"O şecere-i semavi bir timsali zeminde olmuş şer-i enveri. Demek zahmet çekmeden o yol ile çıkardık bu alem-i ziyaya..." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"O şecere-i semâvî bir timsali zeminde olmuş şer’-i enveri. Demek zahmet çekmeden o yol ile çıkardık bu âlem-i ziyaya, sıkmadan zahmet bizi. Madem yanlış etmişiz; eski yere döneriz, doğru yolu buluruz." (Sözler, Lemeât)

Bu ifadeler, hakikat yolculuğunda beşerî felsefenin karmaşıklığı ile vahyin aydınlık ve kestirme yolunu kıyaslayan derin bir hakikate işaret ediyor.

Şecere-i Semâvî; kelime anlamıyla Semavi Ağaç demektir. Metindeki manası şöyle ifade edilebilir:

Kur'ân, kökü Arş-ı Âzam'da olan, dalları ise tüm kâinatı ve insanlık tarihini kuşatan manevi bir ağaçtır. Cennetteki Tûbâ ağacı nasıl her müminin hanesine bir dal uzatıyorsa; Kur'ân da ilahî bir hayat ağacı olarak her asra ve her kalbe ulaşan dallara sahiptir. Kur'ân ölü bir metin değil, sürekli meyve veren, hakikatler sunan ve her dönemde tazeliğini koruyan bir şeceredir.

Timsal kelimesi burada yeryüzündeki izdüşümü, somutlaşmış hali veya yaşayan örneği anlamındadır. Gökyüzünden gelen o nurani ağacın yeryüzündeki karşılığı şunlardır:

Şer'-i Enver: Kur'ân'ın hayata tatbik edilmiş halidir. Yani Kur'ân'ın emir ve yasakları, sadece gökte asılı duran idealler değil; yeryüzünde insanın yürüyeceği, dokunabileceği ve şeriat dediğimiz yaşayabileceği nurlu bir yol haline gelmiştir.

Sünnet-i Seniyye: Bu semavi ağacın yeryüzündeki en somut timsali Efendimiz'in (asm) hayatıdır. O (asm), yaşayan bir Kur'an'dı.

İnsan-ı Kâmil: Hakikati hayatına nakşetmiş insan, o ağacın yeryüzündeki küçük bir prototipidir.

"Zahmet çekmeden o yol ile çıkardık..."

Burada insan aklının tek başına hakikati bulmaya çalışırken düştüğü labirentleri anlatır:

İnsan kendi sınırlı aklı olan felsefe yoluyla varlığın sırlarını çözmeye kalktığında karanlıklarda boğulur, çok zahmet çeker ve çoğu zaman yolu şaşırır. Oysa Kur'an'ın nurlu yolu, bir asansör veya hazır bir rehber gibidir. İnsanı karmaşık felsefi tartışmalara mahkûm etmeden doğrudan âlem-i ziyaya ve aydınlığa çıkarır.

"Madem yanlış etmişiz; eski yere döneriz..."

Cümlesi, insanın kendi aklına aşırı güvenerek daldığı batıl yollardan vazgeçip, fıtratına ve vahyin rehberliğine geri dönmesi gerektiğini ifade eder.

Hülasa; hakikat, gökyüzünden yere inmiş nurani bir ağaç gibidir. Biz bu ağacın dallarına tutunursak, karanlık fikir dünyasında boğulmadan doğrudan aydınlığa ulaşırız. Kendi başımıza yol açmaya çalışmak yerine, açılmış ve nurlanmış bu sırat-ı müstakim yolunu takip etmek en selametli olanıdır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...