"Bu işi ben sayimle, kudretimle kazandım diyen huddam o gün görecekler... Oradaki kardeşlerimizden Risale-i Nur’la çok alakadar olmalarını rica etmekteyim." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Ben burada inşaallah emanetçi olduğum Sözler’i inâyet-i Hakla ve duanız berekâtıyla lâyıklı kulaklara duyurabileceğimi ümit ediyorum. Üstad'ım, müsterih olunuz, bu Nurlar ayak altında kalamazlar. Onları Dellâl-ı Kur’ân’dan enzâr-ı cihana vazeden Hâlık (Celle Celâluhu) bizim gibi kimsenin ümit ve tahayyül etmeyeceği âciz insanlarla bile neşir ve muhafaza ettirir. Bu işi ben sa’yimle, kudretimle kazandım diyen huddâm o gün görecekler ki, o mukaddes hizmet, zahiren ehliyetsiz görünen, hakikaten çok değerli diğerlerine devredilmiş olur kanaatindeyim. Bu sebeple oradaki kardeşlerimizden Risale-i Nur’la çok alâkadar olmalarını rica etmekteyim." (Barla Lâhikası, 18. Mektup)

Bu mektup; Risale-i Nur hizmetindeki ihlas, tevazu ve şahs-ı manevi prensiplerini açıklayan çok derin bir ikazdır. Burada geçen kavramları ve cümlenin tam olarak ne anlama geldiğini şu şekilde izah edebiliriz:

Metindeki sa'y gayret ve çalışmak, kudret güç, huddâm ise hizmet edenler yani Risale-i Nur talebeleri demektir.

Bir hizmet eri, eğer yaptığı güzel işleri, başarıları ve kazandığı makamları kendi üstün zekâsına, çalışmasına veya gücüne bağlamaya başlarsa, gizli bir gurura ve enaniyete düşmüş olur. İslamî hizmetlerde başarıyı kendinden bilmek, ihlası zedeler. Çünkü hakiki muvaffakiyet ve hidayet yalnızca Allah’ın bir lütfudur.

Cümlenin devamı çok ciddi bir tokat ve ikaz barındırıyor: Kendini vazgeçilmez gören, "Ben olmasam bu hizmet yürümez." diye düşünen bir huddâm, kader-i İlahi tarafından istihdamdan çıkarılır.

O gün geldiğinde görür ki: O çok kutsal hizmet, kendi elinden alınmıştır.

Yerine, dışarıdan bakıldığında zahiren ehliyetsiz yani görünüşte tecrübesiz, yeteneksiz veya zayıf görünen ama hakikaten çok değerli olan, ihlası ve sadakati tam başka insanlara verilmiştir.

Bu durum, Cenab-ı Hakk'ın dinini ve davasını korumak için hiçbir faniye muhtaç olmadığının bir göstergesidir. Siz kendinizi büyük görüp gururlanırsanız, Allah sizi durdurur ve hiç hesaba katmadığınız, ihlaslı kullarıyla o hizmeti çok daha güzel bir şekilde devam ettirir.

Üstad'ımız kendisi için şunları söylüyor:

"Hem دَادِ حَقْ رَاقَابِلِيَّتْ شَرْطْ نِيسْت (Allah vergisi için kabiliyet şart değildir.) kaidesince, Cenâb-ı Hak, merhametkârâne, kudretini benim hakkımda böyle göstermiş ki, en ednâ bir nefer gibi bu şahsiyetimi, en âlâ bir makam-ı müşiriyet hükmünde olan hizmet-i esrar-ı Kur’âniyede istihdam ediyor. Yüz binler şükür olsun! Nefis cümleden süflî, vazife cümleden âlâ." (Mektubat, 26. Mektup, İkinci Mebhas)

Hulusi ağabey bu yüzden oradaki kardeşlerin Risale-i Nur'u çok okumasını ve onunla alâkadar olmasını istiyor. Çünkü Risale-i Nur baştan aşağıya ihlas, mahviyet ve terk-i enaniyet dersleridir.

Nur talebeleri Risale-i Nur ile ne kadar çok meşgul olurlarsa:

- Hizmetin şahıslara değil, şahs-ı maneviye ait olduğunu anlarlar.
- Nefislerinin esiri olup "Ben yaptım" demekten kurtulurlar.
- Zahiri ehliyete değil, kalbi ihlasa değer vermeyi öğrenirler.

Özetle; bu hakikat, hizmet içinde olan herkes için bir nevi reçetedir. Bizler birer fâni olarak ancak aciz birer vesileyiz. Başarılar Allah'tan, kusurlar nefsimizdendir. Eğer bu çizgiyi korumazsak, manevi bir tokatla hizmet dairesinin dışına itilme riskimiz vardır. Kardeşlerin Risale-i Nur'a sarılması, bu tehlikeden korunmanın en güvenli yoludur.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 19
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...