"Bir vakit ihtiyarlık, gurbet, hastalık, mağlubiyet gibi vücudumu sarsan arızalar..." Buradaki mağlubiyetten maksat ne olabilir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Fıtratımdaki hadsiz aczimle beraber, ihtiyarlık ve gurbet ve kimsesizlik ve tecridim içinde ehl-i dünya desiseleriyle, casuslarıyla bana hücum ettikleri hengâmda kalbimde dedim: 'Elleri bağlı, zayıf ve hasta bir tek adama ordular taarruz ediyor. O biçarenin (yani benim için) bir nokta-i istinad yok mu?"(1)

Üstadımız bu ifadeleri ile mağlubiyeti “elleri bağlı, zayıf ve hasta bir tek adama ordular taarruz ediyor” şeklinde izah ediyor. Yani devlet ordusu, hükümeti, basın ordusu ve emniyeti ile Üstadı mutlak bir tecrid altına alıp her şeyden mahrum bir vaziyete sokuyor. Bu da zahiren bir mağlubiyet mânasına geliyor.

Üstadımızın üzerinde o denli bir tecrid ve tarassud tatbik ediliyor ki, bir insanın buna tahammül etmesi âdeta imkânsız. Hiçbir âlim Bediüzzaman kadar eza ve cefaya, zulüm ve baskıya maruz kalmamıştır. Bediüzzaman Hazretleri bu elim vaziyeti ve vahim manzarayı şöyle ifade etmektedir:

“Seksen küsûr senelik bütün hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum. Bütün ömrüm harb meydanlarında, esaret zindanlarında yahut memleket hapishanelerinde, memleket mahkemelerinde geçti. Çekmediğim cefa, görmediğim eza kalmadı. Divan-ı harblerde, bir câni gibi muamele gördüm; bir serseri gibi memleket memleket sürgüne yollandım. Memleket zindanlarında aylarca ihtilâttan menedildim. Defalarca zehirlendim. Türlü türlü hakaretlere mâruz kaldım. Zaman oldu ki hayattan bin defa ziyade ölümü tercih ettim. Eğer dinim intihardan beni menetmeseydi, belki bugün Said topraklar altında çürümüş gitmişti.” (Tarihçe-i Hayat)

Üstad Hazretleri akıl almaz eza ve cefalara maruz kaldığı halde, ulvî gayesinden dönmemiş, davasından zerre kadar taviz vermemiş, eğilmemiş, yılmamış ve yıkılmamıştır. 0, izzet-i imaniyesinden aldığı kuvvetle gizli zındıka komitelerini tarumar etmiş ve bütün planlarını akim bırakmıştır. Onun beşer takatinin üstündeki bu harika metanetini ve eşsiz sabrını celadet ve şecaatini tarih hakkıyla takdir edip, hayranlıkla yâd edecektir.

İşte bu ağır baskı ve tecrid “Allah bize yeter; o ne güzel vekildir.” (Âl-i İmrân, 3/173) ayetini tam mânası ile hissettiriyor. Bu ayetin verdiği manevî imdad ve muavenet hakkalyakin bir seviyeye çıkıyor.

1) bk. Şualar, Dördüncü Şua.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...