"Hakikî insanların münâcâtlarına ve şükürlerine fiilen mukabele ettiği gibi, kelâmıyla da mukabele etmek, hâlıkıyetin şe’nidir." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bir insan birisinden şiddetli bir şekilde bir şey talep etse, o şeyi alsa ve çok teşekkür etse; veren kişi ise, onun teşekkürüne karşı mukabele etmese, ona hiçbir kelam etmese o iyilik eksik kalmış demektir. O kesretli teşekküre karşı bir tebessüm veya bir kelam ile mukabele etmesi gerekir. Bu mukabele, yapılan iyiliğin bir tamamlayıcısı olur.

Allah, kâinatta fiil ve icraatları ile insanlara sonsuz iyilik ve ihsanlarda bulunuyor. İnsanların ileri gelenleri de bu ihsan ve iyiliğe karşı çok kesretli teşekkür ve şükür ile mukabele ediyor. Elbette Allah’ın da bu insanlara bir kelamı olacaktır. Ta ki yaratma noktasındaki iyilik ve ihsan, manasını tekmil edip güzel bir kıvam bulsun.

Şayet Allah tekellüm etmese idi, yaratma fiili kemalini bulamayacaktı. Bu da O’nun yaratma sıfatı olan Hâlık ismine muvafık olmaz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 4.886
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Kullanıcı

“Mevcudatın en müntehabı (seçilmişi), en muhtacı (en çok ihtiyaç sahibi), en nâzenini (en nazik, hassas ve değerli olanı) ve en müştakı (en çok özlem duyanı) olan hakikî insanların münâcâtlarına ve şükürlerine fiilen mukabele ettiği gibi, kelâmıyla da mukabele etmek, hâlıkıyetin şe’nidir.”

Burada genel bir mukabele ilkesi var. Allah, insanın her haline (ihtiyaç, yalvarış, özlem, şükür) karşı, hem fiilen hem de sözle karşılık verir. Bu, O’nun yaratıcılık sıfatının bir gereğidir.

1. Sadece şükür değil, münâcât (yalvarış, dua) da var – İnsan Allah’a sadece nimetlere karşı şükretmekle kalmaz; aynı zamanda dertlerini arz eder, O’na yalvarır. Allah bu yalvarışa da fiilen (duayı kabul edip ihtiyacı gidermekle) ve kelâmıyla (Kur’an’da “duanıza icabet ederim” vaadiyle) mukabele eder.

2. “En muhtaç” ve “en müştak” ifadeleri – İnsan, varlıklar içinde en fazla Allah’a muhtaç olan ve O’nu en çok özleyen varlıktır. Bu muhtaçlık ve özlem, sadece şükürden ibaret değil; aynı zamanda bir alâkadarlık, bağlanma ve arayıştır. Allah’ın bu hale karşılık vermemesi, hâlıkıyet sıfatıyla bağdaşmaz.

Allah, şükreden kullarına mutlaka karşılık verir, hem de insanın “Rica ederim” demesinden çok daha yüce bir tarzda. Ama bu karşılık, iki şekilde tecelli eder:

1. Fiilî Karşılık (Nimeti Artırmak)

Kur’an’da açık bir vaat var:

“Le in şekertum le ezîdennekum” – “Andolsun, şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım.” (İbrahim 14/7)

Yani Allah, şükre karşılık o kişinin malını, sıhhatini, manevi derecesini, ilmini veya huzurunu artırarak mukabele eder. Bu, “Rica ederim”in ötesinde, fiilen daha fazlasını vermektir.

1. “Rica ederim”de tevazu ve belirsizlik vardır – İnsan, “Teşekkürünüze değer olmayı reca (Ümit) ediyorum” derken, aslında karşıdakinin takdirine muhtaç olduğunu, tam anlamıyla hak edememiş olabileceğini ima eder. Oysa Allah’ın keremi kesindir, “ümit” değil, “vaat”tir. O, “Eğer şükrederseniz, nimetimi artıracağım” der – bu, koşulsuz ve kesin bir vaattir (vaadullah).

2. İnsan karşılığı sözle sınırlıdır – Bir insan “rica ederim” dediğinde, sadece sözle mukabele eder; karşıdakine yeni bir nimet veya maddi bir artış sağlamaz. Oysa Allah, şükre karşılık hem sözle (Kur’an’da vaat, övgü, cennet müjdesi) hem de fiilen (rızkı, sıhhati, huzuru, manevi lezzeti artırarak) karşılık verir.

3. Allah’ta “minnet” asla yoktur – İnsan “rica ederim” derken, aslında “Ben de senin iyiliğine değer vermeye çalışıyorum” der. Ama Allah, kullarının şükrüne muhtaç değildir; O, şükrü kendi fazlından kabul eder ve verdiği karşılık da tamamen bir ihsandır. Yani “Aldığıma değer mi?” değil, “Verdiğim kat kat fazlasıyla değerlidir” söz konusudur.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...