtır." (Emirdağ Lahikası-I, 23. Mektup)
Tılsım bir anahtardır ki, sırları ve muammaları açar. Onun için tılsım da keşfedilmesi gereken özelliğe sahiptir. Sır ve muamma ise hal ve şerh edilir. Sözler’in ve Mektubat’ın fihristinde geçtiğine göre, tılsım-ı kâinatın ise üç muamması vardır. Bunlar üç müşkili azim veya üç müthiş sual diye de geçer.
"Sırr-ı hilkat-i âlem olan muamma-i acibanesini hal ve şerh edip ve sırr-ı kâinat olan tılsım-ı muğlakını fetih ve keşfederek, bütün mevcudattan sorulan, bütün ukûlü hayret içinde meşgul eden üç müşkil ve müdhiş sual-i azîm olan 'Necisin? Nereden geliyorsun? Nereye gidiyorsun?' suallerine mukni, makbul cevab verir."(1)
Birçok sual olabilir ama Üstad, özellikle üç tanesine dikkat çeker. Bunlar Risale-i Nur’un birçok yerinde değinilse de en güzel üç yerde halledilmiştir.
"Hem bütün ukûlü hayrette bırakan ve hiçbir felsefenin eliyle keşfedilemeyen ve sırr-ı hilkat-i âlem ve tılsım-ı kâinat denilen ve Kur'an-ı Azîmüşşan'ın i'cazıyla keşfedilen o tılsım-ı müşkilküşa ve o muamma-yı hayretnüma, Yirmidördüncü Mektub ve Yirmidokuzuncu Söz'ün âhirindeki remizli nüktede ve Otuzuncu Söz'ün tahavvülât-ı zerratın altı aded hikmetinde keşfedilmiştir."(2)
1. Tılsımın birinci muamması: "Nereden geliyorsun?" sualidir. Bu sual, Yirmi Dördüncü Mektup ve On Sekizinci Mektup'ta tam halledilmiştir.
2. Tılsımın ikinci muamması: "Nereye gidiyorsun?" sualidir? Bu sual Yirmi Dokuzuncu Söz'ün ahirindeki Remizli Bir Nükte'de halledilmiştir.
3. Tılsımın üçüncü muamması: "Necisin / görevin nedir?" sualidir. Bu sual Ene bahsinde yani Otuzuncu Söz, Birinci Maksad'da tam halledilmiştir.
Üstad Hazretleri İşaratü'l-İcaz’da dördüncü bir sual ekliyor. O da "Reisiniz kimdir?" sualidir. Bu soruya cevap verirken de Kur'anın dört temel esası olan "Tevhid, Nübüvvet, Haşir, Adalet ile İbadet" konularıyla münasebet kurar. Şöyle ki;
"Saniyen: Kur’ân’daki anâsır-ı esasiye ve Kur’ân’ın takip ettiği maksatlar tevhid, nübüvvet, haşir, adalet ile ibadet olmak üzere dörttür. Bu dört unsuru beyan edeceğiz."
"Sual: Kur’ân’ın, şu dört hedefe doğru yürüdüğü neden malûmdur?"
"Cevap: Evet, benî Âdem, büyük bir kervan ve azîm bir kafile gibi mâzinin derelerinden gelip, vücut ve hayat sahrâsında misafir olup, istikbalin yüksek dağlarına ve müzeyyen bağlarına müteveccihen kafile kafile müteselsilen yürümekte iken, kâinatın nazar-ı dikkatini celb etti. 'Şu garip ve acip mahlûklar kimlerdir? Nereden geliyorlar? Nereye gidiyorlar?' diye ahvallerini anlamak üzere hilkat hükûmeti, fenn-i hikmeti karşılarına çıkardı ve aralarında şöyle bir muhavere başladı:
"Hikmet: Nereden geliyorsunuz? Nereye gidiyorsunuz? Bu dünyada işiniz nedir? Reisiniz kimdir?”(3)
Tılsımın birinci muamması tevhid ile ikinci muamması ahiret/haşir ile üçüncü muamması ibadet ve adalet ile dördüncü muamması ise nübüvvet ile alakalandırılıyor.
Dipnotlar:
(1) bk. Sözler, On Dokuzuncu Söz.
(2) bk. Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, Yedinci Risale olan Yedinci Mesele.
(3) bk. İşaratü'l-İ'caz, Fatiha Suresi Tefsiri.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü