"Hakaik-i gaybiyeyi hadsiz dalalet yolları içinde istikametle onları gidip bulmak, akl-ı beşerin kârı değildir ve olamaz." İzah eder misiniz?
- Peki din dışından bir itiraz gelse ve denilse ki :
"O hakaiki gaybiyenin doğru olduğunu nereden bileceğiz? Yoksa herkes bir şeyler söyleyebilir evren hakkında."
Değerli Kardeşimiz;
Herkes bir şey söylemekte serbesttir, lakin söylediği şeyi kati bir şekilde ispat edemiyorsa, o söylenen şeyin bir değeri bir önemi kalmıyor.
“Hakaik-ı İlâhiyeye ve hakaik-ı kevniyeye ve umur-u uhreviyeye dair ihbârât-ı gaybiyesidir.” Kur’an’ın bu hususlarda söylediği şeyler hem mantık hem akıl hem de kuvvetli deliller ile teyitlidir.
Bunun aksini iddia edenlerin sözleri ortadadır. Felsefenin Allah’a inanan kısmı Allah’ı zorunlu ve ilk sebep olarak kabul eder. Ama sonrasında on akıl, sudur gibi saçma sapan teoriler ile Allah’ın kemal sıfatlarını, rububiyet ve uluhiyetini tamamen inkâr ederler.
Allah hakkındaki bilgi ve görüşleri zan, şüphe, kuşkucu ve noksandır. Kur’an’ın Allah ve ahiret hakkındaki bilgileri ise o kadar kuvvetli, kesin, tatmin edici, berrak ve detaylıdır.
Aristonun tarif ettiği ilah; bir mahalleyi idare etmekten aciz, kusurlu, sorunlu, kapalı, zan ve şüphe üzerine bir tarif iken, Kur’an’ın tarifi harika ve mükemmeldir.
İki ayetten iki numune;
Allah, ondan başka ilah yoktur; diridir, her şeyin varlığı ona bağlı ve dayalıdır. Ne uykusu gelir ne de uyur. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi onundur. Onun izni olmadıkça katında hiçbir kimse şefaat edemez. Onların önlerinde ve arkalarında olanları o bilir. Onun ilminden hiçbir şeyi -dilediği müstesna- kimse bilgisi içine sığdıramaz. Onun kürsüsü gökleri ve yeri içine almıştır. Onları korumak kendisine zor gelmez. O yücedir, mutlak büyüktür. (Bakara, 2/255)
De ki: "O, Allah'tır, bir tektir. Allah samed'dir (Her şey ona muhtaçtır, o hiçbir şeye muhtaç değildir.). Ondan çocuk olmamıştır (Kimsenin babası değildir). Kendisi de doğmamıştır (Kimsenin çocuğu değildir). Hiçbir şey ona denk ve benzer değildir." (İhlas, 112/1-4)
Daha bunun gibi binlerce ayet hem tevhidi hem haşri hem de imanın diğer rükünlerini gayet kuvvetli, açık, berrak ve mantıki deliller ile izah ve ispat etmektedir. Felsefe ve diğer batıl dinler meydandadır. Onların görüş ve fikirleri gayet sönük, kapalı, zan ve şüphe içindedir.
Kur’an kâinat hakkında bir fen kitabı gibi detay vermez. Fen gibi tahlilde bulunmaz, sadece kâinatta görünen nimet, nizam, hikmet, ahenk, mizan ve eser olma yönlerine dikkat çeker. Yani kâinata Allah adına ve Allah’a işaret eden yönleri ile bakar onu ders verir. Fen bilimlerinin yaptığı gibi kâinatın nasıl işlediği gibi detaylar ile uğraşmaz. Kaldı ki Kur’an iman, ahlak ve ibadet kitabıdır; fizik, kimya ve coğrafya kitabı değildir.
Güneş'in insanlara faydalı ve nimet ciheti olan lamba ve soba yönüne dikkat çeker. Güneş'in kimyasal bileşeninden bahsetmez mesela. Çünkü Kur’an insanlığa dini, ahlakı, iman ve ibadeti ders vermek için indirilmiştir. İnsanların ekserisi de avam ve basit anlayışlı olanlardan oluşuyor. Onlara kalkıp hiç anlamadıkları ve anlamayacakları fizik ve kimya formüllerinden bahsetmesi belagat ve irşada aykırıdır. Ama buna rağmen bazı ipuçları ile bilim adamlarına da doneler vermiştir. Mesela;
“Göğü biz çok sağlam bir şekilde bina ettik. Şüphesiz onu genişleten biziz.” (Zariyat, 51/47).
İlave bilgi için tıklayınız:
- Kur’an’ın, "kitab-ı kâinatın âyâtının müfessiri" olmasını izah eder misiniz?
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü