"Nev-i beşerin en büyük meselesi cehennemden kurtulmaktır." İzah eder misiniz?
Cevap
Değerli Kardeşimiz;
İnsanlığın en mühim meselesi ve en büyük davası, iman ile kabre göçmek, ebedî saadete mazhar olmak ve o dehşetli cehennemden kurtulmaktır. Dünyanın hiçbir meselesi bundan daha ehemmiyetli ve daha büyük olamaz.
Dünyanın gelip geçici ve çok küçük zararlarından korunmak için her türlü tedbiri alan insanın, cehennem gibi dehşetli bir azaptan kurtulmak için tedbir almaması en büyük bir akılsızlıktır. Cehennemden kurtulmanın yolu ise; ancak iman ve salih amelle mümkündür, başka bir yolu yoktur.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yazar:
Kategorileri:
Okunma sayısı : 2.247
Yorumlar
en önemli mesele Allahın rızasını kazanmak olması gerekmez mi
Cehennemden kurtulmanın yolu zaten Allah’ın rızasını kazanmaktan geçmektedir. Allah’ın rızasını kazanmadan ne cehennemden kurtulabilirsin ne de cenneti kazanabilirsin. Her iki durumda İlahi rızanın içinde zaten mündemiçtir.
Dolayısı ile İlahi rızayı kazanmak ile cehennemden kurtulmak birbirini nakzeden iki zıt kutup değildir. Namazı Allah rızası için kılarsın neticesinde cehennem azabından da kurtulmuş olursun.
Yalnız burada niyette öncelikli olan İlahi rızayı kazanmak olmalıdır ateşten korunmak ise bu niyetin terettübi bir neticesidir. Gerçi cehennem korkusu ile ya da cennet sevdası için namaz kılmayı da alimler caiz görmüşler ama kamil ve ihlasa tam uyan İlahi rıza için yapmaktır.
"Güya o sükûtla der: 'Ey Müslümanlar, müjde size! Ey müttakî, sen Cehennemden felâh bulursun. Ey salih, sen Cennete felâh bulursun. Ey ârif, sen rıza-i İlâhîye nail olursun. Ey âşık, sen rüyete mazhar olursun.' Ve hâkezâ..."
Bazı müminler müttakidir, yani cehennemin korkusu ile günahlardan kaçarlar ve felaha bu yolla ererler.
Bazı müminler salihtirler, yani cennet için güzel amellerde ve ibadetlerde bulunurlar ve bu yolla felaha ererler.
Bazı müminler ariftir, yani marifetullah ehlidir ki bunlar Allah’ın rızasını her şeyin üstünde görüp sadece ona odaklanırlar. Bu zatlarda, ne cennet sevdası ne de cehennem korkusu ibadetlerine saik değildir. Bu zatların felahı İlahi rıza ve hoşnutluktur. Bunlar için Allah’ın bir lema rızası cennetten üstündür. İşte bu zatlar Allah rızası yanında cennete tenezzül etmezler.
Bazı müminler de Allah’a aşıktır, yani muhabbetullah ehlidir ki, bunlar Allah’ın cemali ve rü’yetinden başka bir şeyi düşünmezler. Onların felahı, ancak Allah’ın cemali ile müşerref olmaktır.
Özetle, cennete girme şevki ya da cehennemden kurtulma korkusu ile günahları terk etmek ya da farzları ifa etmek caizdir. Yani Allah’ın emirlerini uygulamak yasaklarından sakınmak fiilinin arkasında farklı mülahazalar olabilir. Birisi cennet sevdası ile o fiili yaparken, diğer cehennem korkusu yüzünden o fiili işleyebilir. Bu sebeple aralarında herhangi bir çelişki ve tenakuz bulunmuyor.
İnsanın ferd olarak insan olarak değil de beşer nevinin, insan türünün meselesi olarak.
Evet benî-Âdem, büyük bir kervan ve azîm bir kafile gibi mazinin derelerinden gelip, vücud ve hayat sahrasında misafir olup, istikbalin yüksek dağlarına ve müzeyyen bağlarına müteveccihen kafile kafile müteselsilen yürümekte iken, kâinatın nazar-ı dikkatini celbetti. "Şu garib ve acib mahluklar kimlerdir? Nereden geliyorlar? Nereye gidiyorlar?" diye ahvallerini anlamak üzere hilkat hükûmeti, fenn-i hikmeti karşılarına çıkardı. Ve aralarında şöyle bir muhavere başladı:
Hikmet: Nereden geliyorsunuz? Nereye gidiyorsunuz? Bu dünyada işiniz nedir? Reisiniz kimdir? Bu suale, benî-Âdem namına, emsali olan büyük peygamberler gibi, Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, nev'-i beşere vekaleten karşısına çıkarak şöyle cevabda bulundu:
Ey hikmet! Bu gördüğün insanlar, Sultan-ı Ezelî'nin kudretiyle yokluk karanlıklarından ziyadar varlık âlemine çıkarılan mahluklardır. Sultan-ı Ezelî, bütün mevcudatı içinde biz insanları seçmiş ve emanet-i kübrayı bize vermiştir. Biz haşir yoluyla saadet-i ebediyeye müteveccihen hareket etmekteyiz. Dünyadaki işimiz de, o saadet-i ebediye yollarını temin etmekle, re'sü'l-malımız olan istidadlarımızı nemalandırmaktır. Ve şu azîm insan kervanına, bundan sonra Sultan-ı Ezelî'den risalet vazifesiyle gelip riyaset eden benim. İşte o Sultan-ı Ezelî'nin risalet beratı olarak bana verdiği Kur'an-ı Azîmüşşan elimdedir. Şübhen varsa al, oku!
Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm'ın verdiği şu cevablar, Kur'andan muktebes ve Kur'an lisanıyla söylenildiğinden; Kur'anın anasır-ı esasiyesinin şu dört maksadda temerküz ettiği anlaşılıyor.
(İbtida-yı Tefsir) İşarat-ül İ'caz
Madem Allahın rızasını kazanmak öncelikli o zaman niye cevşen de ateş azabından koru diye dua ediyoruz