"Nedir bu gurur ve nedir bu gaflet? Nedir bu haşmet, nedir bu istiğna, nedir bu azamet? Elindeki ihtiyar bir kıl kadardır ve iktidarın bir zerre kadardır. Ve hayatın söndü, ancak bir şûle kaldı. Ömrün geçti, şuurun söndü, bir lem'a kaldı..." İzah?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İ’lem Eyyühe's-Said! Nedir bu gurur ve nedir bu gaflet? Nedir bu haşmet, nedir bu istiğna, nedir bu azamet? Elindeki ihtiyar bir kıl kadardır ve iktidarın bir zerre kadardır. Ve hayatın söndü, ancak bir şûle kaldı. Ömrün geçti, şuurun söndü, bir lem'a kaldı. Şöhretin gitti, ancak bir an kaldı..."

"Zamanın geçti, kabirden başka mekânın var mı? Bîçare! Aczine ve fakrına bir had var mı? Emellerin nihâyetsizdir, ecelin yakındır. Evet, böyle acz ve fakrınla iktidar ve ihtiyardan hâlî bir insanın ne olacak hâli? Hazâin-i rahmet sâhibi Hâlık-ı Rahmânü’r-Rahîm'e, böyle bir acz ile îtimad etmek lâzımdır. O’dur herkese nokta-i istinad. O’dur her zaîfe cihet-i istimdad..."(1)

Allah Resulünün (asm.) biri kulluk diğeri risalet olmak üzere iki ayrı ciheti olduğu gibi, peygamber varisi büyük zâtların da yine birisi kulluk, diğeri irşad ve tebliğ olmak üzere iki ayrı cihetleri vardır.

Üstad Hazretleri Risalelerinde çoğu zaman nefsini muhatap alır. Nefsini; “herkesten ziyade nasihate muhtaç” görür. Ondaki o yüksek kulluk şuuru bunu gerektirir. Şu var ki, nefsine ettiği bu hitapları kaleme alması bizler içindir. Bu noktadan hareketle bizler de bu gibi dersleri okurken kendi nefsimizi muhatap almalıyız.

Bir nefis muhasebesi hükmündeki bu mühim derste geçen “gaflet ve istiğna” mefhumları üzerinde kısaca duralım:

Gaflet; gafil olma, görmeme, unutma gibi mânalara gelir. Üstad Hazretleri bir risalesinde; “Nisyanın en kötüsü de nefsin unutulmasıdır” buyurur. Bu dersteki gaflet kelimesi de nefsin unutulması mânasında kullanılmıştır.

Nefsin unutulması, “insanın kendi mahiyetinden ve kulluk vazifesinden gaflet etmesidir.

Yâni, mahlûk olduğunu, sonsuz âciz olduğunu, bütün âzalarından ve hücrelerinden, güneşe, aya, havaya, suya, gece ve gündüze kadar çok şeye muhtaç olduğunu unutması.

Bütün bu ihtiyaçlarının Rabbi tarafından en mükemmel şekilde görüldüğünü unutması.

Yolcu olduğunu, bu yolculuğun kabirde son bulmayıp ebede kadar devam edeceğini unutması.

Her organının nice vazifeleri bulunduğu halde kendisinin başıboş olamayacağını unutması.

Ve böyle daha birçok hakikate sırtını çevirip sadece dünyaya bakması ve nefsinin tatmini için çalışması.

İstiğna; kendini zengin sanma, ihtiyaç sahibi olmadığını vehmetme demektir. Her şeye muhtaç olan insanın Rabbine karşı istiğna hali taşıması en azından çocukça bir davranıştır. Böyle bir insan, kendisini içten ve dıştan saran hadsiz nimetleri göremez olur. Sadece toplum hayatındaki bir takım ihtiyaçlarının peşinde koşar. Onları elde edince sevinir, kaçırınca üzülür. Bu kovalamaca ile kendini ve hakiki ihtiyaçlarını unutur, onlardan istiğna göstermek gibi yanlış bir yola girer.

İstiğnanın bir de insanlardan bir şey beklememe, onlara boyun eğmeme mânası vardır ki, bu mânasıyla istiğna Üstad gibi kâmil insanların bir sıfatıdır.

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Hubab.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...