İmtihandan yorulmuş, hayattan bıkmış, kabul olmayacağını düşünerek dua eden birine, Risalelerde ne tavsiye ediliyor?
- Başına gelen imtihanlardan usanmış, hayattan sıkılmış, yıllardır ettiği dualar ( zengin olmak ) kabul olmamış, ibadetlerinden ve dua etmekten hiç haz almayan, her dua ettiğinde "Nasıl olsa yine kabul etmeyecek" duygusuyla bitiren, buna rağmen de bir umut diyerek ara sıra ibadet edip el açan, etrafındaki herkesten daha fakir işsiz, insanlara muhtaç el açan, gözünün önünde insanların mal mülk sahibi olmalarını izleyip durmuş ama sıra bir türlü kendisine gelmemiş birisine Risalelerde ne tavsiye ediliyor?
"Önemli olan ahirettir, dünya geçicidir, takma kafana, Allah dilerse seni dünyanın en zengini ve en itibarlısı yapar ama bunların peşine düşme ve Allah’ın sevgili kullarına el açmaya devam et" mi diyor Said Nursi?
Değerli Kardeşimiz;
Risale-i Nur'da bir insanın başına gelen her şey, fakirlik de dahil olmak üzere, kaderin bir cilvesidir. Kader, mutlak adalet ve sonsuz hikmet sahibi olan Allah'ın bir takdiridir. İnsanlar dünyaya bir imtihan için gönderilmiştir ve bu imtihan sadece zenginlikle değil, aynı zamanda fakirlik, hastalık, sıkıntı gibi durumlarla da gerçekleşir.
Dua ettiğiniz halde kabul olmaması, bazen duanın kabulünün sizin için daha hayırlı olmadığına işaret olabilir. Allah, kulunun neye ihtiyacı olduğunu, neyin onun için hayırlı olduğunu en iyi bilendir. Belki zenginlik sizin veya ailenizin ferdleri için tehlike arz eden, sizi yoldan çıkarmaya vesile olacağı için verilmiyor olabilir.
Risale-i Nur göre duaların kabulünün dört farklı şekli vardır:
- İstenilen şeyin aynen verilmesi.
- İstenilenin yerine, kişinin bilmediği, ama kendisi için daha hayırlı olan bir şeyin verilmesi.
- Dünya hayatında verilmeyen duanın, ahiret hayatında sevap olarak ve büyük mükâfatlar şeklinde verilmesi.
- Dua, istenen şeyin verilmesi yerine, kişiyi bekleyen bir musibeti defedebilir veya şiddetini azaltma olarak kabul edilmesi şeklinde de olabilir.
Dolayısı ile "Duam kabul olmadı" demek büyük bir hatadır. Bizim duamızın kabul edilmesini sadece istediğimiz şeyi almamız olarak görmemiz yanlış ve dar bir bakış açısıdır huzuru bulmak için bu bakış açımızı terk etmemiz gerekiyor.
"Nasıl olsa Allah duamı kabul etmeyecek" duygusuyla dua etmek, aslında duanın ruhuna aykırıdır. Dua, bir dilekçe gibi sadece istemekten ibaret değildir. Dua, Allah ile kurulan bir bağdır. İnsanın acizliğini, fakirliğini ve Allah’a olan ihtiyacını itiraf etmesidir. Bu duygu, imanın zayıflığından kaynaklanır ve şeytanın bir vesvesesi olabilir. Bu durumdaki bir kişinin bu duyguyla mücadele ederek, samimiyetle ve ümitvar bir şekilde dua etmeye devam etmesi tavsiye edilir.
Risale-i Nur zenginliğin mutlak bir iyilik, fakirliğin ise mutlak bir kötülük olmadığını vurgular. Bazen zenginlik, insanı Allah'tan uzaklaştırabilir ve ahiretini tehlikeye atabilir. Fakirlik ise sabreden ve şükreden bir kul için büyük sevap kapıları açabilir. Risalelerde, "fakr" yani "fakirlik" sadece mal-mülk noksanlığı olarak görülmez, aynı zamanda bir ibadet vesilesi olarak da ele alınır. Zira Allah'a olan ihtiyacını ve ona olan bağlılığını idrak etmenin en kısa ve en tesirli bir yoludur.
"Fâtır-ı Hakîm, insanın mahiyet-i mâneviyesinde nihâyetsiz azîm bir acz ve hadsiz cesim bir fakr dercetmiştir." (23. Söz)
Acz; güç yetirememek, elinden gelmemek, söz dinletememek gibi mânâlara geliyor. İnsanın aczi ve fakrı için Üstad Bediüzzaman Hazretleri, “acz-i mutlak” ve “fakr-ı mutlak” tabirlerini kullanır. Mutlak, yâni kendisine bir sınır çizilemeyen acz ve fakr.
İnsan saç yapmaktan âcizdir, ama ona ihtiyacı da var; saçın fakiridir. Göz, kulak, burun, dudak da yapamıyor; ama bunların da fakiridir. Ne kalp yapmak elinden geliyor ne ciğer ve ne böbrek; hepsine de ihtiyacı vardır.
Dış dünyaya geçelim: Dudağının önünde nöbet bekleyen havadan, toprağa, suya, güneşe, aya kadar nice mahlûkatı yapmaktan âcizdir ve bunların her birinin de fakiridir.
Aczin son hududu, iradesizliktir. Bir şey isteyebilmekten bile mahrum olma halidir. İşte insan nutfe hâlinde iken aczin bu en ileri mertebesinde idi. İhtiyaç nedir, istemek nedir bilmezdi. Ağız nedir, akıl nedir bilmezdi. Güneş nedir, hava nedir bilmezdi. Nutfe olduğunu, rahimde bulunduğunu, annesinin ötesinde uçsuz bucaksız bir kâinat olduğunu bilmezdi. Gideceği o yeni âlemden faydalanabilmesi için çok organlarla mücehhez olması gerektiğini bilmezdi. Bilse bile bunların yapılması onun için imkânsız idi.
İşte insanoğlu bu menzilde mutlak bir fakr içinde ve yine mutlak bir acz içinde, adeta, kıvranırken Allah’ın rahmeti ve inâyeti imdadına yetişti.
Demek oluyor ki, insanın saçından kalbine, his dünyasından aklına, havadan güneşe, dünyadan âhirete kadar uzanan sonsuz ihtiyaçları onun fakr-ı mutlak içinde bulunduğunu gösterirken, bunların hiçbirini yapacak güce sahip olmaması da onun acz-i mutlakını ifade eder.
Risale-i Nur'un tavsiyeleri şunlardır:
Kadere ve hikmete tam bir imanla yaklaşmak yani başına gelen her şeyin bir sebebi ve hikmeti olduğunu bilmek.
Duaların farklı kabul şekillerini anlamak yani duanın sadece "istenilenin aynen verilmesi" olmadığını idrak etmek.
İbadetlerden haz almamayı bir vesvese olarak görmek ve bu duyguyla mücadele etmek yani ibadeti bir görevden ziyade, Allah'a olan sevgi ve saygının bir ifadesi olarak bilmektir.
Fakirliğin ve yokluğun ahiret için bir sermaye olabileceğini idrak etmek yani dünyanın geçiciliğini bu noktadan değerlendirmek. Bu durumdaki bir insan, sabrederek ve şükrederek manevî olarak çok daha zengin bir konuma gelebilir.
Bu yaklaşım, kişinin içine düştüğü manevî çöküntüden kurtulmasına ve hayatına daha manalı bir pencereden bakmasına yardımcı olur. Bu durumdaki bir kişinin, dünyada gördüğü zenginliklere imrenmek yerine, bunun kendisi için ahirette daha büyük bir zenginlik vesilesi olabileceğini düşünmesi teşvik edilir.
Ayrıca dünya hayatı bir imtihan yeridir. İmtihan şartları ise karmaşık ve değişkendir. Herkesin zengin olması ve her isteğinin gerçekleşmesi mümkün olmadığı gibi, her insanın fakir olması, her dua ve talebin geri çevrilmesi de söz konusu değildir. Bu sebeple zengin olmak için ısrarla dua etmek ve her defasında hayal kırıklığına uğramak yerine, dünyanın yapısına uygun bir şekilde yeni arayışlar, yeni dualar etmek halimize sabredip şükretmek daha ferahlatıcı ve daha güzel olacaktır.
Bu dar-ı imtihanda asude bir hayat yaşamak, elemsiz bir ömür geçirmek mümkün değildir. Bu ahval; Hz. Âdem’den beri, değişmez ezeli bir kanundur, kıyamete kadar da böyle gidecektir. Bu dünya bir imtihan salonu olduğundan insanlar çeşitli şekillerde imtihana tabi tutulmaktadırlar. İmtihana giren bir talebe terler, sıkıntı çeker ama neticede güzel bir fakülte kazanır, iyi bir meslek sahibi olur.
Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuşlardır:
“Dünya dar-ül meşakkattır.”
“Dünyada rahat yoktur.”
“Dünya ahiretin tarlasıdır.”
Dünya rahat yeri değil, çalışma ve yorulma yeridir. Tarlada rahat yoktur, çalışmak, terlemek ve mahsul almak vardır. Daima huzur içinde ve sıhhatli yaşayan ne kendisi ne sevdikleri hiçbir dert çekmeyen, yorulmayan, ihtiyarlamayan bir insan düşünülemez. O halde dünyanın yapısında rahat yoktur. Bu bütün insanlar için böyledir; mümin kâfir farkı yoktur.
Dünya, herkesin her istediğinin anında gerçekleştiği bir yer değildir. Eğer öyle olsaydı, imtihanın bir manası kalmazdı. İnsan, karşılaştığı zorluklar ve eksiklikler sayesinde olgunlaşır, sabretmeyi, şükretmeyi ve Allah'a daha fazla yönelmeyi öğrenir. Fakirlik de bu imtihanın bir parçasıdır. Risale-i Nur, bu durumu bir terbiye-i İlahî olarak nitelendirir.
"Zengin olmak için ısrarla dua etmek" yerine, daha geniş ve kapsamlı dualara ve her istenilenin hayırlısı olma şartına yönelmek daha ferahlatıcı olabilir.
Mesela:
"Allah'ım, bana hayırlı rızık ver ve helalinden kazanmayı nasip et."
"Allah'ım, beni imtihanlarımda muvaffak kıl ve sabredenlerden eyle."
"Allah'ım, kalbime kanaat ve gönlüme huzur ver."
Ayrıca Risale-i Nur fakirliğin getirdiği acizlik ve ihtiyaç duygusunu, Allah'a daha yakın olmak için bir vesile olarak görmeyi tavsiye eder. Bu sayede insan, el açtığı her an, sadece maddî bir talepte bulunmak yerine, manevî bir bağ kurar. Bu bakış açısı, hayal kırıklığına uğramak yerine, kalbe bir ferahlık ve huzur verir. Üstad'ımız bir talebesine gönderdiği bir Mektubta "Cenâb-ı Hak bir abdini severse, dünyayı ona küstürür, çirkin gösterir. İnşaallah sen de o sevgililerin sınıfındansın." duasını da kendimize kazandırmak için, Allah'tan gelene razı olmak lazım.
Cevabımızı Hz. Ali Efendimiz (r.a)'ın şu duasıyla bitirelim: "Ya Rabbi! Hakkımda hayırlı olana kalbimi razı eyle, kalbimin razı olduğunu da hakkımda hayırlı eyle!"
İlave bilgiler için okunabilecek yerler:
- Kastamonu Lahikası, 95. Mektup.
- Sözler, 23. Söz, Birinci Mebhas, Beşinci Nokta.
- Mesnevi-i Nuriye, Habbe (Allah'a tevekkül edene...)
- Mektubat, Altıncı Mektup (Gurbet Mektubu)
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
İnsanlar dünyaya bir imtihan için gönderilmiştir ve bu imtihan sadece zenginlikle değil, aynı zamanda fakirlik, hastalık, sıkıntı gibi durumlarla da gerçekleşir.
Sanki mutlak olan, çok görülen, zor olan imtihan zenginlikmiş gibi anlatılmış, yanlış. Nadir görülen imtihan zenginlik.
Dua ettiğiniz halde kabul olmaması, bazen duanın kabulünün sizin için daha hayırlı olmadığına işaret olabilir. Allah, kulunun neye ihtiyacı olduğunu, neyin onun için hayırlı olduğunu en iyi bilendir. Belki zenginlik sizin için tehlike arz eden sizi yoldan çıkarma potensiyeli olan bir durum olduğu için size bu verilmiyor olabilir.
Burda da sanki yaratıcı Allah değilmiş de hazır bulduğu bir fıtratı değerlendiriyor gibi anlatılmış. Allah dileseydi zenginliği vermediği gibi zenginlik arzusunu vermezdi, birini vermeyip ötekini verince kul sıkıntı çekiyor.