Mutezile "Bir günah-ı kebireyi işleyen bir mü'minin imanı gider." diyor. Bu konuda Üstad nasıl düşünüyor?
Değerli Kardeşimiz;
"Sual: Mutezile imamları, şerrin icadını şer telakki ettikleri için, küfür ve dalaletin hilkatini Allah'a vermiyorlar. Güya onunla Allah'ı takdis ediyorlar! 'Beşer kendi ef'âlinin hâlıkıdır.' diye dalâlete gidiyorlar."
"Hem derler: 'Bir günah-ı kebireyi işleyen bir mü'minin imanı gider. Çünkü Cenâb-ı Hakka itikad ve cehennemi tasdik etmek, öyle günahı işlemekle kabil-i tevfik olamaz. Çünkü dünyada gayet cüz'î bir hapis korkusuyla kendini hilâf-ı kanun her şeyden muhafaza eden adam, ebedî bir azâb-ı cehennemi ve Hâlıkın gazabını nazar-ı ehemmiyete almayacak derecede büyük günahları işlerse, elbette imansızlığa delalet eder.' " (Lem'alar, On Üçüncü Lem'a.)
Büyük günah işleyen kişinin durumu Mutezile mezhebinde mühim bir yer tutar. Mutezilenin esaslarından olan “el menzile beyne'l-menzileteyn”, yani "iki konum arasındaki bir konum" esası, büyük günah işleyenlerin durumu hakkındadır. Bu mezhebe göre büyük günah işleyen kişi mümin olmaktan çıksa da kâfir de olmaz, iman ile küfür arasındaki bir konumdadır. Bu mertebeye fısk mertebesi denir ve büyük günah işleyen kişi de fasık olur.
Günah işlemek, büyük günahlardan da olsa insanı küfre sokmaz. Ancak, küfre de çoğu zaman, günah yoluyla gidilir. Günah yoluyla küfre girme, ibadet etmeyi ve haramlardan sakınmayı başaramayan müminlerde görülür. İnsan, nefsine mağlup olarak bir günah işlediğinde iki şıktan birini tercih durumunda kalır. Birisi ve doğru olanı tövbe etmektir. Cenâb-ı Hak tövbeleri kabul edicidir. Günah ne kadar büyük olursa olsun onun sonsuz rahmetinin yanında çok küçük kalır.
Diğeri, tövbe edilmeyip de günaha devam edildiğinde nefis ikinci yola meyleder. O da işlediği günahın “ikaba mûcib olmadığını temenni” etmek, yani "Keşke bu fiil günah ve haram olmasaydı." diye temennide bulunmaktır. Bu arzu ile birlikte “küfür tohumu yeşillenmeye başlar.” Zira tövbe yolunu tutmayan kişi artık cehennem yolunu tutmuş demektir. O ebedî azabı tatmak istemeyeceğine göre “Denize düşen yılana sarılır.” misâli, bu adam da ahireti inkâra meyleder. Bu meyil, onu sonunda ahreti inkâra kadar götürebilir. Bu konu İkinci Lem’a’da misalleriyle işlenmiştir.
Üstad Hazretleri hakikati şöyle izah etmektedir:
"İ’lem Eyyühe’l Aziz! Mâsiyetin mahiyetinde, bilhassa devam ederse, küfür tohumu vardır. Çünkü o mâsiyete devam eden, ülfet peyda eder. Sonra ona âşık ve mübtela olur. Terkine imkân bulamayacak dereceye gelir. Sonra o mâsiyetinin ikaba mûcib olmadığını temenniye başlar. Bu hâl böylece devam ettikçe, küfür tohumu yeşillenmeye başlar. En nihayet, gerek ikabı ve gerek dârü’l-ikabı inkâra sebeb olur."
"Ve keza, mâsiyete terettüb eden hacâletten dolayı, o mâsiyetin mâsiyet olmadığını iddia etmekle, o mâsiyete muttali olan melekleri bile inkâr eder. Hatt" şiddet-i hacâletten yevm-i hesabın gelmeyeceğini temenni eder."
"Şayet yevm-i hesabı nefyeden edna bir vehmi bulursa, o vehmi kocaman bir bürhan addeder. En nihayet nedamet edip terketmeyenlerin kalbi küsûfa tutulur, mahvolur gider. -El-iyazü Billah-" (Mesnevî-i Nuriye, Habbe)
Yaptığı her ameli meleklerin kaydettiklerini düşünen bir mümin, sevap işlediğinde bundan çok memnun olur. Ama günah işlediğinde bunun görülmesi, bilinmesi ve kaydedilmesi onu rahatsız eder. Burada da önüne yine iki yol açılmıştır: Tövbe yahut inkâr.
O hâlde, suyu gözeden kesme misali, bu gibi bütün inkârları kaynağından kurutmanın yolu insanın günah işlemekten hassasiyetle sakınması, kendisini yaratan, maddi ve manevi cihazlarla donatan ve bütün varlıkları onun hizmetine koşturan Rabbine isyan etmenin çirkinliğini vicdanının derinliklerinde hissetmesidir. Şayet, bazen ayağı kayar da şeytana uyarsa, derhal tövbe etmeli, bununla da kalmayıp, o günahına karşılık bir sevap işlemelidir.
Günah kefesine girecek bir amel işleyen kimsenin, sevap kefesine de onu yok edecek bir amel koyması Peygamber Efendimizin (asm.) tavsiyesidir ve çok mühim bir sünnettir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Üstadın dedikleri ile Mutezilenin görüşü arasındaki fark nedir? Sonuçta ikisi de aynı kapıya çıkıyor..
Aynı kapıya çıkmıyor Mutezile büyük günahı işleyen direk kafir olur derken Üstad Hazretleri ise günahlar tedbir alınmazsa zamanla kalbi karartıp küfre götürmeye sebep olabilir diyor.
Bu ifadeler bir süreci bir işleyişi ve bir kuvvetle mümkün olabilecek bir durumu izah ediyor. Günahkarlar eninde sonunda kesin kafir olur, onların kurtuluşu yok gibi kati bir hüküm vermiyor böyle büyük bir risk var diyerek tedbirli olmaya davet ediyor.
Ayrıca bu cümle bağlamından koparıldığı için yanlış anlaşılıyor burada o imandan maksat kamil ve tahkiki imandandır. Yani büyük günahları serbest işleyip istiğfar etmemek ve aldırmamak, kamil ve tahkiki imandan hissesi olmadığına delil oluyor tamamen imansız ve kafir olduğuna delil olmuyor.
Ehli Sünnet inancına göre bir insan bütün günahları serbestçe işlese, tövbe etmese, aldırmasa, inkar etmediği müddetçe yine Müslümandır. Ama bu tarz fasık Müslümanların kamil imandan nasibi yoktur her an küfre düşmeye yakındır ve namzettir ama asla kafir değildir. Ve Üstadın ifadeleri de bu ölçüye uygundur.
Mutezile şartsız büyük günahı işleyen direk kafir olur diyor buna göre sahabe bile kafir oluyor çünkü sahabe içinde zina işleyip had cezası tatbik edilen olmuştur. Zina büyük günahtır.
Ayrıca üstadın büyük günah işleyen kafir olur hükmünü açık bir şekilde reddedip Mutezilenin batıl olduğunu ifade eden izahları bulunuyor.
Bediüzzaman Hazretleri, bu sorunun cevabını şu şekilde vermektedir:
Evet, büyük günahları işlemek, imansızlıktan gelmez. Fakat o günahlar, tövbe ile hemen imha edilmezse, insanı adım adım imansızlığa götürebilir diyede ihtiyatlı ve dikkatli olmak gerekiyor.