"Bu müdhiş zamanda ve dehşetli düşmanlar mukabilinde ve şiddetli tazyikat karşısında ve savletli bid'alar..." ne demektir? Bizler gayet az, zayıf, fakir ve kuvvetsiz miyiz?
Değerli Kardeşimiz;
Bu zamanın dehşetli düşmanları materyalist ideolojilerdir. Organize olarak ve birer şahs-ı manevi halinde çalışan, masonluk, komünizm, siyonizm ve her çeşit ahlaksızlık cereyanları dine düşmandırlar.
Çeşitli menfi cereyanlarının, imansızlığın ve sefahat ateşinin her tarafı kasıp kavurduğu, Kur’an’a ve imana hizmet eden bütün ilim ve irfan erbabının her türlü zulüm, istibdat, hapis ve sürgün gibi eza ve cefalara maruz kaldığı böyle dehşetli bir asır görülmemiştir. Üstad'ın zamanında bütün medreseler ve bir çok cami ibadete kapatılmış, Kur’an okumak ve Arapça öğrenmek yasaklanmış, ezanlar Türkçe okutulmaya başlanmıştı.
Üstad Hazretlerinin ifadesiyle;
“Zulüm, başına adalet külahını geçirmiş; hıyanet, hamiyet libasını giymiş; cihada bagy (eşkıyalık) ismi takılmış, esarete hürriyet namı verilmiş. Ezdad, suretlerini mübadele etmişler.” (Mektubat, Hakikat Çekirdekleri: 35)
1918-1991 yılları arasında komünizm fikri dünyanın yarısını hâkimiyeti altına almış idi. Diğer ideolojiler de başka yollarla dini ve ahlakı tahrip etmişlerdi. Mesela, kapitalist sistemde helal ve haram kavramı yoktur; faiz, kumar, içki, fuhuş gibi menhiyatları ticari bir sektör olarak görülür.
"Şiddetli tazyikat" ise, bu menfi cereyanların, batıl fikirlerin, dinsizliğin ve her türlü ahlaksızlığın yayılması ve yerleşmesi için baskı ve zulüm yapılmasıdır. Mesela, 1918’de Rusya'da kurulan komünist rejim kendini tesis etmek adına milyonlarca insanı ya katletmiş ya hapsetmiş ya da sürgün etmiştir. "Allah" diyen kurşuna dizilmiş ya da idam edilmiştir. Benzer ideolojiler de benzer yolları denemişlerdir.
Üstad Hazretlerinin yirmi sekiz yıl sürgün ve hapis hayatı yaşaması, şiddetli tazyikat değil de nedir? Himmet erbabı, hiçbir tarihte, onun zamanındaki gibi eza ve cefaya maruz kalmamıştı.
Üstad Hazretleri bu müthiş manzarayı şöyle ifade etmektedir:
“Seksen küsûr senelik bütün hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum. Bütün ömrüm harb meydanlarında, esaret zindanlarında yahut memleket hapishanelerinde, memleket mahkemelerinde geçti. Çekmediğim cefa, görmediğim eza kalmadı. Divan-ı harblerde, bir câni gibi muamele gördüm; bir serseri gibi memleket memleket sürgüne yollandım. Memleket zindanlarında aylarca ihtilâttan menedildim. Defalarca zehirlendim. Türlü türlü hakaretlere maruz kaldım. Zaman oldu ki hayattan bin defa ziyade ölümü tercih ettim. Eğer dinim intihardan beni menetmeseydi, belki bugün Said topraklar altında çürümüş gitmişti.” (Tarihçe-i Hayat, Isparta Hayatı)
Evet, imansızlık yangınını söndürmek isteyen Bediüzzaman’a her taraftan hücum edilmekte idi. Kendi ifadesiyle: “Elleri bağlı, zaif ve hasta bir tek adama ordular taarruz ettiği” (bk. Şualar, 4. Şua, İkinci Mertebe-i Nuriye-i hasbiye) halde, o, gayesinden dönmemiş, davasından zerre kadar taviz vermemiş, eğilmemiş, yılmamış ve yıkılmamıştır. Çünkü o, izzet-i imaniyesinden aldığı kuvvetle gizli zındıka komitelerinin bütün planlarını akim bırakmıştır.
"Bizler gayet az ve zayıf ve fakir ve kuvvetsiz olduğumuz halde..."
Bu ifadeler Risale-i Nur'un telif dönemini ifade ediyor ve o döneme mahsustur, yoksa Nur talebeleri sürekli az ve zayıf ve fakir ve kuvvetsiz kalacaklar anlamında değildir. Nur talebelerinin sayısı sürekli çoğalıyor gelişiyor, güçleniyor; inşallah ileride daha da çoğalacak ve güçlenecektir.
Üstad'ın dönemi -tabirde hata olmasın- Müslümanların Mekke dönemine benziyor, sonra Müslümanlar güçlenerek çoğalıyorlar ve Medine dönemi hasıl oluyor; benzer bir mana Nur talebeleri için de geçerlidir. Üstad'ın dönemi çok zor ve dehşetli idi deccalizm ile uğraşmak zorunda idi. Ama deccalizm zaman içinde eriyip bitecek Risale-i Nur hareketi ise katlanarak güçlenerek büyüyecek inşallah...
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü