"Nasraniyet ya intıfa veya ıstıfa edip İslamiyete karşı terk-i silah edecektir." cümlesini açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Evvela; bu söz, Kur'ân-ı Kerim'deki bir kısım ayetlerden mülhem gibi ve âdeta bu ayetlerin tefsiri mahiyetindedir:

"De ki: 'Ey Kitap Ehli! Allah'tan başkasına ibadet etmemek, ona bir şeyle şirk koşmamak, Allah'ı bırakıp da birbirimizi Mâbud edinmemekten ibaret olan ve bizimle sizin aranızda müsavi bulunan bir kelimeye geliniz.' Eğer bundan yüz çevirirlerse, 'Şahit olun biz Müslümanlarız.' deyin."(Âl-i İmran, 3/64)

"Mü’minlere insanların en şiddetli düşmanlık edenleri (bazı) Yahudiler ve müşriklerdir. Onlara sevgi yönünden yakın olanlar da 'Biz Nasraniyiz' diyenlerdir. Onların müminlere sevgileri, onlarda büyüklenip ululuk taslamayan keşiş ve rahiblerin olmasındandır." (Maide, 5/82)

Evet hakiki Hristiyanlar, tevhid dinine yaklaşıp, ilhad ve inkârcılığa karşı Müslümanlarla ittifak ve ittihad ederek, kıyamete kadar umumi manada kâfirlerin üstündeki mevkilerini muhafaza edeceklerdir.

Sâniyen; Peygamber Efendimiz (asm), birçok hadis-i şeriflerinde, yeryüzünde bir gün mutlaka Kur'ân-ı Mucizü'l-Beyan'ın hükümferma olacağını ifade etmektedir. Bunun emarelerini görsek de küre-i arz çapında beklenen o ruh ve mananın henüz bütün bir insanlık için, feyizdar olduğu söylenemez. Yani Resulullah Efendimiz (asm)'in sağ eliyle sol eli henüz birleşmemiştir. Her ne kadar Müslümanlar beş kıtada at oynatmışlar ve bu yerlerde hâkimiyet-i İslamiyet vaki olmuşsa da O (asm)'nun nescettiği ruh ve mana yeryüzünün bütününü kuşatıcı ve kucaklayıcı bir keyfiyete ulaşmamıştır. Ne var ki, Resul-i Ekrem Efendimiz (asm)'in, belli bir zamana ait verdiği beşaret ışığında, dünya çapında o kucaklayıcılığın tahakkukuyla alâkalı herhangi bir ümitsizliğe kapılmak da yanlış olur.

İslamiyet'in, herkese bir bereket kaynağı haline gelmesi, tabir-i diğerle dünyada devletler muvazenesinde yerini alması, kendi aslı ile herkes tarafından tanınıp bilinmesine bağlıdır. Bu itibarla da, hâl-i hazırdaki duruma bakıp ümitsiz olmaya gerek yoktur. Zira Müslümanlar, Sasanilerle karşılaşmadan yirmi beş sene evvel, Sasaniler o dönemin en muhteşem devletiydi. O kadar ki, İstanbul önlerine kadar gelmiş, çok ağır şartlar altında, o dönemin başka bir süper gücü olan Doğu Roma İmparatorluğu ile bir anlaşma imzalayarak, onları haraca bağlamışlardı. Bundan birkaç sene sonra Kur'ân'ın da ifadesiyle bu defa da Rumlar, Sasaniler üzerine galebe çalmışlardı. Daha sonra ise, bu her iki süper güç de İslam'a teslim-i silah ederek, pek çok tebaasıyla Müslüman olma yolunu seçmişti.

Başta Kur'ân-ı Kerim ve hadis-i şeriflerin işaret ve beşareti olmak üzere, Üstad Hazretlerinin de şu ifadeleri bunun tahakkuk edeceğini müjdelemektedir:

"İşte böyle bir sırada, o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hazret-i İsâ Aleyhisselâmın şahsiyet-i mâneviyesinden ibaret olan hakikî İsevîlik dini zuhur edecek, yani rahmet-i İlâhiyenin semâsından nüzul edecek, halihazır Hıristiyanlık dini o hakikate karşı tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-i İslâmiye ile birleşecek, mânen Hıristiyanlık bir nevi İslâmiyete inkılâp edecektir." (Mektubat, On Beşinci Mektup)

Yeter ki, biz Müslümanlar İslamiyeti hakkıyla yaşayalım ve diğer milletlere nümune-i imtisal olalım. Zaten hakkıyla yaşayabilseydik, komünizm bir alternatif olarak onun karşısına çıkmazdı. Nitekim komünizmin doğmasına sebep olan da bir ölçüde içtimaî, idarî, siyasî kifayetsizlikti ki, o mâlum tarihî hâdiseye sebebiyet verdi.

"Eğer biz ahlâk-ı İslamiyenin ve hakaik-i imaniyenin kemalâtını ef'alimizle izhar etsek, sair dinlerin tâbileri elbette cemaatlerle İslamiyet’e girecekler; belki Küre-i Arz'ın bazı kıt'aları ve devletleri de İslamiyet'e dehalet edecekler." (bk. Hutbe-i Şamiye)

Ezanların susturulduğu, Allah demenin suç sayıldığı, Kur'an okumanın yasak olduğu bir dönemden sonra, asrımıza bakacak olursak bazı hakikatler daha berrak bir şekilde anlaşılacaktır. Verilen müjdelere doğru adım adım ilerlediğimizi, Müslümanların maddî ve manevî terakki ettiğini görmekteyiz. İstikbal çarklarının, inananların lehinde, inanmayanların ise aleyhinde hareket ettiğini keza müşahede etmekteyiz.

Nitekim bunun emareleri görülmektedir. Hristiyanlardan pek çok ilim ve fikir adamı araştırmaları neticesinde Müslüman oluyor. Biz Müslümanlar iman ve ahlâk yönünden düzelip, iyi bir kul, iyi bir ümmet olursak; Allah’ın bir gün içinde bulutsuz havayı bulutlandırıp yağmuru göndermesi gibi, bir anda yıkılmış değerlerimizi ve tahribe uğramış mabetlerimizi yeniden ihya etmesi, onun kudret ve rahmetinin şanındandır. Yeter ki biz bu rahmet ve kudrete münasip bir kul ve ümmet olalım.

Yeri gelmişken bir arkadaşımın Almanya'da başından geçen bir hadiseyi anlatmak istiyorum. Arkadaşım Alman bir çiftin evinde pansiyoner olarak kalıyor. Onun İslam'ı, hayatıyla en güzel şekilde temsil etmesinin tesirinde kalan bu çift, sonunda Müslüman oluyor. Neden sonra evin erkeği, hidayetine vesile olan arkadaşıyla sohbet ederken şöyle diyor::

"Seni hem çok seviyorum, hem de sana çok kızıyorum. Seni seviyorum çünkü benim hidayetime vesile oldun. Sana çok kızıyorum çünkü eğer sen, buraya iki-üç ay evvel gelmiş olsaydın, benim babamın da hidayetine vesile olacaktın. Hayatını ahlâkî değerler itibarıyla tertemiz geçirmiş olan babam, maalesef İslam'ın güzel yüzüyle tanışamadan ölüp gitti..."

Evet, ruh dünyası bunalımlı olan batıyı, bu buhrandan kurtaracak havariler beklemektedir. Sadece fert olarak değil -inşaallah- pek yakın bir gelecekte, topyekün insanlık olarak hak ve hakikat hüzmeleri, ışığa hasret hemen her noktaya götürüldüğünde, İslam'a fevç fevç dehaletlerin olacağı görülecektir. Üstad Hazretlerinin buyurdukları gibi orta kuşak ülkelerinin gözbebeği olan Türkiye, İslam'ın zeki evladı Mısır'ı, Rus mekteb-i harbiyesinde okuyan Türkistan ile duygu, düşünce birliğine erdiğinde dünya muvazenesindeki dengeler de hak ve adalet yönünde değişecektir. Bu itibarla Hristiyanlık ya kendi çıkmazlarında inat ederek bunalımda kalacak ya da safileşerek, kendi özüne yani tevhid düşüncesine ulaşacaktır. Bugün Batı'daki birtakım gelişmeler, onların ikinci şıkkı tercih ettiklerini ve edeceklerini göstermektedir.

Evet bugün, Müslüman olmasa da "Hristiyan'ım ama, Hz. Muhammed'in de Hz. İsa gibi Allah'ın Resûlü olduğunu kabul ediyorum." diyenlerin sayıları düne nisbeten kat kat artmaktadır.

Bu meselenin iki yönü vardır. Biri, dehşetli dinsizlik hareketine karşı İslam’ın ve İseviliğin omuz omuza verip, müşterek düşman ortadan kalkıncaya kadar beraber mücadele etmesidir. Zira dinsizlik hareketi sadece İslam’ın bir düşmanı değil, diğer semavî dinlerin de düşmanıdır. Ve komünist cereyanın inkırazında Hristiyanların da mücadele ve gayreti inkâr edilemez.

İslam ile İsevîlik arasında ciddi ihtilaflar olduğu gibi, birçok fasl-ı müşterekler de vardır. Müşterek düşmanın tasallutu zamanında ihtilaflar değil, ittifaklar öne çıkarılır. Buna benzer uygulamalar Hz. Peygamber (asm)'in hayatında da vardır. Tahrif olmuş din ihya olmuyor, bilakis kabuk değiştirerek tevhide, yani İslam’a doğru adım adım yaklaşıyor.

Üstat Hazretleri bu hakikati şöyle ifade etmektedir:

"Nasraniyet ya intıfâ veya ıstıfâ edip İslamiyete karşı terk-i silâh edecektir. Nasraniyet birkaç defa yırtıldı, Protestanlığa geldi. Protestanlık da yırtıldı, tevhide yaklaştı. Tekrar yırtılmağa hazırlanıyor. Ya intifa bulup sönecek veya hakikî Nasraniyetin esasını câmi olan hakaik-i İslamiyeyi karşısında görecek, teslim olacaktır."

"İşte bu sırr-ı azîme Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm işaret etmiştir ki, 'Hazret-i İsâ nâzil olup gelecek, ümmetimden olacak, şeriatımla amel edecektir.' " (Mektubat, Hakikat Çekirdekleri: 21.)

Allah Kur’an’da, İslam’a en yakın ve onu kabul etmeye en müsait topluluk olarak Hristiyanları gösteriyor. Elbette bu cemaat bazı hadiselerle ıstıfa ederek, yani teslis gibi hurafelerden arınarak, İslam’a teslim-i silah edecektir. Burada, Hristiyanlığın yeniden tamir ve tecdit edileceği değil, tevhide ve İslam’a döneceklerini anlamak daha isabetli olur.

İslamiyet her zaman ve zeminde galiptir. Hak ve doğrulukta tek rehber en mükemmel en son ve tek dindir. Bu hususta hiçbir dinin yardımına muhtaç değildir. Bize düşen, İslam’ın hakkaniyetini ve doğruluğunu ef’al ve amelimizle, İslam’a girmeye müsait Hristiyanlara karşı göstermemizdir.

Akıl ve fen bu asırda hükmettiği için, hak ve hakikat elbette bir gün insanların zihnine ve kalbine güneş gibi doğacaktır. Bundan kârlı çıkacak olan yegâne din de İslam olacaktır. "Paslanmış bîhemtâ bir elmas, daima mücellâ cama müreccahtır." İslam dini bu asırda biraz tozlanmış olsa bile, aslı elmastır, yeniden cihana hâkim olacak ve inşallah "En yüksek gür sadâ İslamın sadâsı olacaktır!" (bk. Sünühat)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 8.107
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...