Meşveret Divan Heyeti adına beyanat ve açıklamalar nasıl olmalıdır?
- Öncelikle, bu hususu, muvafık gördüğünüz ilgili linke eklemek faydalı olabilir. Sungur abi, takrizi tamamıyla Ahmet Feyzi abi yazsa da Üstad, şahs-ı maneviye mal olması için isimleri eklediğini beyan eder. Peki bunun mefhum-u muhalifi için yani kararı meşveret alıp, tek kişinin açıklaması hakkında ne söylenebilir?
- İki sene önce bir yazar "Nurcu okuyucu darbesi emniyete..." gibi bir iddia ortaya atmıştı. Bunun üzerine Bir hocamız da "Bir İman ve Aksiyon Hareketi Olarak Risale-i Nur Hizmeti" başlığıyla kendi adına bir makale yayınladı. Divan heyeti, umum adına açıklama yapmayı uygun görmemişti.
- Peki yazıyı yine siz yazsanız da kararı meşveret alsa nasıl olur demiştim. Bu konuda ne ifade edersiniz.
Değerli Kardeşimiz;
Sizin de ifade ettiğiniz gibi, cemaat namına söz söyleme hakkı, ancak şahs-ı manevinin izni ve tensibiyle olmalıdır. Bir beyanatın veya bir meselenin kamuoyuna ilan edilmesi gibi bütün şahs-ı maneviye taalluk eden önemli hususlarda, elbette meşveret kararı ve tensibi esas alınmalıdır. Bir şahsın kendi kanaatini meşveretin görüşüymüş gibi takdim etmesi doğru değildir.
Hatta cemaat adına ve cemaati ilgilendiren bir konuda, metin bir şahıs tarafından kaleme alınmış olsa bile, Üstad'ımızın bunun şahs-ı maneviye isnat edilmesi gerektiğini ifade ettiğini biliyoruz. Rahmetli Mustafa Sungur Ağabeyimizle ilgili verdiğiniz misal, bunun en güzel örneklerinden biridir.
Bununla beraber, bazı özel durumlarda, cemaat hakkında yapılan karalama kampanyaları veya kamuoyunun yanlış bilgilendirilmesi gibi hâller karşısında, cemaatin çeşitli hikmetlere binaen resmî bir açıklama yapmamayı tercih ettiği durumlar olabilmektedir. Böyle zamanlarda bazı ağabey ve kardeşlerin kendi adlarına makale, video veya benzeri çalışmalar yayımlamalarında bir mahzur görülmemiştir. Zira Risale-i Nur'un ve şahs-ı manevimizin tenkit ve tahkir edildiği durumlarda, her Nur Talebesine düşen bir vazife vardır. O da Risale-i Nur'un hakkaniyetini ilan etmek, hakikatlerini müdafaa etmek ve şahs-ı manevinin hukukunu savunmaktır.
Üstad'ımız bu konuda;
"Yalnız bazan izah ve tafsile muhtaç kalmış. Onun için vazifem bitmiş gibi bana geliyor. Sizin vazifeniz devam ediyor. Ve inşaallah vazifeniz şerh ve izahla ve tekmil ve tahşiye ile ve neşir ve tâlimle, belki Yirmi Beşinci ve Otuz İkinci Mektupları telif ve Dokuzuncu Şuânın Dokuz Makamını tekmille ve Risale-i Nur'u tanzim ve tertip ve tefsir ve tashihle devam edecek." (Kastamonu Lâhikası, (35. Mektup)
"Biz de bütün kuvvetimiz ve merakımızla, vaktimizi kudsî vazifeye hasretmeliyiz. Onun haricindekileri malayani bilip, vaktimizi zayi etmemeliyiz. Çünkü elimizde nur var, topuz yoktur. Biz tecavüz edemeyiz. Bize tecavüz edilse, nur gösteririz. Vaziyetimiz bir nevi nurani müdafaadır." (Emirdağ Lahikası-I, 21. Mektup)
İfadeleriyle Nur Talebelerinin kıyamete kadar bu kudsî vazifeyi meşveret düsturları içerisinde yerine getirmelerini ders vermiştir. Bununla birlikte, bu vazifenin icrasında Risale-i Nur'un müspet hareket prensiplerine riayet edilmesi de temel bir şart olarak ortaya konulmuştur.
Bu müdafaa ve bilgilendirme vazifesi bazen meşveret heyetinin uygun gördüğü bazı ağabeylere vazife vermesi ve yayımlanan metinlerin meşveret adına neşredilmesi şeklinde gerçekleşebildiği gibi, bazen de yine meşveretin bilgisi ve muvafakati dâhilinde, ilgili şahısların kendi adlarına yaptıkları çalışmalarla yerine getirilebilmektedir.
Bu platformda isim zikretmeyi uygun görmediğimiz için şahıslar üzerinde durmayacağız. Meseleyi yalnızca yapılan işin meşveret prensiplerine uygun olup olmadığı açısından değerlendirmeye çalışacağız.
Bahsettiğiniz hadiseyi değerlendirdiğimizde ve bizzat ilgili hocalarımızla görüşerek gerekli tahkikatı yaptığımızda, yapılan çalışmanın hem şahs-ı manevi açısından hem de fertlerin yerine getirmesi gereken müdafaa ve bilgilendirme vazifesi açısından sakıncalı olmadığı kanaatine vardık.
Zira ağabeyler tarafından Meşveret Heyetine, kamuoyunu bilgilendirmeye yönelik ve toplumun ilgili konuda doğru bilgi edinmesini sağlayacak mahiyette bir metnin "Divan Heyeti" adına yayımlanması teklifi sunulmuştur. Ancak Divan Heyeti adına böyle bir açıklamanın yapılmamasının daha isabetli olacağı değerlendirilmiş; bununla birlikte, isteyen ve kalemi bu işe müsait olan kardeşlerin, "nuranî müdafaa" prensibine uygun bir metni kendi isimleriyle kaleme alabilecekleri ve kamuoyunu bilgilendirebilecekleri de şifahî olarak ifade edilmiştir.
Bu çerçevede, değerli bir hocamız da söz konusu mesele hakkında kendi adına bir yazı kaleme almış ve yayımlamıştır. Mesele bu açıdan değerlendirildiğinde, meşveret heyetinin bilgisi dâhilinde olmakla beraber şahsî sorumluluk ve kanaat çerçevesinde kaleme alınan böyle bir yazının, meşveret prensiplerine veya Risale-i Nur'un temel ölçülerine aykırı bir yönünün bulunmadığı rahatlıkla görülebilir.
İlave bilgi için tıklayınız:
- MEŞVERETTE DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR
- MEŞVERET VE KURALLARI HAKKINDA
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Mesele burada meşveretin rolü değil mi? Elbette ona aykırı olmaz fakat süreç içinde kollektif akıl ne denli etkin olmalı perde altında? Yeterince sahne aldı mı? Üzerinde durulması gereken husus bu. Böyle bir anlayış açığa çıkınca, onu kendi adına yayınlamayı kabul edecek kişi sorunu yok