"Cenab-ı Hakk'a yapılan misil, onun zıddı olur. Bir şey hem zıd, hem misil olamaz ve bir şeyin zıddı, ona misil olamaz." Bu nasıl oluyor, her şey için geçerli mi?
Değerli Kardeşimiz;
Misil; benzer, eş, nazîri, aynısı gibi manalara gelir. Allah’ın misli olması demek ise; aynı Allah gibi ikinci bir İlah’ın olması demektir ki, bu da muhaldir.
Zıt, burada rakip manasındadır. Yani -hâşâ- şayet Allah’ın bir misli olsa idi, bu misli olan şey aynı zamanda Allah’a rakib olacaktı. Zira misil kelimesinin içinde gizli olarak zıddiyet manası da vardır.
Allah’ın bir benzeri olan başka bir Allah, aynı zamanda Allah’ın zıddı ve rakibidir. Kavga, gürültü ve zıtlıklar; benzer ve denk olan şeyler arasında olur.
Mesela; iki benzer ve misil olan padişah, aynı ülkede olsa; rekabet ve zıtlık ortaya çıkar. Aynı şekilde iki misil olan İlah arasında da rekabet ve zıtlık meydana gelir. Üstad “Temasül tezada sebeptir”
Bu inceliğe şöyle bir temsil ile işaret etmeye çalışalım:
Aynı rütbe ve makamda olan bir bölük asker düşünelim. Bu askerlerin mükemmel bir vaziyet ve nizam teşkil etmesi gerekiyor. Bu vaziyet ve nizamın olabilmesi de iki türlü olabilir. Birisi, bir komutanın hariçten emri ile olur; diğeri ise aynı rütbe ve makamda olan askerlerin birbirine hükmedip hem komutan hem de asker olması ile mümkündür.
İkinci tarz hem imkânsız hem de akıl dışıdır. Zira bir askerin hem er hem de komutan olması, iki zıddın bir arada olmasıdır ki, bu imkânsızdır. Tıpkı aynı anda hem var hem de yok olması gibi.
İşte misil olması, asker olması manasında, hâkimiyet noktasında zıt olması ise, komutan manasında kullanılmıştır. Yani asker o nizam ve vaziyete girebilmek için hem emir alan bir er olacak hem de emir veren bir komutan olacak; bu ise imkânsızdır.
Ama hariçten bir komutan bu askerlere o nizam ve vaziyeti kolaylıkla verebilir. Zira komutan rütbe ve makam olarak askerlerden farklıdır. Askerlerin kayıtları komutanı bağlamaz.
Vücud, ya vacib olur, ya mümkin olur veya mümteni’ olur. Vacib vücud, Allah’a mahsustur. Allah’ın varlığı vaciptir, olmaması muhaldir.
Mümkin vücud ise bütün mahlûkatın vücutlarıdır. Bunlar Allah’ın var etmesiyle var oldukları gibi, O’nun yok etmesiyle de varlık sahasından silinirler.
Mümteni’ vücud, vacib vücudun zıddıdır, yani olması muhaldir. Buna misal olarak ‘şerikler’ (Allah’a ortak koşulan şeyler) verilir. Şeriklerin varlığı muhaldir, imkânsızdır.
Allah’ın şeriki, mümteni-ül vücuddur, yani olması imkânsızdır. Keza, ne tek, ne de çift olmayan bir sayı bulunması da mümtenidir.
Bir şey mümkin ise, onun yoklukta kalmayıp var olmasını temin edecek bir irade ve kudret lazımdır. O halde, bu âlemi dolduran bütün mümkin varlıkları yokluk karanlıklarından kurtaran bir Vacibü’l- Vücûd vardır.
Bir ayette meale şöyle buyruluyor: “(O) gökleri ve yeri yaratandır. Size hem kendi (cins)inizden eşler, hem hayvanlardan (kendilerine) eşler yaptı. Sizi bu suretle (zürriyetlendirip) çoğaltıyor üretiyor. Onun (benzeri olmak şöyle dursun) benzeri gibisi (dahi) yoktur. O, hakkıyla işiten, kemâliyle görendir.” (Şûrâ Sûresi, 11)
Her mahlûkun evveli ve ahiri vardır; yani varlık sahasına ilk adımını attığı bir başlangıcı ve bu sahadan göçüp gideceği bir sonu vardır. Dolayısıyla, her mahlûk hâdistir (sonradan yaratılmıştır) ve fanidir. Hâdis ve fâni olanlar Kadim ve Bakinin misli olamazlar.
Keza, mahlûkların sıfatları sınırlıdır. Sınırlı sıfat sahipleri, bütün sıfatları sonsuz olana benzemezler, O’nun misli gibi olamazlar.
Arının zatı ipek böceğine benzemediği gibi, işi de benzemez. O bal yapar, öteki ipek örer.
Denizin zatı ormana benzemediği gibi, onda yetişen balıklar da, ceylanlara, aslanlara benzemezler.
Cebrail’in zatı Güneşe benzemediği gibi, vahiy getirmesi de ışık vermeye benzemez.
Aklın zatı mideye benzemediği gibi, bir problemi çözmesi de midenin gıdaları hazmetmesine benzemez. Hepsi mahlûk ve hepsi mümkin oldukları halde bunların zatları gibi, sıfatları ve fiilleri de birbirine benzemezse, elbette varlığı vacib, kadim ve baki, sıfatları sonsuz, mutlak ve muhit olan Allah’ın işleri ve sıfatları da, sınırlı, fani ve hâdis olan mahlûkatınkilere benzemeyecektir.
Ruh bedene benzemediği gibi, beslenmesi de benzemiyor. O, iman ile marifet ile ilim ve irfan ile besleniyor, tıpkı meleklerin Allah’ı zikretmekle zevklenmeleri, gıdalanmaları gibi.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Misil Allah'ın eşinin benzerinin olmaması demektir. Zıt ise Ona rakip ve karşı koyacak bir varlığın olmaması anlamındadır.
Allah'ın misli, benzeri demek. Nasıl Allahın misli Allahın zıddı oluyor? Zaten hemen aşağısında geçiyor bir şeyin zıddı ona misil olamaz.
Bediüzzaman Said Nursi’nin İşarat-ül İ’caz eserindeki bu ifade, ilk bakışta mantıksal bir çelişki gibi görünse de aslında tevhid inancının çok ince bir nüktesini barındırıyor.
Buradaki temel mantık şudur: Allah’ın zatında, sıfatlarında ve fiillerinde ortağı yoktur. Eğer bir varlığı Allah’a "misil" (benzer/eş) olarak iddia ederseniz, aslında o varlığı Allah’ın hakimiyetine karşı bir "zıt" (muhalif) haline getirmiş olursunuz.
Meseleyi şu başlıklarla daha net kavrayabiliriz:
Mahiyet Farkı ve "Zıddiyet"
Kainatta her şey zıddıyla bilinir. Sıcak-soğuk, aydınlık-karanlık gibi. Ancak Allah’ın zatı, her türlü benzerlikten münezzehtir (Leyse kemislihi şey’un). Bir varlığın Allah’a "misil" olduğunu iddia etmek, o varlığın da yaratma gücüne, iradeye ve ilme sahip olduğunu savunmak demektir.
Eğer kainatta Allah’ın bir misli (benzeri) olsaydı, bu iki güç birbirine engel teşkil ederdi. Bu durum, mantıken bir çatışmayı doğurur. Dolayısıyla, uluhiyet davasında "benzer" olan her şey, aslında otoriteye "zıt" bir rakip haline dönüşür.
"Bir Şey Hem Zıd Hem Misil Olamaz" İfadesi
Metinde geçen "Bir şey hem zıd hem misil olamaz" kuralı, eşyanın kendi arasındaki ilişkisi içindir. Örneğin; beyazın misli (benzeri) yine beyazdır, zıddı ise siyahtır. Beyaz, aynı anda hem beyaz hem siyah olamaz.
Ancak mesele Cenab-ı Hak olduğunda durum değişir:
Müşriklerin Allah’a ortak koştuğu "nidd" (benzer), sözde bir benzerlik iddiasıdır.
Fakat hakikatte, Allah’ın mutlak hakimiyetine ortaklık iddia eden her "misil", O’nun birliğine ve iradesine aykırı olduğu için otomatik olarak O’nun zıddı (muhalifi) hükmüne geçer.
Mantıksal Netice
Üstad burada şunu demek istiyor: Sen bir puta veya bir sebebe "İlahtır" diyerek onu Allah’a misil yaparsan, o varlık Allah’ın emirlerini dinlemeyen, O’nun mülkünde hak iddia eden bir "zıt" haline gelir.
Özetle:
İnsanlar arasındaki benzerlik, dostluk ve yakınlık doğurur.
Mutlak otorite (Uluhiyet) makamında ise "benzerlik" iddiası, otoriteyi parçalayacağı için doğrudan "zıtlık" ve "düşmanlık" manasını taşır.