Bediüzzaman'ın, Almanya hakkındaki görüşleri nelerdir? Onlara hayran mıydı? II.Dünya savaşında onlar için dua etmiş mi?
Değerli Kardeşimiz;
Üstadımız Diyanet âleminde, saltanat âleminde, siyaset âleminde ve cihat âleminde hem içtihatla hem de hizmet etmekle muvazzaftır. Dolayısıyla Risale-i Nur’da bu dört mesele kıymet ve keyfiyetine göre ihtiyaca binaen nazara verilmiştir.
Ayrıca her zamanın bir hükmü vardır. “Zaman iyi bir müfessirdir.” Üstadımızın değerlendirmeleri ilcaatı zamana göre de düşünülmelidir. Mesela mazide mezkûr hakikatlere binaen Üstad tarafından takdir edilen Almanlar; bugün Avrupa’nın lokomotifi olarak ülkemizin muhalifi ve vesayet örgütlerinin hamisi durumuna düşmüşlerdir. Aynı şekilde eskiden dostumuz olan Amerika bugün hasmımız, düşmanımız olan Rusya yakınlaşarak neredeyse dostumuz konumuna gelmiştir. Dün Osmanlıyı paralayıp parçalayan İngilizler, bugün Türkiye ile beraber olmak için menfaatleri icabı can atmaktadırlar ve hakeza..
Devletlerin siyasetleri menfaat üzerinedir. Maalesef dünyanın çarkı da kapitalist zihniyet üzerine bina edilmiştir. Çıkar ilişkileri her ülkenin menfaati ile alakalıdır. İnanç, ahlak, din ve fazilet her daim ıskalanmış ve itibar edilmemiştir. Ülkemizin konumu ve vaziyeti ise hem dini muhafaza, hem de bu karışık ortamda varlığını ve gücünü himaye etmektir. Hep tarih boyu da böyle olmuştur.
Devletimizin siyaseten aldığı uluslararası kararlar mahiyeti itibarıyla yanlış dahi olsa, milletimizi alakadar eder. Millet devletini bu gibi zamanlarda yalnız bırakamaz. Zira milletin varlığı ve birliği devlet sayesindedir. En kötü devlet, devletsizlikten daha iyidir.
İşte milletteki bu şuur, muazzez üstadımızda makes bulmuş, Osmanlı yıkıldıktan sonra bize yardım eden Almanlar gibi unsurlarla aradaki husumet unutulmuş, yeni gelişmelere karşı ortak bir cephe oluşturulmuştur. “Düşmanın düşmanı, düşman kaldıkça dosttur” kaidesince cihan harbinde ittifaklar ve kamplar oluşmuştur.
Zamanla bu tarihi birliktelik, milletlerin fertleri arasında bazı yakınlaşmalara ve açılımlara sebebiyet vermiştir. Üstadımızın Avrupa’nın zekâ tarlaları diye bahsettiği kişilerden birisi de Alman olan Bismarck hakikati terennüm etmiş, bizim inançlarımızı kendi imkânlarınca paylaşmışlardır. Bu ise zamanla ahalide Almanya’ya taraftar olmayı ve dost olmayı netice vermiştir. Cumhuriyetin ilk başlarında ülkeyi idare eden siyasilerin bazıları da Almanya taraftarı olunca hükûmetler arası münasebetler de artmıştır. Bu da mahiyeti icabı dostlukların, ticaretin, sanayinin, kültürlerin ve fikirlerin de transferlerine vesile olmuştur. Bu o noktaya gelmiştir ki Almanlar en fazla işçiyi ülkemizden talep etmiş ve onları düğün dernekle karşılamışlardır. Bu ise, İslamiyet’in Almanya her yerine yavaş yavaş intikaline vesile olmuştur. Diyanet teşkilatımız oradaki Müslümanların ihtiyacı için sistemini adeta bir vilayet gibi oraya kaydırmıştır. Bugün Almanya’da bazı camilerde ezanlar aşikâre okunmaktadır. Diğer ecnebi ülkelere ise İslam’ın intikali daha geç olmuştur. Almanya’da ve Avrupa’da Risale-i Nur kürsüleri ve Bediüzzaman sempozyumları düzenlenirken, İslam âlemine çok sonradan ve gecikmeli olarak girilmiştir.
İşte;
- Cihan harbi ile alakalı tarihi ve siyasi gerçekler.
-Komünizmin hamisi olan Rusya’nın acımasızlığı ve yayılması.
- Abdülhamid Han'ın II. Wilhelm (Friedrich Wilhelm) ve Bismarck gibi iki mühim liderle tarihi münasebet ve irtibatları.
-Dostluğun hakkı ve hukuku.
-İnsan ve çalışanların transferleri ile oluşan halk tabanı.
-İngilizler gibi ihanet ve emperyalist bir zihniyet taşımayan, Alman siyaseti.
- Dünyada devletler üzeri haklar oluşması ve bunların getirdiği asgari müştereklerdeki ittifak.
- İstikbalde Almanya’nın Müslümanlara ve Risale-i Nur’a kader tarafından hazırlanmasının ilhamı.
Ve yukarıdaki bazı hakikatler de nazara alındığında Üstadımız; hem maziyi hem de söz konusu meseleler muvacehesinde o zaman Almanları takdir etmiş ve methedici ifadeler söylemiştir.
Bunu hayranlık olarak ifade etmek abartılı olur. Zira Üstadımızın ruhen onları tasvip edip hatta dua etmesi; Dünyaya, servete ve siyasete değil, iman davasına ve hakikatin zuhurunadır.
Risale-i Nurda “Almanlar” ile alakalı bölümler;
1. Sözler (Konferans Bölümü):
"Avrupa’da Kur’ân’a ve İslâmiyete karşı gösterilen hüsn-ü alâka ve bilhassa bahtiyar Alman milletinde fevc fevc İslâmiyeti kabul etmek gibi hâdiseler, o ihbarı tamamıyla tasdik etmişlerdir."
2. Tarihçe-i Hayat: Isparta Hayatı
"Bugünkü dünyadaki ihtilâfları halledecek olan; aklen, fikren terakkî etmiş yirminci asır insanlarına hak ve hakîkati anlatabilecek yepyeni bir ilmî keşfiyâtı ve bir teceddüdü Amerika’da, Avrupa’da, husûsan Almanya’da taharrî eden cereyanlar meydana gelmiş; eğer idrak edebilirler ve görebilirlerse, işte Risâle-i Nur Külliyatı. Nitekim bu hakîkatin idrâk edilmeye başlandığını gösteren emâreler bahtiyar Alman milleti içinde görülmektedir."
3. İşaratü'l-İ’caz: Ecnebî Filozofların Kur'ân'ı Tasdiklerine Dair Şehadetleri
KUR'AN BÜTÜN DİNÎ KİTAPLARA FÂİKTİR!
Alman müsteşriklerinden Jochahimdu Rulpp Kur’ân’ın sıhhate verdiği ehemmiyetten bahsederken şu sözleri söylüyor:
“İslâmiyetin, şimdiye kadar Avrupa muharrirlerinden hiçbirinin nazar-ı dikkatini celb etmeyen bir safhasını bahis mevzuu etmek istiyorum. İslâmiyetin bu safhası, onun sıhhati muhafaza için vuku bulan emirleridir. Evvelâ şunu itiraf etmek lâzımdır: Kur’ân, bu nokta-i nazardan bütün dinî kitaplara fâiktir. Kur’ân’ın tarif ettiği basit, fakat mükemmel sıhhî kaideleri nazar-ı dikkate alırsak, bu mukaddes kitap sayesinde, bütün dünyanın bazı kısımlarıyla, haşarat mahşeri olan Asya’nın müthiş bir tehlike olmaktan kurtulduğunu görürüz. Müslümanlık nezafeti, temizliği, nezaheti bütün sâliklerine farz etmekle, birçok tahripkâr mikropları imha etmiştir.” (Jochahim)
4. Emirdağ Lâhikası -I (166 )
Kahraman Nazif’in ve Yâkub Cemal’in, şimâl-i garbîde, üç devletin Kur’ân’ı kabul etmesi Zülfikar’ın intişarına tevafuku ve geçen sene, “Zülfikar çıkarsa, dâhilen ve haricen büyük fütuhata vesile olacak” hükmünü tasdik etmesi büyük bir fa’l-i hayırdır diye, biz de o iki kardeşimizin kanaatine iştirak ediyoruz. Bu fırtınalı ve ilhadlı asırda, biri gizli Alman, üçü âşikâr devletlerin, beşerin bu asırda Kur’ân’a şiddet-i ihtiyacını hissetmesi ve bilfiil kabul etmesi büyük bir hâdise-i Kur’âniyedir. Değil üç devlet, belki yalnız on meşhur adam, on feylesof dahi, birden, uzak memleketlerde Kur’ân’ı tasdik etmesi, bizlere ve âlem-i İslâma büyük bir müjde ve avam-ı ehl-i imana büyük bir kuvve-i mâneviye temin eder.
5. Şualar: On Dördüncü Şuâ
"Evvelâ: Bütün benimle arkadaşlık eden zâtların şehadetiyle, on dokuz seneden beri hiçbir gazeteyi okumayan ve dinlemeyen ve sormayan ve bu on sene beş aydır Harb-i Umumîden, Alman’ın mağlûbiyetinden ve komünistin dehşetinden başka hiçbir haber almayan ve merak etmeyen ve bilmeyen bir adamın elbette siyasetle hiçbir alâkası yoktur ve siyasî cemiyetlerle hiçbir münasebeti olmaz."
6. Şualar: On Dördüncü Şuâ
“Şu halde, bana imansız demekle benim şahsımı, hem ordumu, hem de milletimi ve Çarı tahkir etmiş oluyor. Derhal divan-ı harp kurulunda isticvab edilsin.”
Bu emir üzerine divan-ı harp kuruluyor. Karargâhdaki Türk, Alman ve Avusturya zâbitleri, ayrı ayrı Bediüzzaman’a rica ederek Başkumandana tarziye vermesi için ısrar ediyorlar. Verdiği cevap bu oluyor:
“Ben âhiret diyarına göçmek ve huzur-u Resulullaha varmak istiyorum. Bana bir pasaport lâzımdır. Ben imanıma muhalif hareket edemem.”
7. İşaratü'l-İ’caz: Bakara Sûresi, 23-24. âyetin tefsiri
Evet, zahiren İslâmiyet dairesine girmeyen düşman feylesofları bile, bu hakikati tasdik etmişlerdir. Ezcümle, Amerikalı feylesof Carlyle, Alman edib-i şehîri Goethe’den naklen, Kur’ân’ın hakaikine dikkat ettikten sonra, “Acaba İslâmiyet içinde âlem-i medeniyetin tekemmülü mümkün müdür?” diye sormuştur.
8. Kastamonu Lâhikası : (100)
Hattâ sizin bu kardeşiniz -siz de bilirsiniz- bu on sekiz senedir, o kadar muhtaç olduğum halde siyasete, hayat-ı içtimaiyeye temas etmemek için hükûmete karşı birtek müracaatım olmadığını ve bu sekiz dokuz aydır, küre-i arzın bu herc ü mercinden birtek defa ne sual ve ne de merak etmek ve ne de anlamak ve ne de medâr-ı sohbet etmediğimi, hattâ şimdi sulh olmuş mu, harp bitmiş mi, İngiliz ve Alman’dan başka kimler harp ediyor, bilmediğimi biliyorsunuz.
9. Kastamonu Lâhikası: (13)
İKİNCİ MESELE: Yirmi sene evvel tabedilen Sünuhat risalesinde, hakikatli bir rüyada, âlem-i İslâmın mukadderatını meşveret eden ruhanî bir meclis tarafından bu asrın hesabına Eski Said’den sordukları suale karşı verdiği cevabın bir parçası şimdilik tezahür etmiştir. O zaman, o manevî meclis demiş ki: “Bu Alman mağlûbiyetiyle neticelenen bu harpte Osmanlı Devleti’nin mağlubiyetinin hikmeti nedir?”
Cevaben Eski Said demiş ki: “Eğer galip olsaydık, medeniyet hatırı için çok mukaddesatı feda edecektik. Nasıl ki yedi sene sonra edildi. Ve medeniyet namıyla âlem-i İslâm, hususan Haremeyn-i Şerifeyn gibi mevâki-i mübarekeye, Anadolu’da tatbik edilen rejim kolaylıkla, cebren teşmil ve tatbik edilecekti. İnâyet-i İlâhiyeyle onların muhafazası için kader mağlûbiyetimize fetva verdi.”
10. Kastamonu Lâhikası: (31)
Bu içinde bulunduğumuz Alman ve İngiliz harbinin bidayetinden devamı müddetince hadsiz zındıka ve münafıkların hiç yoktan, sebepsiz olarak, şahsıma bir isnadat olsun için, gerek münevver fikirli âlim ve gerekse cahil mülhid, hemen hemen birkaç dostlarım müstesna, memleket halkı ve kudsî hizmetimden küstürmek için şeytan-ı aleyhi mâyestehık bütün memleket halkını iğfal ederek aleyhime tahrik etmiş olacaktır ki, “Nazif, muhalif bir siyasetle ittihad-ı İslâma taraftar eder, siyaset propagandası yapıyor” zihniyetini şiddetle aleyhimde, memleket halkına ve erkân-ı hükûmete kadar sirayet ettiriyorlar. Ve bütün şeytanların tecessüsleri tahrik edilmiş. Güya aleyhtarlarım benden bir intikam almak hasebiyle gıyabımda, hem müthiş cereyanı şiddetlendirmek için kendilerince menfur telâkki ettikleri “Almancı” namıyla hakaretlere maruz bırakmaktan çekinmediler. Halbuki ben, lillâhilhamd, Risale-i Nur’un irşadıyla, hakaik-i imaniye ve Kur’âniyeyi bütün kâinatın fevkinde gördüğümden ve itikad ettiğimden, değil küre-i arzdaki cereyanlara, belki bana verilse de, bütün dünya saltanatına da âlet edemem. Ben, yalnız hakikatçi ve imancı ve Kur’ân’cı Risale-i Nur’un bir hâdimiyim. Kaç senedir bütün bu hücumlarıyla beraber, iki eser-i inâyet var.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü