"Bütün eşya birden o Kadir-i Ezelîye ve Alim-i Külli Şeye verilmezse, o vakit sinek gibi en küçük bir şeyin vücudunu, dünyanın ekser nevilerinden..." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Eğer sen vücudundaki zerreleri, Kadîr-i Ezelînin kanunuyla hareket eden küçücük memurları veya bir ordusu veya kalem-i kaderin uçları veya kalem-i kudretin noktaları olduğunu kabul etmezsen, o vakit senin gözünde çalışan her bir zerreye öyle bir göz lazım ki, senin mecmu-u cesedinin her tarafını görmekle beraber, münasebettar olduğun bütün kâinatı dahi görecek bir gözü ve bütün senin mazi ve müstakbel ve nesil ve aslın ve anâsırının menbalarını ve rızkının madenlerini bilecek, tanıyacak, yüz dâhi kadar bir akıl vermek lazım geliyor. Senin gibi bu meselelerde zerre kadar aklı olmayanın bir zerresine bin Eflâtun kadar bir ilim ve şuur vermek, bin derece divanece bir hurafeciliktir." (Lem'alar, 23. Lem'a)
Bir tohumun ya da çiçeğin bünyesinde çalışan bir atom parçacığı, hareket ve vaziyetini o çiçeğin genel sistemine uygun bir şekilde tanzim etmek zorundadır. Zira atomun her hareketi sistemin bir parçasıdır. Rastgele atılacak bir adım ya da hareket, o çiçeğin bünyesinin mahvına sebep olur. Öyle ise o atom parçası çalıştığı çiçek ya da tohumun bütün yapısını bilip ona göre hareket etmesi gerekir. Böyle hareket etmesi için de o zerrenin, bütün çiçeğin bünyesini ve kâinat ile olan ilişkilerini bilecek bir ilme ve onu yapacak bir kudrete sahip olması gerekir. Bu da cansız, şuursuz ve iradesiz atoma bir nevi sonsuz ilim, irade, kudret vermek manasına geliyor ki, cehaletin en şenisidir.
Bedendeki bu mükemmel nizam ve ahenk şuursuz ve akılsız atomların işi olabilir mi? Bütün hayat sahipleri ve bitkiler atomların intizamlı ve hikmetli hareketleriyle varlığını devam ettirirler. O atom zerreleri her şeyin dizgini elinde olan Allah’ın bir memurudur, onun plan ve sevki ile hareket ediyorlar. Atoma Allah’ın memuru nazarı ile bakılmaz ise, o zaman her bir atoma ilahlık payesi vermek gerekiyor ki, bu da tam bir safsatadır. Bilim atomun ne denli mükemmel bir plan ve denge üzerine hareket ettiğini kati olarak ortaya koyuyor. Bir tohumun ve çiçeğin açılıp sümbüllenmesi için bütün kâinatın seferber olması, çarklarının mükemmel bir şekilde çalışması gerekiyor.
Her bir atomu yaratmak için ya ayrı bir ilah olduğu kabul edilecek ya da “Bütün atomların yaratıcısı tek bir ilah olan Allah’tır.” denilecek. Atomlar adedince ilahları kabul etmek akıl ve mantık açısından mümkün değildir.
Ortada çok ince bir nizam var ve bu nizam akıl, şuur, gaye ve hesaptan mahrum; kör, sağır atomlarca icra ediliyor. Bu yüksek gayeye, o gayeden bîhaber atomların hizmet ettirilmesi, perde arkasında; ilim, irade, kudreti ile bu nizamı kuran ve itina ile koruyup devam ettiren Hâlık’ı açık bir şekilde gösteriyor.
"... Elhasıl, her bir şey, hareketiyle bütün eşyayı vahdet namına zapteder. Demek bütün yıldızları elinde tutmayan, bir tek zerreye Rab olamaz." (Sözler, 32. Söz, Birinci Mevkıf, Haşiye)
Kâinattaki her bir mahlukun iç içe geçmesi ve girift bir intizama tabi olması, kâinatı âdeta bölünmez ve parçalanmaz bir bütün hükmüne getiriyor. Hâl böyle olunca, parça kiminse bütün de onundur. Tarla kiminse, tarladan kalkan mahsul de onundur.
Zerre, girdiği her mekânı sahibi namına zapt ediyor. Yani "zerre kiminse, zerrenin hareket ettiği kâinat da onundur."
Güneş'e bakan irili ufaklı yüz bin tane ayna olduğunu düşünelim. Bu aynalara baktığımızda her birinde Güneş'in parlak birer tecellisini görürüz. Yani her bir ayna içinde Güneş’in küçük bir misali bulunuyor. İnsan bütün bu tecellilerin bir tek Güneş'ten geldiğini kabul etmediği takdirde, aynalar adedince hakiki güneşleri kabul etmek durumunda kalır; her bir aynaya Güneş deme ahmaklığına düşer.
İşte kâinat ve içindeki her bir varlık birer aynadır. Bunlar üzerinde görünen sayısız hikmet, güzellik ve nakışlar ise Allah’ın isim ve sıfatlarının birer tecellisidir. Tek bir ilahın varlığını kabul etmeyen kişi, eşya adedince ilahları kabul etmek zorunda kalır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü