"Bütün enbiya ve asfiya ve evliya, en büyük zevklerini ve saadetlerini, kelime-i tevhid olan La ilahe illa Hu’da buluyorlar." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Kelime-i tevhid; zikirlerin en cami olanı, hülasası, en güzeli en küllisi en belagatlı ve en sevaplısı olduğu için, bütün peygamberlerin, bütün asfiya ve evliyanın şiarı ve zikri olmuş.
Nitekim Rasûlullah Efendimiz (asm.) şöyle buyurmuşlardır:
"Benim ve benden önceki peygamberlerin söylediği en hayırlı söz de şudur: 'Lâ ilahe il-lallahu vahdehû lâ şerike leh. Lehul-mülkü ve lehul-hamdü ve Hüve alâ külli şeyin kadir.'" (Tirmizî, Salât: 108; Hacc: 102; Daavâfi 59).
“Zikrin en faziletlisi «لَآ إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ» (Lâ ilâhe İllâllah)tır.” (Tirmizî, Deavât 9/3383; İbn-i Mâce, Edeb, 55)
“Duanın hayırlısı istiğfar, ibadetin hayırlısı da Kelime-i Tevhîd’dir.” (Ali el-Müttakî, I, 483/2112)
Bir gün Allah Rasûlü (asm):
– İmanınızı tazeleyiniz, buyurmuşlardı.
Ashab-ı kiram:
– Ey Allâh’ın Rasûlü, imanımızı nasıl tazeleyelim, diye sordular. Resûlullah (asm):
– «لَآ إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ» (Lâ ilâhe İllâllah) sözünü çokça tekrarlayınız, cevabını verdiler. (Ahmed, II, 359; Hâkim, IV, 285/7657)
“«لَآ إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ», Allah katındaki yeri ve değeri pek büyük olan bir kelamdır. Kim tam bir ihlas ve sadakat içinde onu söylerse, Allah onu cennetine koyar. ...” (Heysemî, I, 26)
Habib-i Kibriya Efendimiz (asm.)’ın “Lâ ilâhe illallah” yani “Allah’tan başka ilah (hak Mabud) yoktur.” davası, bütün peygamberlerin ve evliyanın da ortak davasıdır. Bu seçkin zevatın hepsi, aynı davayı savunmuşlar, tevhidi ilan etmişler ve aynı hakikati ders vermişlerdir.
Her gelen peygamber, bir önceki peygamberi kabul ve tasdik edip, daha sonra gelecek peygamberi de müjdelemiştir.
Resul-i Ekrem Efendimizden (asm.) önceki bütün peygamberler, ondan sonra gelen bütün evliya, mürşit, müceddit ve müminler nüranî zakirlerdir. Hepsinin ortak davası tevhiddir.
Zikrin lügat manası “hatırlama”dır; zâkir de hatırlayan demektir. Bütün peygamberler insanlara Allah’ı hatırlatmak, ona iman ve itaat etmelerini tebliğ etmek için gönderilmişlerdir. Çoğu insan, hayatlarının rahat ve huzur içinde geçmesi için dünyanın birçok problemlerini çözme ve birçok engellerini aşma gayreti gösterirlerken, hem kendilerini unuturlar, hem de içinde yaşadıkları bu muhteşem âlemi. Her ikisine de bakamadan, Üstad'ın ifadesiyle “gayet dar bir daire içinde boğulur gider”ler. Peygamberler ve onların varisi olarak görev yapan âlimler ve mürşitler, insana başıboş olmadığını, bir yaratıcısının olduğunu ve ona karşı yapması gereken görevler bulunduğunu hatırlatırlar; ilahi emir ve yasakları tebliğ ederler.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü