Nurların yasak olduğu dönem hakkında bilgi verir misiniz; okumak mı al-sat mı yasaktı, Risalelere özel bir kanun mu vardı?
Değerli Kardeşimiz;
Kanun ve hukuk noktasından yasak diye bir şey söz konusu değildir. Lakin o dönemde kanun ve hukuk zalim idareci ve bürokratların keyfine göre işletildiği için, kanunsuz ve hukuksuz bir şekilde Üstad Hazretleri ve Risale-i Nurlar üstünde müthiş bir keyfi ve cebri baskı uygulanmıştır. Bu uygulamaların hiçbirisi hukuka ve kanuna dayanmıyor. Üstad Hazretleri bu hakikati müdafaalarında yüzlerce defa tekrar ve ilan etmiştir. Bunlardan birisi şu şekildedir:
"İfademin kısacık bir tetimmesi"
"Afyon Mahkemesine beyan ediyorum ki:"
"Nazarınıza ve kanun adaletine takdim edilen ifademde bulunan, üç vecihle kanunsuz menzilimi basmak, beni sorguya çekmek ve tevkif etmek, üç büyük mahkemelerin hürmetlerini kırmak ve haysiyet ve adaletlerine ilişmektir, belki istihfaf etmektir."
"Çünkü, üç mahkeme ve üç ehl-i vukufun, iki sene, yirmi senelik kitaplarımı ve mektuplarımı inceden inceye tetkikinden sonra, ittifakla hem bize beraat verildi, hem kitaplarımız ve mektuplarımız iade edildi. Ve beraatten sonra üç sene, fevkalâde bir inziva ve şiddetli bir tarassut altında, haftada yalnız zararsız bir mektup bazı dostlarıma yazardım. Dünya ile alâkam kesilmiş gibiydi ki, serbestiyet verildiği halde memleketime gitmedim. Şimdi aynı meselede o üç mahkemenin âdilâne hükümlerini hiçe saymak gibi meseleyi tazelendirmek, onların şerefini kırıyor."(1)
"Hem korkmayınız, Risale-i Nur yasak olmaz. Hükümet-i Cumhuriyenin mebusları ve erkânlarının ellerinde mühim risaleleri, iki, üçü müstesna olarak serbest geziyorlardı. İnşaallah, bir zaman hapishaneleri tam bir ıslahhane yapmak için bahtiyar müdürler ve memurlar, o Nurları mahpuslara, ekmek ve ilâç gibi tevzi edecekler."(2)
Risale-i Nurlar hiçbir dönemde kanun ve hukuk açısından yasak edilememiştir. Yalnız keyfilik ve cebrilik ile çok zulümler işlenmiştir.
Son asırda da başta Bediüzzaman olmak üzere Kur’an’a ve imana hizmet eden ilim ve irfan erbabı her türlü zulüm, istibdat, hapis ve sürgün gibi eza ve cefalara maruz kalmışlardır. Zira Kur’an nurunu söndürmeye çalışanlar zulümlerini bütün şiddetiyle icra ediyorlardı. Bediüzzaman’ın ifadesiyle;
“Manalar libas değiştirmiş”…“Zulüm, başına adalet külâhını geçirmiş; hıyanet, hamiyet libasını giymiş; cihada bagy ismi takılmış, esarete hürriyet namı verilmiş” (Mektubat)
Evet, ilim ve irfan yuvaları söndürülmüş, geçmiş ile geleceği birleştiren tarihi bağlar koparılmış, şefkat ve hürmet mefhumları zedelenmiş, ahlak ve haya ile istihza edilmeğe başlanmıştı. Dolayısıyla fazilete, rezalet; rezalete fazilet denilen dehşetli bir asır yaşanıyordu. Himmet erbabı, hiçbir tarihte, onun zamanındaki gibi eza ve cefaya maruz kalmamıştı. İşte böyle bir zamanda Bediüzzaman yatağından fırlayan bir arslan gibi cihad meydanına atılmış, neşrettiği Kur’an Nurlarıyla batı kaynaklı bütün şüphe ve tereddütleri defetmiş, şu milleti düştüğü, daha doğrusu düşürüldüğü, bu elim vaziyetten Kur’an’ın sönmez ve söndürülemez nuru ile kurtarmaya muvaffak olmuştur.
Üstad Bediüzzaman’ın ifadesiyle: “Elleri bağlı, zaif ve hasta bir tek adama ordular taarruz ettiği” halde, O, bu gayesinden dönmemiş, davasından zerre kadar taviz vermemiş, eğilmemiş, yılmamış ve yıkılmamıştır. Osman Yüksel Serdengeçti’nin ifadesiyle “Başı Ağrı Dağı kadar dik ve mağrur. Hiçbir zalim onu eğememiş. Hiçbir alim onu yenememiş.”
Bediüzzaman, sabır ve metaneti sayesinde gizli zındıka komitelerini tarumar etmiş ve bütün planlarını akim bırakmıştır. Onun beşer takatinin üstündeki bu harika metanet ve gayretini, sabır ve tahammülünü, celadet ve şecaatini tarih hakkıyla takdir edip, hayranlıkla yâd edecektir.
Evet, Bediüzzaman Hazretleri akıl almaz zulüm ve işkencelere maruz kaldığı halde, daima müsbet hareket metodunu uygulayıp, bedduayı bile menfi hareket saymış, talebelerine de sabrı ve müspet hareketi tavsiye etmiş; kendisine hapishanelerde yer hazırlayıp zulmedenlere bile hakkını helal ettiğini ifade etmiştir.
Şimdi dünyanın her tarafında hem kemiyeten ve hem de keyfiyeten büyüyen azim bir cemaat var. Bediüzzaman Hazretlerinin “Ben rahmet-i İlâhîden ümit ederim ki, mevtim, hayatımdan ziyade dine hizmet edecek…” (Mektubat) müjdesi tahakkuk etmektedir. Bediüzzaman Hazretleri yapılan eza ve cefalara tahammül ederek yazmış olduğu altı bin sahifelik bir marifet hazinesini alem-i insaniyete miras bırakarak huzurla huzur-u İlâhiyeye gitmiştir.
Dipnotlar:
(1) bk. Şualar, On Dördüncü Şua.
(2) bk. a.g.e., On Birinci Şua, Dördüncü Mesele.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü