"Lazım-ı eammın vücuduyla, melzum-u ehassın vücudunu intaca çalışan akim bir kıyasın neticesidir." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Şu tabiat ve kuvâ-yı umumiye tesmiye ettikleri emirler, kat'iyen aklı ikna edecek ve fikre kendini beğendirecek ve nazar-ı hakikat ona ünsiyet edecek hiçbir mülâyemet ve münasebet yok iken ve şu kâinata illet ve masdar olmaya kabiliyeti mefkud iken, mahzâ Sâniden tegafül ve intizamın ilcâından tevellüt eden yalnız ıztırarla veleh-resan-ı ukul olan kudretin âsârını şu matbaa-misal olan tabiatın san'atından görmek, tabiatı mistar iken mastar tahayyül etmek, 'lâzım-ı eamm'ın vücuduyla, 'melzum-u ehass'ın vücudunu intaca çalışan akîm bir kıyasın neticesidir. Evet, şu kıyas-ı akim, dalâlet ve hayret vadilerine çok yolları açmıştır." (1)
1. İzah
Öncelikle iki kelimenin anlamalarını verelim ve bazı misaller üzerinden kavramları tespit edelim
Lazım: Gerekli olan (Olması gereken, zorunlu olan şey).
Melzum: Gerektiren (O şeyi zorunlu kılan, varlığı ona sebep olan şey).
Şu cümleyi inceleyelim;
Madrub, elbette dâribe delalet eder. Sanatlı bir eser, sanatkârı icab eder. Veled, vâlidi iktiza eder.
Burada;
Madrub melzum, darib lazım.
Sanat melzum, sanatkâr lazım.
Veled melzum, valid lazım.
- Bu kısa girişten sonra metin tahliline geçelim
"İşaret: Şu tabiat ve kuva-yı umumiye tesmiye ettikleri emirler, kat'iyyen aklı ikna edecek ve fikre kendini beğendirecek ve nazar-ı hakikat ona ünsiyet edecek hiçbir mülâyemet ve münasebet yok iken ve şu kâinata illet ve masdar olmaya kabiliyeti mefkud iken, mahza Sâni'den tegafül ve intizamın ilcaından tevellüd eden yalnız ızdırar ile veleh-resan-ı ukûl olan kudretin âsârını şu matbaa-misal olan tabiatın san'atından görmek, tabiatı mistar iken masdar tahayyül etmek; lâzım-ı eammın vücuduyla, melzum-u ehassın vücudunu intaca çalışan akîm bir kıyasın neticesidir. Evet şu kıyas-ı akîm, dalalet ve hayret vâdilerine çok yolları açmıştır." (Muhakemat, Üçüncü Makale (Unsuru'l-Akide), Birinci Maksat.)
- Metni kelime kelime tahlil edelim. Bu ifadenin az üstünde şöyle bir cümle var;
"Âlem-i şehadet denilen, cesed-i hilkatin anasır ve a'zâsının ef'allerini intizam ve rabt altına alan şeriat-ı fıtriye-i İlahiye vardır. İşte şu şeriat-ı fıtriyedir ki, 'tabiat' veya 'matbaa-i İlahiye' ile müsem madır. Evet tabiat, hilkat-i kâinatta cari olan kavanin-i itibariyesinin mecmu' ve muhassalasından ibarettir." (bk. age., ay.)
Bu izahtan; tabiat denen şeyin aslında, fıtratta cereyan eden kanunların muhassalı olduğu anlaşılıyor. Dolayısıyla, kanunların icrası neticesinde kâinat var oluyor; Üstad bunu matbaa ve kitap teşbihiyle zihne yakışlaştırmış.
- Öyleyse varlık için şöyle bir çıkarım söz konusu;
Kudret var, Matbaa var, Eser var. Kudret masdar, tabiat misdar, kâinat (intizam vs) eser.
Kudret ve iradenin varlığının muhakkakiyetiyle beraber, mevzunun tabiat ve eser noktasına odaklanalım.
- Tabiat (kanunlar) ve eser (neticeler).
Burada eserler melzum, kanunlar lazımdır. Tıpkı basılı kitap melzum, matbaa lazım olduğu gibi. Ancak burada tevhid hususunda keskin bir nokta var. Kanunlar masdar olmadığından, bu kıyas ontolojik (varlık) açısından akimdir. Çünkü eserin varlığı kanunların var ettiği şeklinde ifade edilemez. Kanunu misdar kılan bir masdara ihtiyaç vardır ki o da kudreti ilahiyedir.
Yani lazım-ı eammın vücuduyla (lazım olan kanunların varlığı ile), melzum-u ehassın vücudunu (melzum olan eserin varlığını) intaca çalışan (kanunun arkasında icraatçı olan kudreti nazara almamak, mistarı mastar gibi göstermek, matbaayı tab eden gibi ifade etmek) akim bir kıyasın neticesidir.
2. İzah
"Şu tabiat ve kuvâ-yı umumiye tesmiye ettikleri emirler, kat'iyen aklı ikna edecek ve fikre kendini beğendirecek ve nazar-ı hakikat ona ünsiyet edecek hiçbir mülâyemet ve münasebet yok iken ve şu kâinata illet ve masdar olmaya kabiliyeti mefkud iken, mahzâ Sâniden tegafül ve intizamın ilcâından tevellüt eden yalnız ıztırarla veleh-resan-ı ukul olan kudretin âsârını şu matbaa-misal olan tabiatın san'atından görmek, tabiatı mistar iken mastar tahayyül etmek, 'lâzım-ı eamm'ın vücuduyla, 'melzum-u ehass'ın vücudunu intaca çalışan akîm bir kıyasın neticesidir. Evet, şu kıyas-ı akîm, dalâlet ve hayret vadilerine çok yolları açmıştır." (bk. age., ay.)
Tabiatı mistar iken masdar tahayyül etmek
Mistar, kendisiyle çizim yapılan, masdar ise bir şeyin kaynağı demektir. Tabiat, ilahi icraatın bir aleti durumundadır, ama bu icraatların kendisinden suduru söz konusu değildir. Mesela cetvel, çizimlerde bir alet olarak kullanılır. Ama aklı başında bir insan “Bu çizimleri cetvel yapıyor.” demez.
Lâzım-ı eammın vücuduyla, melzum-u ehassın vücudu
Burada şu mantık kavramlarını görmekteyiz: Lazım, lazım-ı eamm, melzum, melzum-u ehass, akîm kıyas. Mesela, “kitap matbaada basılır” dediğimizde matbaa lazım, kitap ise melzumdur. Bu matbaanın herhangi bir matbaa olması lazım-ı eamm, “falan matbaa” olması ise lazım-ı ehassdır. Kitabın herhangi bir kitap olması melzum-u eamm, “filan kitap” olması ise melzum-u ehassdır.
Bu durumda şunu söyleyebiliriz: Herhangi bir matbaanın varlığından “filan kitabın” varlığı lazım gelmez. Kitap matbaada basılır, ama matbaa kitap yazamaz! Yazdığını iddia etmek akim, yani neticesiz, sonuç vermeyen bir kıyastır, böyle bir önermeden böyle bir sonuca varılamaz.
Buna göre "…Tabiatı mistar iken masdar tahayyül etmek; lazım-ı eammın vücuduyla, melzum-u ehassın vücudunu intaca çalışan akîm bir kıyasın neticesidir." cümlesini şöyle anlayabiliriz: Allah, şu tabiatı bir matbaa gibi kullanmayı prensip edinmiştir. Yaratılan her varlık tabiat matbaasında basılan bir kitap gibidir. Ama kitap basmak için matbaanın lüzumundan “Öyleyse bu kitabı bu matbaa telif etmiştir.” sonucuna varamazsak, “Tabiattaki varlıklar tabiatın eseridir.” sonucuna da varamayız. Böyle bir kıyas “akim” bir kıyastır.
Akim Kıyas; “kendisiyle bir neticeye ulaşılmayan veya doğru netice vermeyen kıyas.” demektir. Çocuğu olmayan kimseye Arapçada “akim” denilir. Neticeler çocuklar gibidir.
İlgili ders videosu için tıklayınız:
- Prof. Dr. Şadi Eren, Muhakemat Dersleri (41. Bölüm: Tabiat Nedir?).
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü