"Öyle ise ibadette insanların kusurları umum kâinata tecavüzdür." cümlesini nasıl anlayabiliriz?
İnsan kusurdan hali olmadığından burdaki kusuru nasıl anlamalıyız? insanlar demekten murad ferd ferd midir yoksa nevi' olarak mıdır? İbadette kusur eden insan umum kainata tecavüz etmiş olmakla, nihayetsiz azaba müstehak olmaz mı? Kusurunu bilmek ubudiyetin bir esası değil midir? 9. sözde geçen "İbadetin manası şudur ki: Dergâh-ı İlahîde abd, kendi kusurunu ve acz ve fakrını görüp kemal-i rububiyetin ve kudret-i Samedaniyenin ve rahmet-i İlahiyenin önünde hayret ve muhabbetle secde etmektir." cümlesiyle vech-i tevfikleri nasıldır?
Değerli Kardeşimiz;
Büyük bir gemide hizmet eden yüzlerce insan var. Bu insanların gayesi; geminin gideceği hedefe ulaşmasıdır. Gemide çalışanlarının hepsi, hizmet ve vazifesini eksiksiz olarak yapıyorlar. Biz de geminin dümenciliğini yapıyoruz. Bizim vazifemiz dümeni hedef rotasında tutmak.
Şimdi biz bu vazifeyi terk edip, gemiyi karaya oturtsak, o gemide çalışan ve vazife yapanların emeğini boşa çıkarmış, hepsinin hakkına ve hukukuna tecavüz etmiş sayılırız. O zaman gemide çalışan herkes bizden hakkını ister ve alır.
İşte şu kâinat büyük bir gemi hükmündedir. Bu gemi içindeki mahlûkat ise; hava, toprak, su, güneş, hayvanat, nebatat onun vazifelileri ve hizmetlileridir. İnsan ise bu kâinat gemisinin dümencisi hükmündedir.
İnsanın vazifesi ise; kâinat sarayında tecelli eden İlahi isim ve sıfatları talim edip, mucibince amel etmektir. Yani insanın şu kâinat gemisindeki vazifesi ve gayesi ibadettir. Kâinattaki diğer bütün mahlûkat, insanın bu ibadetine ve kulluğuna göre planlanmış, ona hizmet etmek için tanzim ve terbiye edilmiştir. Dolayısı ile insan, vazifesi olan iman ve ibadeti terk ederse, bütün mahlûkatın hakkına ve hukukuna tecavüz etmiş olur.
Devlet, suçlulara, müesseselere maddî ve manevî zarar veren kişilere nasıl kamu davası açıyor ceza veriyorsa; aynı şekilde iman ve ibadeti terk etmekle bütün kâinatın hukukunu çiğnemiş olan insandan da bütün mahlûkat davacı olacaktır. Allah da hem kendi hakkı hem de bütün mahlûkatın hakkı için insana dava açıp, cezasını keser ve kesecektir. Zira insanın imansızlık ve ibadetsizliği şahsî bir cinayet değil, umumî bir cinayettir.
Bu izahtan sonra, teferruattaki suale gelecek olursak; “İbadette insanların kusurları, umum kâinata tecavüzdür." Bu cümledeki “kusur” ibaresi farz olan ibadetlerin terk edilmesi büyük günahların serbestçe işlenmesi manasında kullanılıyor.
İnsanın yaratılış gayesi ve en mühim vazifesi ise iman ve ibadettir. Bütün kâinat, insanın bu vazifesinin tahakkuk etmesi için hareket ve hizmet ediyor. Öyle ise insanın iman ve ibadet vazifesini terk etmesi, bütün kâinatın ve mahlûkatın hukukuna bir tecavüz ve hakarettir.
Ancak kendisini yokluktan varlık âlemine çıkaran, insaniyet ile şereflendiren, en mükemmel bir mahiyette yaratan, en büyük hayat mertebesini bahşeden, akıl, idrak, kalp, hayal ve muhabbet gibi harika duygularla teçhiz eden, ona bütün mahlûkat üstünde bir makam veren O Sultan-ı Ezel ve Ebed’e iman ve ubudiyet vicdanî bir vazifedir. Cenab-ı Hak kullarına ibadet etmeyi teklif etmeseydi bile, bu kadar nihayetsiz nimetlere, lütuf ve ihsanlara karşı bir şükür olarak kulların yine de, O’nu tesbih, zikir ve ta’zim etmeleri gerekirdi. Unutulmamalıdır ki, kulluktan daha büyük bir izzet ve daha âli bir şeref olamaz. Kâinatın yaratılması insan için, insanın yaratılması ise ubudiyet içindir.
İnsanların ve cinlerin dışında bütün mahlûkatın Allah’ın emrine tam itaat edip hal ve kal dilleri ile tesbih ve ibadet yapmaları kâinatta muazzam bir ibadet nizamının ve ahenginin olduğunu gösteriyor. Bu inceliğe ayet şu şekilde işaret ediyor:
“Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar O’nu tesbih eder; O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Fakat siz onların tesbihini anlayamazsınız. O halîmdir, bağışlayıcıdır.” (İsra Suresi, 44)
Kâinattaki bu muazzam ibadet ahengini insanlar ve cinler bozuyor: Bu da bir cihetle kâinatın nizamına ve ahengine bir tecavüz sayılır.
Kırk kişilik bir sınıfta otuz sekiz talebe kemal-i dikkat ve huzurla Kur’an okurken, insan ve cin adında iki haylaz talebe edebsizlik edip, edebsiz şarkılar söyleyip, gürültü etseler diğer talebelerin hakkına girmiş olmazlar mı?
Farzların terk edilmesi, büyük günahların serbestçe işlenmesi hem ferdî hem de içtimaî manada kullanılıyor. Zaten fertler bozuldu mu içtimaî hayat da bozulur.
"İbadetin manası şudur ki: Dergâh-ı İlahîde abd, kendi kusurunu ve acz ve fakrını görüp kemal-i rububiyetin ve kudret-i Samedaniyenin ve rahmet-i İlahiyenin önünde hayret ve muhabbetle secde etmektir." (9. Söz)
Bu cümlede ibadetini yapan salih bir insanın Allah’a karşı aczini ve kusurunu görmesi ve mahcubiyetle boynunu bükmesi var. Bu da kemer beste-i ubudiyet oluyor.
Kemer beste-i ubudiyet; Allah'ın huzurunda, boynu eğik, elleri saygı ve huşu ifade eder tarzda, karnın üzerinde birleşik bir şekilde, verilecek emri bekleyen, kayıtsız ve şartsız itaat etmeye teşne, ''lebbeyk'' sözünü şiar edinmiş, ubudiyeti ve ulûhiyeti tam olarak anladığını ilan ve ifade etmektir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü