"Bu müdhiş zamanda ve dehşetli düşmanlar mukabilinde ve şiddetli tazyikat karşısında ve savletli bid'alar,.." ne demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu zamanın dehşetli düşmanları materyalist ideolojilerdir. Organize olarak ve birer şahs-ı manevi halinde çalışan, masonluk, komünizm, siyonizm ve her çeşit ahlaksızlık cereyanları dine düşmandırlar.

Çeşitli menfi cereyanlarının, imansızlığın ve sefahat ateşinin her tarafı kasıp kavurduğu, Kur’ân’a ve imana hizmet eden bütün ilim ve irfan erbabının her türlü zulüm, istibdat, hapis ve sürgün gibi eza ve cefalara maruz kaldığı böyle dehşetli bir asır görülmemiştir. Üstadın zamanında bütün medreseler ve bir çok cami ibadete kapatılmış, Kur’ân okumak ve Arapça öğrenmek yasaklanmış, ezanlar Türkçe okutulmaya başlanmıştı.

Üstad Hazretleri’nin ifadesiyle;

“Zulüm, başına adalet külâhını geçirmiş; hıyanet, hamiyet libasını giymiş; cihada bagy (eşkıyalık) ismi takılmış, esarete hürriyet namı verilmiş. Ezdad, suretlerini mübadele etmişler.” (Mektubat)

1918-1991 yılları arasında komünizm fikri dünyanın yarısını hâkimiyeti altına almış idi. Diğer ideolojiler de başka yollarla dini ve ahlakı tahrip etmişlerdi. Mesela kapitalist sistemde helal ve haram kavramı yoktur; faiz, kumar, içki, fuhuş gibi menhiyatları ticari bir sektör olarak görülür.

Şiddetli tazyikat ise, bu menfi cereyanların, batıl fikirlerin, dinsizliğin ve her türlü ahlaksızlığın yayılması ve yerleşmesi için baskı ve zulüm yapılmasıdır. Mesela, 1918’de Rusya'da kurulan komünist rejim kendini tesis etmek adına milyonlarca insanı ya katletmiş ya hapsetmiş ya da sürgün etmiştir. "Allah" diyen kurşuna dizilmiş ya da idam edilmiştir. Benzer ideolojiler de benzer yolları denemişlerdir.

Üstad Hazretlerinin yirmi sekiz yıl sürgün ve hapis hayatı yaşaması, şiddetli tazyikat değil de nedir? Himmet erbabı, hiçbir tarihte, onun zamanındaki gibi eza ve cefaya maruz kalmamıştı.

Üstad Hazretleri bu müthiş manzarayı şöyle ifade etmektedir:

“Seksen küsûr senelik bütün hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum. Bütün ömrüm harb meydanlarında, esaret zindanlarında, yahut memleket hapishanelerinde, memleket mahkemelerinde geçti. Çekmediğim cefa, görmediğim eza kalmadı. Divan-ı harblerde, bir câni gibi muamele gördüm; bir serseri gibi memleket memleket sürgüne yollandım. Memleket zindanlarında aylarca ihtilâttan menedildim. Defalarca zehirlendim. Türlü türlü hakaretlere mâruz kaldım. Zaman oldu ki hayattan bin defa ziyade ölümü tercih ettim. Eğer dinim intihardan beni menetmeseydi, belki bugün Said topraklar altında çürümüş gitmişti.” (Mektubat)

Evet, imansızlık yangınını söndürmek isteyen Bediüzzaman’a her taraftan hücum edilmekte idi. Kendi ifadesiyle: “Elleri bağlı, zaif ve hasta bir tek adama ordular taarruz ettiği” halde, O, gayesinden dönmemiş, davasından zerre kadar taviz vermemiş, eğilmemiş, yılmamış ve yıkılmamıştır. Çünkü 0, izzet-i imaniyesinden aldığı kuvvetle gizli zındıka komitelerinin bütün planlarını akim bırakmıştır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...