Block title
Block content

"Nasılki su, kendi zararına olarak incimad eder. Buz, buzun zararına temeyyu eder. Lüb, kışrın zararına kuvvetleşir. Lafz, mana zararına kalınlaşır..." Devamıyla izah eder misiniz?

 
Soru Detayı:

- Ruh ve beden, madde ile mâna ilgisinde "zayıflamak" ve "kalınlaşmak" tabirlerinin hakiki manası?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Nasılki su, kendi zararına olarak incimad eder. Buz, buzun zararına temeyyu eder. Lüb, kışrın zararına kuvvetleşir. Lafz, mana zararına kalınlaşır. Ruh, cesed hesabına zaîfleşir. Cesed, ruh hesabına inceleşir. Öyle de: Âlem-i kesif olan dünya, âlem-i latif olan âhiret hesabına, hayat makinesinin işlemesiyle şeffaflaşır, latifleşir.”(1)

Hadîs-i şerîfte âhiretin tarlası olarak vasfedilen bu dünya, o baki âlem için çalışmakta ve oraya münasip mahsuller vermektedir. Bu derste, dünya hayatının kesif, âhiret âleminin ise latif olduğu ifade edilmekte ve bu dünyada hayatın latif meyveler vermesiyle dünya da bir yönüyle latifleşmektedir.

Dersin başında verilen altı örnek, dünyanın âhiret hesabına çalışmasını temsil etmektedir.

Meselâ, birinci örnekte, “Su, kendi zararına olarak incimad eder.” deniliyor. Yani, su buz halini alınca artık ona su denilmiyor, buz deniliyor. Bu ise suyun bir bakıma zararına olmuş oluyor. Dünya da âhiret hesabına vazifeler görmekle o âleme mahsuller gönderiyor, kendisi ise kıyamete ve ölüme doğru yol alıyor. Dünyada hayat ve hayatın bu latif neticeleri olmasa, cansız eşya için ölüm de söz konusu olmayacaktı. Bu yönüyle, yani hayatı netice vermesiyle, sanki dünya kendi zararına çalışmış gibi oluyor.

Buz da eriyip mayi halini alınca artık ona buz denilmiyor, varlığı ortadan kalkmış gibi oluyor.

“Lüb, kışrın zararına kuvvetleşir.” Yani bir çekirdeğin özü kuvvetlendikçe kabuğu parçlanıp dağılmaya doğru yol alır. Bu ise kabuğun zararına olmuş olur.

“Lafz, mana zararına kalınlaşır.”  Kaba ifadelerle, gelişigüzel sergilenen sözlerde mâna çok zayıf düşer.

“Ruh, cesed hesabına zaîfleşir.”  Büyük hayvanlarda, hislerin küçük hayvanlar kadar keskin olmayışı gösteriyor ki, sanki ruh cesedin büyük olması ile zayıflamış gibi olur.

 “Cesed, ruh hesabına inceleşir.”  Küçük hayvanlarda hislerin daha keskin olmasıyla sanki cesed ruh hesabına inceleşmiş gibi olur.

Son örnek riyazeti de hatıra getirmekle birlikte, asıl maksat o değildir. Az yemenin manevî terakkide büyük faydaları olmakla birlikte tek ölçü değildir. Normal yiyerek çok ibadet eden insanlarda bu kazanç bir başka şekilde elde edilmektedir. Bununla beraber, çok yemek her halükârda zararlıdır.  

Metnin devamı şöyle:

“Kudret-i Fâtıra, gayet hayret verici bir faaliyetle kesif, camid, sönmüş, ölmüş eczalarda nur-u hayatı serpmesi, bir remz-i kudrettir ki; âlem-i latif hesabına şu âlem-i kesifi nur-u hayat ile eritiyor, yandırıyor, ışıklandırıyor, hakikatını kuvvetleştiriyor.”(2)

Âlem-i kesifin hakikatinin nur-u hayat ile kuvvetlenmesini şöyle anlayabiliriz:

Nur Külliyatı’nda “Hakiki hakaik-i eşya esmâ-i İlâhîyedir.” buyrulur. Cansız bir eşyada Hâlık, Mâlik gibi birkaç isim tecelli eder. Rahmân, Rahîm, Semi’, Basîr, Kerîm, Rezzâk, Şâfi, Hâdi gibi nice isimler cansızlarda tecelli etmezler. İşte cansız eşyaya hayat ihsan edilmesiyle, elementlerden hücreler, hücrelerden organlar ve bedenler yaratılmasıyla o eşyanın hakikati kuvvetlenmiş olur.

Âlem-i latif, âhiret âlemidir.

Bir ağaç meyve verdikçe ve ağaç ötesi bir âleme meyvelerini gönderdikçe, kendisi de ihtiyarlamaya doğru yol alır.

Elementlerin kendilerine mahsus tesbihleri olmakla birlikte, bunlardan bir hücre ve o hücrelerden canlı varlıklar yaratıldığında tesbihat çok daha ileri derecelere çıkar ve küllîleşir.

Hayat makinasının çalışmasıyla o cansız ve kesif elementler latifleşirler, ışıklanırlar, hakikatleri kuvvetlenir. Eşyanın hakikati esmâ-i İlâhîye olması noktasından, hayat ile daha çok isme, daha ileri derecede ayna olma şerefine erilir. Bu ise elementlerin hakikatinin kuvvetlenmesi demektir.

Nur Külliyatı’ından konuyla ilgili bir metin:

“Evet, وَمَا هٰذِهِ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا اِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌ وَاِنَّ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ لَهِىَ الْحَيَوَانُ sırrınca, şu dâr-ı dünyada câmid ve şuursuz ve hayatsız maddeler, orada şuurlu, hayattardırlar. Buradaki insanlar gibi orada da ağaçlar, buradaki hayvanlar gibi oradaki taşlar, emri anlar ve yapar. Sen bir ağaca desen, 'Filân meyveyi bana getir.'; getirir. Filân taşa desen, 'Gel.'; gelir.”(3)

Âyet-i kerîmenin meali:

 “Bu dünya hayatı bir oyun ve oyalanmadan başka bir şey değildir. Asıl hayata mazhar olan ise âhiret yurdudur.” (Ankebut, 29/64)

Dünya hayatı âhiret meyveleri vermekle hakikatini kuvvetlendirmiş olur. Burada en büyük hisse insan nev’ine aittir. Zira, cennet de cehennem de insan mahiyetinin doğru veya yanlış kullanılmalarının meyveleridir.

"İman bir manevî Tuba-i Cennet çekirdeği taşıyor. Küfür ise manevî bir Zakkum-u Cehennem tohumu saklıyor."(4)

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz.
(2) bk. age.  
(3) bk. age., Yirmi Sekizinci Söz.
(4) bk. age., İkinci Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...