"Nass-ı ayetle küffarın girmesini kabul etmeyen Haremeyn-i Şerifeyni, İngiliz siyasetinin, âlem-i İslamı aldatacak bir surette, merkez-i siyasiyesi hükmüne..." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Her batıl bir mesleğin her bir ciheti batıl olmak lazım olmadığı gibi, her bir hak mesleğin dahi her bir ciheti hak olmak lazım değildir. Buna binâen, sâdattan olan şerif-i Mekke, Ehl-i Sünnet ve Cemaatten iken, zaaf gösterip İngiliz siyasetinin Haremeyn-i Şerifeyne müstebidane girmesine meydan verdi."
"Nass-ı ayetle küffarın girmesini kabul etmeyen Haremeyn-i Şerifeyni, İngiliz siyasetinin, âlem-i İslamı aldatacak bir surette, merkez-i siyasiyesi hükmüne getirmesine yol verdiğinden, ehl-i bid’attan olan Vehhâbiler, hariçten medâr-ı istinad aramayarak, filcümle nimmüstakil bir siyaset-i İslamiye takip ettiklerinden, şu cihette haklı olarak o gibi Ehl-i Sünnete galebe ettiler denilebilir." (Mektubat, 28. Mektup, Altıncı Risale Olan Altıncı Mesele.)
Vehhabilik cereyanı İslam âleminin içinden çıkmış bir harekettir; teşekkül ve tekemmül safhasında dışarıdan herhangi bir destek görmemiştir. Mekke Şerifi Hüseyin siyasi açıdan İngilizlere dayanırken, onun rakibi olan Vehhabilik hariçten destek almamıştır.
Vehhabiliğin çıkış noktası dine sonradan giren hurafelerin temizlenmesi ve tevhidi esas almasıdır. Siyasetlerini bu gaye üzerine bina ettikleri için maksadı sadece emirlik elde etmek olan Şerif Hüseyin’e galip gelmişlerdir.
Vehhabilik cereyanı siyaseti kendi gayelerine hizmet eden bir vasıta olarak görüyor ve siyaseti bu şekilde kullanıyorlar. Gerçi şimdi Amerika’nın vesayeti altına girdiler ama çıkış noktaları Üstad'ımızın ifade ettiği gibi idi.
Birinci Dünya Savaşı sonrasında kuvvet kazanan Suûdîler, Reşîdîler ve Şerif Hüseyin kuvvetlerine karşı verdikleri mücadelelerde muvaffak olup 1920’lerde Hicaz bölgesine hükmeder duruma geldiler. İbn Suûd’un açtığı cihad bayrağı altında 1930’lara kadar süren bir mücadele sonunda Suudi Arabistan bugünkü sınırlarına ulaştı. İngiltere ile yapılan muahedeler İhvân güçlerinin daha ileriye varacak harekâtına izin vermiyordu. Cihadı sürdürmek isteyen İhvân reisleri gayr-i müslimlere ve Şiîlere karşı hoşgörülü olup, Vehhâbî prensiplerinin tatbikinde yetersiz kalmakla suçladıkları İbn Suûd’a isyan ettiler. Bu isyan bazı âlimlerin fetvası ve askerî tedbirlerle 1929’da bastırıldı. 1932’de Suudi Arabistan Krallığı’nın ilân edilmesiyle Vehhâbîlik kalıcı devlet desteğine kavuşmuş oldu. (bk. TDV İslam Ans., 2012 İstanbul, 42/611-615)
Görüldüğü gibi Vehhabiler İngiliz destekli Şerif Hüseyin kuvvetlerine karşı mücadele ediyorlardı. Vehhabiler o zamanda İngilizlerle teşrik-i mesai içinde değil, tam aksine düşman idiler. İngilizlerle ittifak içinde olan Şerif Hüseyin idi.
Ayrıca Vehhabiler iktidarı ele aldıktan sonra gayrimüslimleri Haremeyn-i Şerifeyne sokmadılar, halen sokmuyorlar. Şerif Hüseyin İslam’ın kesin emri olmasına rağmen, gayrimüslimlerin Haremeyn-i Şerifeyne girmelerine izin veriyordu.
Nimmüstakil, yarı bağımsız demektir ki, yeni kurulan Suudi Arabistan Krallığı’nın başta İngilizler olmak üzere zamanın güçlü devletleri karşısında tam bağımsız olması siyaseten mümkün değildi. Üzülerek ifade edelim ki, Amerikan’ın gölgesinde olan Arabistan için bu hâl devam ediyor ve bağımsız olması da mümkün görünmüyor.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü